Biliyorsunuz Ersin Tatar, “AB üstünden gelmezse aşıları kabul etmeyeceğiz” diye kendince bir çıkış yapıp, hemen sonrasında “u” dönüş gerçekleştirmişti. Toplumun, aşı hakkının elinden alınması karşısındaki feveranı etkili oldu. Bir de aşıları direkt AB’den almasının bir yolu olmadığı da herhalde kendisine söylendi. O noktadan itibaren, Cumhurbaşkanlığından yapılan bütün açıklamalarda, “AB’nin gönderdiği aşılar” falan diyerek, zevahiri kurtarmaya çalıştılar…
Bu aşılar konusunda bilinmesi gerekenler var. Avrupa Komisyonu’nun “Aşı Stratejisi” başlıklı genelgesi çok açık. Orada şöyle deniyor; “Komisyon, Üye Devletler adına, aşı üreticileri ile Gelişmiş Satın Alma Anlaşmaları yapar. Komisyon, belirli bir zaman diliminde, belirli bir fiyatta ve belirli sayıda aşı dozu satın alma hakkı karşılığında aşı üreticilerinin karşılaştığı ön maliyetlerin bir kısmını Acil Destek Aracından finanse edecektir. Bu finansman, Üye Devletler tarafından fiilen satın alınacak aşılar için bir ön ödeme olarak kabul edilecektir. Avrupa Yatırım Bankası’ndan kredilerle ek destek mümkündür”.
Yani AB Komisyonu, ilk etapta üyelerinin bir miktar alım yapabilmesi için kaynak veriyor, bundan sonrasını üyelerin kendilerinin finanse edeceğinden bahsediyor. İsterlerse bu finansman sırasında Avrupa Yatırım Bankası’ndan kredi alabilecekler…
AB ile bizim nasıl bir anlaşmamız olduğunu bilmiyoruz. Var mı, onu da bilmiyoruz. Bildiğimiz, bu aşılardan belli bir kısmının bize verilmesi konusunda AB’nin resmi bir kararı olmadığı. Sadece bir iyi niyet var. Bu uygulamanın peşine düşüp, sayıyı artırmak, Kıbrıs Türklerinin de bu aşılardan hakkı olduğunu sonuna kadar savunmak gerekirken, Ersin Tatar neredeyse aşıları reddedecekti. İlk başta ilaç yardımları geldiğinde, zamanın Cumhurbaşkanı Akıncı’yı kaçakçılıkla suçlayacak kadar kendinden geçtiği gibi… Ama yapamadı tabii.
Öyle veya böyle, aşıların ilk kısmı ülkeye geldi. Rum tarafı istese, bu aşıları ara bölgede bir çadır kurarak kimlik gösterene yapabilirdi. İnsani davrandılar ve aşılar KKTC yetkililerine teslim edildi. Şimdi normalde buna sevinmiş olmamız gerekirdi. Ama ne yazık ki, ilgilenmedik bile. Sebebi çok açık, Çin aşısının neredeyse yarısı plansız bir şekilde yandaşa yapıldı da ondan. Her yerden yeni kıyak örnekleri çıkıyor. Başbakan ilk defa duymuş gibi, “Böyle durumlar varsa Sağlık Bakanı araştırır” diyor. Geçmiş olsun, olan oldu…
Görüyorsunuz her gün nasıl yeni bir güven erozyonu yaratıyorlar, nasıl her gün adaleti, bilimi hiçe sayıyorlar. Ne yaptıklarını bilmeseler fazla dert etmeyeceğim de adaletsizlikte, adam kayırmacılıkta bilerek ve isteyerek ısrar ettikleri için bir an önce bu zihniyetten kurtulalım diyorum. Adamlar her dakika hepimizle dalga geçiyorlar…

ŞAŞIRDIK MI? HAYIR…
Daha yenile değişen bir Bulaşıcı Hastalıklar Yasası orada dururken, bu yasa tahtında kurulan Kurul’un “sokağa çıkma yasağı ilan etme hakkı yoktur” gerekçesine sarılarak, tüm kararlarını iptal eden bir yürütme, bugün artık kimseyi şaşırtmıyor. O kadar çok yasa ihlali var ki? Bu da bunların normali.
Alt kurulları oluşturulmadan kurulan Üst Kurul’a yine de güvenle baktık. Aman dedik, içinde hekimler var, nihayet sonunda teknik bir kurul olacak, biz de yanlış yapılmadığından emin olacağız. Hiç de öyle olmadı. Siyaset, Sağlık Bakanı’na, yetki aşımı için dayatma yaptı. Hiç tersini söylemeyin. Sayın Pilli’nin o basın toplantısındaki ifadesi ve söyledikleri her şeyi izah ediyordu. Nitekim gece gitti, revize bile edemeyeceği kararları, toptan ortadan kaldırdı. Hukuk profesörü Tufan Erhürman noktayı koydu; “Ağır yetki tecavüzü”…
Peki, sokağa çıkma yasağı konusunu kılıfına uydurdunuz da Kurul’un diğer kararları kime battıydı? O kararın içinde gece kulüpleri ve kumarhanelerin de kapanması vardı. O maddeyi niye ortadan kaldırdınız? Başbakan Meclis’te bir sürü martaval okudu, bunlardan hiç bahsetmedi. Oysa mentalite asıl bunda gizliydi. Niye kapatamıyorsunuz kumarhaneleri, gece kulüplerini? Bana cevap vermezler ama keşke muhalefet açıkça bunu da sorsaydı.
