GİAD eski Başkanı iş adamı Arsen Angı, sadece son bir haftada yaşanan felaketleri sıralamış, isyan ediyor…
“Kıbrıs’ta mazbata mağdurları yoktur borcunu ödememeyi özendiren bir yargı ve siyasi sistemimiz vardır” diyor…
“Doktoroğlu’nun önünde su baskını yoktur, dere yataklarına yapılmış sanayi bölgemiz vardır.”
“Alakasız ve hatta hapiste yatan insanları müdür atayan hükümet yoktur, barem, müşavirlik, rüşvet v.b. mammaları yemek için yarışan halkın önemli bir kesimi vardır!”…
Sonunda da diyor ki, “Görüş açımızı biraz değiştirebilirsek sorunların kaynağının ve çözümünün nerelerde olduğunu fark edebiliriz…”
Yani… Demek istiyor ki, şu anda şikayet ettiğimiz her yanlışın altında bizim, hepimizin imzası var.
Angı’nın sıraladıklarına daha çoklarını da ekleyebilirsiniz.
Mesela, 7 bin lira maaşlı danışman atanması…
Aynısı UBP zamanında yapıldığında, yeri göğü inletenler, sosyalizmden, sosyal adaletten, kamu hukukundan bahsedenler, statüko derken, bunları kastedenler, güç ellerine geçti mi, statükoyu kendi lehlerine kullanmayı içlerine sindiriyorlarsa daha ne olsun…
Kamunun dayanılmaz hantallığından şikayet edenler, siyasilerin kapısında iş talep edenler değil mi?
Arka kapıdan alınanlar, bir sonraki iktidar tarafından ön kapıdan atıldıklarında şikayet hakları var mı?
Sokakların pisliğinden şikayet edenler, arabada içtikleri suyun şişesini sokağa fırlatanlar değil mi?
Kentin köhnemişliğinden, kent dokusunun değişmesinden şikayet edenler, kendileri kent dışına villalar yapıp, o “korunması gerekir” dedikleri yerleri terk edenler değil mi..?
Bir önceki iktidarın seçim istihdamlarına karşı eylemler yapan bir sendika, aynı batık kuruma başka bir idare tarafından yapılan istihdamlara ses çıkartmıyorsa ve o kurum özelleştirmeye bir o kadar daha yaklaşıyorsa, kimi kime şikayet edecek söyler misiniz..?
Koruma altındaki Karpaz’da, karavan adı altında gecekondular yapan insan topluluğunun, kaçak inşaatlardan şikayet etmesi beklenebilir mi..?
Ya kendi tarlalarını zehirleyenler… Maydanoza hormonu basan, başka birinin ürettiği zehirli patatesi yemeye layık mıdır, değil midir..?
Daha bir kaç yıl önce adı şaibelere karışan, ya da tuttuğu makamda başarısız olan ve bu yüzden görevden alınanları, yeniden seçenler mi suçlu, yoksa dön dolaş aynı makam koltuğuna oturanlar mı..?
Eğer biz, kendimiz yasalara, kurallara, ahlaka aykırı hareket eder, kişisel taleplerimizde kural tanımazlığı içimize sindirirsek, siyasiler ne yapsın?
Onlar da talebe göre arz yapıyorlar.
