Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Arzzuhalimdir!

Kaç okuyucum var… Genç midirler yaşlı mı? Solcu sağcı mıdırlar? Yazılarımı okurken söverler mi yoksa sayarlar mı? Hiç bilmiyorum!

Yazarken bunları hiç düşünmem!  Düşünseydim “popülist” bir köşeci olurdum her halde!

Buna karşın tek tahammülsüzlüğüm yazdıklarıma “yalandır” denmesidir!

Çünkü hem siyasi hem de sosyoekonomik sorunları Köşemden ayazlatırken, yazdıklarıma hep inandım… İnsansam eğer inançlarıma tükürmem! “Yanlış” söylerim ama yalan söylemem!

Irkçı değilim! Fakat herkes gibi bende de “aidiyet ve vatanseverlik” duygusu var. Doğup büyüdüğüm, ekip biçtiğim, terimi akıttığım toprakları severim… Onlar için, evet mücadele ederim… Siyasi sorunu da bu “sevginin” üzerine oturturum!

Yukarıdaki anlatımımla günah çıkarmadım! Sadece zaman zaman gıyabımda olagelen bir iki tatsız saldırıya dolaylı cevap verdim… Benim derdim Rum düşmanlığı falan değil… Olamam da zaten! Derdim KKTC’yi egemen vatanım ve devletim olarak görmek istememdir!

ÇÜNKÜ Yıllardır Türk düşmanlığıyla yatıp kalkan bir toplumla bu adada ne köy olur ne kasaba! Kaldı ki bir çözüm sonucunda nüfusuyla Truva atı gibi içimize karışacak Rum ve Yunan ikilisinden de korkarım.. Bu nedenle evet iki komşu olarak ilişkiler kurulabilir ama “federal çatı altında birleşik Kıbrıs” gibi tehlikeli bir çözümü düşünmem mümkün değildir… Müzakere olacaksa Kuzey’deki ve Güney’deki Rum malları üzerine olacak. Mahsuplaşacağız bir, 1958’den beridir söndürdüğü, öldürdüğü, kıydığı, kurşunlayıp toplu mezarlara koyduğu, yaktığı, yıktığı, göçe zorladığı Türk halkına hem mahkemelerde hesap verecek hem tazminat! Asıl ve adilane çözüm de bu olacak…  

 

**********

SKURİDİS, TÜRK HALKINI ÇOK İYİ ANLADI!

Bir süredir Kozanköy’de ev inşaatı başlatan Rum Skuridis’i izliyorum. Medyada fotoğrafı da çıkmış, kır ve pos bıyıklarıyla biraz da yaşlıca olmalı!

Kozanköy’deki arazisi üzerinde ev inşa etmeye başlaması köyde ikamet eden Türk yurttaşların canını sıkmış vaz geçirmeye çalışıyorlar. Buna karşın Skuridis “korkmuyorum” diyor!

FAKAT kendisini asıl “önemli” kılan “artık Koazanköy’ün 1974’de terk ettikleri köy olmadığını, çok geliştiğini ve kendi de bu köye tekrar dönmek konusunda köydeki ortamın kendisine güven verdiğini” söylemesidir… Bir Rum insanının “gelişmiş ve güvenli Kuzey” imajını çakmasını çok sevdim hatta gurur duydum. (Ki kimsemiz o güveni Güney’de bulamaz hele ikamet etmek ne demek, mümkün değil! Buna karşılık imkân tanındığında kim bilir kaç yüzlerce Rum daha Kuzey’e dönebilir…)

PEKİ bu Rumun yarattığı sevimli imaja karşın, gerçekte biz neyiz Kuzey’de?

Cevap vermeden önce vakti zamanında 15 yıl inşaat mühendisi olarak Libya’da çalışan bir arkadaşımın anlattığını anlatayım. “Libya’da Kaddafi döneminde ekilebilen topraklar o kadar değerli ve önemliymiş ki bunların üzerine tek taş dikmenin cezası bile hapislikmiş, idammış!” Ya bizde?

GEÇENLERDE Hayvancılarla Çiftçiler yine feryat ediyorlardı: “Tarım arazilerimiz yok oluyor!” İspatına da gerek yok! Mağusa’dan Lefkoşa’ya Karpaz’a, Lefkoşa’dan Girne’ye Güzelyurt’a giderken zaten duyduğunuz acılarla batarlar gözlerinize!

Dönümlerce “ekilip bağ bahçe olacak” toprakların üzerinde küme küme evler, apartmanlar görürsünüz! Gidin Yeni İskele’ye. O “Bahçeler” dediğimiz mümbit, bir zamanların meyve sebze deposu yeşil alanlar şimdi villalar, apartmanlarla doldurulmuş!

Sonra ne oluyor ama? “Bir kilo bile olmayan paketlerde, (TC’den değil çünkü orada da tarım sektörü batmış) Mısır’dan ithal edilen nohutlar 15 liraya satılıyorlar?

Ki bir zamanlar Kuzey’de nohut da yetişirdi fasulye de!

…YILLAR önce “hem beş yıllık hem de yıllık plan ve programlar yapılırdı. Tutun ki “makro- mikro planlar… Uygulanırlar mıydı? Tabi ki hayır! Fakat olması gereken yapılırdı çünkü bugün üniversiteye giden öğrenci dört yıl sonra bu memleketin yetişmiş insanı olarak devletten aş, iş ve yaşam hakkı isteyecek!

Yıllarımızı “gelişip şişinen memlekete karşılık” yetişemediğimiz, denetleyemediğimiz sorunların altında ah vah ederek geçiriyoruz! “Yaptık yapacağız” gibilerinden fiil kipleri çekerek zamanları boşu boşuna aşındırıyoruz!

HA sahi: Tabi ki Skuridis bizden korkmamalıdır! Fakat biz korkmalıyız! Çünkü aramıza on, on beş Skuridis daha gelse akıttıkları terleriyle toprağa da sahip çıkarlar, zaten becerikliler, ticareti de ele geçirirler… Kale içten geçirildi mi ele, müzakerelere de gerek kalmaz tabi!  

**********

 

“SAFFET SOYKAL”

Heyecanına doyamayan, heyecanlandıkça; sakin sakin akarken birdenbire coşan, yatağından taşan sular gibi bir “heyecanlı” insandı…  

Mükemmel Rumcası onu belki Rum tarafına yönelik medyaya ilişkin “propagandamızın” başı çeken duayeni yapmıştı ama Soykal’ın asıl büyüklüğü Kıbrıs siyasi sorununu çok iyi bilmesiydi.

Irkçı mıydı? Hayır! Ancak Rum tarafına hiç güvenmediydi! Çünkü artık sayılarının iyicene azaldığı o 1960’lar kuşakları ve Soykal Kıbrıs sorununu bugünlere kadar, bizzat yaşadılardı!

…Onunla ne zaman karşılaşsak hep acelesi varmış gibi bir ayağı önde diğeri arkada, söyleyeceklerini söyler, öyle ayrılırdı. Söyledikleri de Rum mezalimiydi, Rum kumpaslarıydı hep… Zaman zaman gazeteciler taifesi olarak Türkiye’deki bazı ziyaret ve etkinliklere birlikte katılmıştık… Namazında niyazında bir korkusuz vatanseverdi. Allah gani gani rahmet eylesin…