Daha da kötüsü, Ersan Saner’in Meclis’teki konuşmasından anladık ki, Kurul’un bağımsızlığı kendilerini fena halde rahatsız etmiş. Diyor ki, içinde daha çok bürokratın olduğu bir kurul olsunmuş. Nedeni ortada, kendilerini zora sokacak, siyasi eğilimlerini engelleyecek kararlar alamayacak, ellerinde oyuncak bir kurul olsun. Ona kurul denebilir mi? O olsa olsa bir komite olur, siyasilerin dediğini yapar o kadar. Hatta kalktı, yasayı bunun için bir daha değiştirmeyi önerdi. Bakın göresiniz, en kısa sürede, bunca işin arasında bunu da Meclis’e getirecekler.
Onların KKTC anlayışı, varlıklarını borçlu oldukları yerler farklı, sizin savunduğunuz KKTC ve onun yasaları farklı…
YERİN KULAĞI VAR
ANAYASA BİR DAHA DELİNDİ:
Yasa delicilikte sınır tanımıyor hükümet. Taşınmaz Mal Yasası’nı Yasa Gücünde Kararname’yle çıkaramayacakları ortaya çıkınca, ufak bir bypass yapıp, komiteye gönderdiler, yasalaştırmak istediler. Oysa değişen bir şey yoktu. Hala görüşülen yasa dışı Yasa Gücünde Kararname taslağıydı. Hukuka uygunluk için, onun geri çekilip, yasa önerisi olarak sunulması gerekiyordu. Fazilet Özdenefe bağırıyordu, “Vergide kanunilik ilkesini çiğniyorsunuz” diye. En temel hukuk kaideleri çiğneniyor da Başsavcı bunlara nasıl onay veriyor, onu anlamak mümkün değil. Öylesine alıştılar ki, Meclis muhalefetiyle durdurmanın da yolu yok. Aldığımız duyumlara göre, bu da yargıya gidecek…
ORTADA OLMAYAN PARAYI VERECEKLER:
Şimdi bir dakika; Maliye Bakanı Ocak maaşlarının ödenmesi için 100 milyon eksik olduğunu söylüyor, borçlanabilmek için bütçeyi bekleyeceklerini söylüyordu. Sonra, memurun HP’nı vermemeye karar verdiler. Onun da 100 milyon lira civarında olduğu ortaya çıktı. Şimdi bunu özel sektöre vereceklermiş destek için. Yani olmayan parayı, borçlanamayacakları parayı. Özel sektördeki arkadaşların zaten çok da inanmadıklarını biliyoruz. Ama işin gerçeği, ortada herhangi bir para olmadığı…
DEVAMSIZ MECLİS BAŞKANI: Meclis Başkanı ve Yardımcısı nihayet seçildi, bir rezil gündemden daha kurtulduk. Ancak, Meclis çalışmalarına hiçbir katkısı olmadığı gibi, oturumlara da katılmayan biri şimdi Meclis Başkanı oldu. Komitelerde canını yiyen vekiller de onu seçtirmek için sıraya girdiler. Olmaz olsun böyle siyaset de particilik de.
BELEDİYELERE HALA YETKİ VERİLMEDİ:
Bulaşıcı Hastalıklar Yasası’nda son yapılan değişiklikte, belediye kolluk görevlileri veya belediye sağlık personeline idari para cezası ve kapatma cezası verme yetkisi verilebiliyor. Aradan 4 ay geçmiş, lütfen belediyelerle toplanmışlar, ama hala yetki verilmemiş. Olağanüstü Hal kararından korktukları gibi, yerel yönetimlerden de korkuyorlar. Siz de denetim yapılmıyor diye derdinize yanın. Sanki bilerek denetimden kaçıyorlar gibi bir durum var…
BEYNİMİZ YANDI:
Bir ülke düşünün ki bir yıldır pandemi ile uğraştığını zannediyor. Ama hala daha önceliklerinin ne olduğu konusunda kafalar karışık. Mesela önceliğimiz sağlık mı, ekonomi mi? Kapalı mıyız, açık mıyız,
yoksa gındırık durumunda mıyız? Sorun bizde mi, yoksa hükümette mi? Bu dönemde sağlık kurulunun kararları mı, yoksa Bakanlar Kurulu kararları mı geçerli? Vatandaş sabah akşam bunları düşündükçe kafayı yiyor…
NE OLDU O SEÇİM KONUSU:
Daha bir hafta önce Meclis Başkanlığına kendi adayını seçtiremeyen Ersan Saner buna çok kızmış ve kendince meclisi cezalandıracağı düşüncesiyle, ekim ayından önce erken bir seçim çağrısı yaparak muhalefetten seçim tarihini belirlemelerini istemişti. Ama görüyoruz ki o gün erken seçim isteyen başbakan bu konuda henüz bir adım atmamış. Sorulduğunda da konuyu geçiştirip, kendince zaman kazanmaya çalışıyor… Neydi sahi o kafa tutma halleri?
