Angın’ın dediği gibi, asıl sorun bu gerçekten…
YERİN KULAĞI VAR
GEREĞİNİ SEN YAPACAKSIN:
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, Tiyatrolar Müdürlüğü’ne yapılan ve kamuoyunda büyük tepki gören atamayla ilgili olarak Yardımcısı Denktaş’tan gereğini yapmasını istemiş en sonunda… Şimdi adama sormazlar mı, atamayı yaparken aklınız neredeydi diye..? Altında kendi imzasının olduğunu unuttu mu, toplumdan bu kadar tepki gelmeseydi yine de görevden alınmasını ister miydi acaba… O “gereği”, Başbakan olarak siz yapmak zorundasınız Sayın Yorgancıoğlu…
TİYATROLAR MÜDÜRÜ’NÜN DOSYASI KABARIK:
Serdar Denktaş tarafından Tiyatrolar Müdürlüğü’ne atanmak istenen kişiyle ilgili duyumlar geliyor. Mağusa’dan arayan eski bir siyasi, söz konusu şahsın bazı “alışkanlıkları” olduğunu, geçmişte bir dönem yine bir atamasının gündeme geldiğini ve Başsavcılığın olumlu yanıt vermediğini anlattı. Burada sorulması gereken soru, “Denktaş’ın bu şahsı atamadaki ısrarı neden” olmalı diye düşünüyorum…
NASIL AGRESİF OLMASINLAR:
“Agresif çıkışlara yer yok” diyor Başbakan. Kastettiği Profesör Abdullah Öztoprak konusu. İstifalar, protestolar ve dava hazırlığı. E bu kadar göstere göstere adamcılık yapılırsa, senato kararı tanınmazsa, insanlar nasıl agresif olmasınlar. Açıklayın o zaman, “DAÜ özerk değildir” deyin, olsun bitsin…
SANAYİ BÖLGESİ ESNAFI DA ÇABA GÖSTERMELİ:
Sanayi bölgesinin altyapı sorununa devletin bir çözüm bulamayacağı anlaşıldı artık. Ve her kış yeniden suyun altında kalacağı da kesin. Sadece sel konusu değil, temizliği, düzeni, yolları ve diğer sorunları için o bölgelerde faaliyet gösteren iş çevreleri neden kendileri bir örgütlenme içine girmezler ki? Gayet bakımlı, çevre düzeni yapılmış, temiz tertipli olanların hemen dibinde, boş binalar, ortalığa saçılmış molozlar, daha neler. Böyle bir örgütlenmeyle, hem kendi halledebilecekleri dünya kadar iş var, hem de hükümetlerin karşısına çıkacak bir örgüte ihtiyaçları. En azından drenaj yapıyoruz diye milyonlar havaya atılırken, taraf olabilirler… Sadece şikayet etmekle olmuyor bu işler…
HEPSİ DE AYNI:
Her yağmur sonrası sel baskınlarıyla gündeme gelen Lefkoşa’ya haksızlık yapmışız meğer. Baksanıza yağmurdan sonra Venedik’e dönüşen sadece Lefkoşa değilmiş. Mağusa’nın da Lefkoşa’dan, Gönyeli’den farkı yokmuş meğer. Yıllardır allayıp pulladıkları “yıldızlı belediyelerin” yaldızları, bir yağmurlukmuş…
RUM’DAN BEDAVA İNTERNET:
Cyprus Mail’de bir haber; yakında AB finansmanıyla adanın tümüne bedava internet vermeyi planlıyorlarmış. Her şey hazırmış, sadece biraz zamana ihtiyaç varmış. Olur mu, nasıl olur, internet tedarikçileri bu işe ne der bilmem ama müthiş olur. Bu arada, Sümer Aygın döneminde Girne’nin belli bölgelerinde bedava internet hizmeti vardı. KKTC’de bir ilkti. Şimdi bakıyorum, sokak köpeklerinin kaplarının kaldırıldığı gibi, bu hizmetten de eser yok…
ZİRVEDEKİLER
Nevzat Anayasa: “Devletteki müdürler, ilgili bakan, Başbakan ve Reisi Cumhur’un imzaları ile atanır bilirim ben… Bu durumda Başbakan, Başbakan Yardımcısı’nı neçin uyarır?!!?”… Nevzat biraz eksik yazmış. Doğru olan, birilerinin Başbakan’ı uyarmasıdır…
DİPTEKİLER
Denize Düşen: Hani bir atasözümüz var, “denize düşen yılana sarılır” diye. Çaresizliğin insanları kimlere muhtaç edeceğini anlatıyor. Zavallı CAS çalışanları da, hükümetten umudunu kesmiş olaca
































