Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur.
Bu memlekette “plansız altyapı” vardır.
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur…
Bu memlekette “dere yataklarının pervasızca yok edilmesi” vardır.
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur…
Bu memlekette “belediyeler tarafından temizlenmeyen rögar kapakları” vardır…
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur…
Bu memlekette, “kendi evinin önündeki su tahliye kanallarını temizlemekten aciz, her şeyi devletten bekleyen vatandaş topluluğu” vardır…
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur…
Bu memlekette “bile bile dere yatağına ev yapan vatandaş” vardır
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur.
Bu memlekette “denetim yapmayı bilmeyen memurlar” vardır.
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur…
Bu memlekette, “her türlü yasağı delmek için torpil arayan vatandaş topluluğu” vardır.
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur.
Bu memlekette “bile bile akan suyun önüne set çeken ve suyun yönünü değiştiren sistem” vardır…
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur…
Bu memlekette “pervasızca kendisini tüketen insanlardan, doğanın intikamı” vardır…
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur.
Bu memlekette “aşırı yağış bahanesinin arkasına saklanan sorumsuz sorumlular” vardır.
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur.
Bu memlekette “aşırı yağış var diyerek sorumluluklarını Allah’a havale eden beceriksiz yöneticiler topluluğu” vardır.
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur.
Bu memlekette “temizlenmeyen dere yatakları” vardır.
Bu memlekette “aşırı yağış” yoktur.
Bu memlekette “ayıbını doğaya atan sorumsuzlar” vardır.
Sadece Lefkoşalı şikayet ediyor
Siz hiç bu ülke çiftçisinden, “bu yıl fazla yağmur yağdı” ifadesini duydunuz mu?
Ya da, Su İşleri Dairesi’nin, “aşırı yağışlar nedeniyle barajlar taşıyor” dediğini…
Ya da Tarım Bakanı’nın, “aşırı yağışlar” nedeniyle tedbir aldığını…
Yağıştan şikayet eden sadece Lefkoşalılar…
Üstelik Lefkoşalıların Taşkınköy-Göçmenköylüleri…
Bir de sanayi bölgesi sakinleri.
Tümü de sonradan inşa edildi.
Tümü de bataklıklar, dere yatakları üzerine inşa edildi.
Tedbir alınmadı.
Herkes, kendini su basmasın diye bir bent çekti, suyu yolundan etti.
Elimizle ettik, şimdi herkes çekiyor.
Ya ıslanarak, ya tartışarak…
E ne imzaladınız?
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, Havadis Gazetesi tarafından gündeme getirilen ve kamuoyunda infial yaratan “cezaevindeki kişinin Devlet Tiyatroları Müdürlüğü’ne atanması” konusunda konuştu.
“İçimiz rahat değil. Hassasiyetimizi Serdar Denktaş’a ilettik. Gereğini yapacağını söyledi…”
Özeti bu.
Ama bu kadar basit mi?
Bu cümleden yola çıkarak, iki noktanın altını çizmek gerekiyor.
Birincisi bu atamanın altında Sayın Başbakan’ın da imzası var…
İkincisi, evet, bu hükümet koalisyon hükümeti ama hükümetin başı Sayın Özkan Yorgancıoğlu…
Elimde bir liste var.
İsterse Sayın Başbakan ile paylaşabilirim.
Telefon şirketlerinden tefecilere…
Bankalara, galerilere…
GSM şirketlerine…
Ve bir devlet kurumunun kasasını…
İtibarını…
Ülkenin en değerli “kültür” noktasını…
Büyük bir çıkmazın içine düşen adama emanet ediyoruz.
Öyle bir tablo var ki…
Maaşının beş katını alsa ne olacak?
Ve daha kötüsü, Sayın Serdar Denktaş, “borç alıp, kredi alıp ödememeyi”, “Suç değil” diyerek masumlaştırmaya çalışıyor.
Evet, insanlar zora düşer…
Dara düşer…
Çaresiz kalır…
Ama ayağını da yorganına göre uzatır.
Hele de, devletin kurumları, “iade-i itibar” yapılacak makamlar değildir.
Bu müdürün ayrıcalığı ne?
Neden cezaevindeki diğer benzer suçtan yatanlara da “iade-i itibar” yapılmıyor?
Dolayısı ile Sayın Serdar Denktaş’ın önce bilmeyerek attığı, sonra da sahip çıkmak için direnç gösterdiği bu atamaya, toplumun da sahip çıkması beklenemez.
Başbakan da, sıradan bir gazeteci olan benim gibi, “Bu atamayı bir daha değerlendirin Sayın Serdar Denktaş” diyerek, beklemeye geçmez.
Gereğini yapar…
































