Köşe Yazarları

Artık “Yağma” yok!!


Tutun ki Türkiye sadece adadaki “güvenliğimizin”  teminatı değildir. Ayni zamanda  “IMF’dir! Yani “Para fonumuzdur..”

Ancak tarihi süreci içinde Türkiye ile sürdürüp götürdüğümüz “askeri, mali ve ekonomik”  ilişkilerle anlaşmalarımız,  devre devre imzaladığımız karşılıklı “protokollerle” de pekiştirilirlerken; gerçekte “iki ayrı Devlet” grünümlerine  karşın temelde   yatan, “Anavatan-Yavruvatan” ilişkileridir…

Nitekim “bizim” dediğimiz ve Rahmetlik Dr. Fazıl Küçük ile başlayıp Rahmetlik Denktaş’la anlamlaştırılan  bu ilişkilerin asıl telaffuzu “Anavatan-Yavruvatan”dır..

1974’e gelene kadar gönül sevgilerinde büyütülen “Anavatan” mefhumu ayni zamanda iki asırdır Enosis hayaliyle yatıp kalkan Rum kilisesi ile Rum halkına karşı da her zaman “güvenliğimiz ve  dayanma gücümüz” olmuştur..                                                                         ***

YAZIK ki 1974 gibi “tarihi bir zafer, özgürlük ve egemenliğimizle birlikte “Anavatan Türkiye ile Yavruvatan Kuzey Kıbrıs”ı kopmaz bağlarla birbirlerine kavuşturacağına, “iki ayrı ülke” ifadesinde uzaklaştırırken, sonrası ilişkileri de “iki ayrı Devlet” protokollerine bağlayıverdi…

Bu nedenle olmalı tutun ki kırk yılı aşkın süredir bu adada “ne şah olduk ne şahmaran!”

Her halde Ankara’ya göre söz dinlemeyen yaramaz çocuklardan farkımız yok!

Bize göre de Türkiye 1974’ü oldu bitti kabul ederek siyaseten rölantiye yatmakla büyük hata yaptı! Yanlış nüfus kaydırması nedeniyle  de “Anavatan” imajını yaraladı..                                    ***

BUNA karşın ne zaman mali ve ekonomi yönden “batsak dibe vursak” geçen gün bilmem kaçıncısının da  gerçekleştirildiği “protokollerle” ayağa kalktık..

Nitekim  yeni tanıştığımız sonucusunun hacmi  2 buçuk milyar… Yarısı hibe diğer yarısı borç olan bu  para emrimize amade kılındı.. Hayır! Emrimize amade kılınmadı, “şartlı verildi!                                                     Zaten “protokol” da bu nedenle yapıldı. Kısaca alt yapımızdan ötesi sosyoekonomik yatırım ve bu konuda oluşturulacak plan programlara kadar bir kez daha vebal altına girdik..                                                                 YANİ Tatar Koalisyon Hükümetinin işi hiç de kolay değil.. Hatta KKTC’de bundan sonra sadece  “yeni istihdamların ayrılanlar yada emekliye çıkanlar  kadarını geçmeyeceğinin” şartı, önümüzde sıkıntılı bir dönemin başlayacağının da  göstergesi olmalıdır! Çünkü “kamu işleri istihdamlarla birlikte bize çok yabancı olan   “disiplin” altına alınıyor!”                                                                                                          ***

ÖTE yandan Ankara bu kez 2 buçuk milyarlık “yardımın harcanma şeklini  “aylık denetimlere” kadar indirerek öncelikle olası “savurganlığa” barikat çekti..

Nitekim imzalanan protokolde 3. Bölümün  4. Maddesinde   şu hususlar da vurgulanıyor:

“KUZEY Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Teknik Heyeti TC Lefkoşa Büyükelçiliği Kalkınma ve ekonomik İşbirliği Ofisi ile birlikte her ay TC Kıbrıs İşleri Koordinatörlüğüyle TC Hazine Ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenecek format üzerinden Aylık Program İzleme Raporu hazırlar. Bu raporlar TC Teknik Heyetince aylık olarak yapılacak toplantılarda değerlendirilir. Değerlendirme neticesinde belirlenen hibe ve krediler TC Teknik Heyetinin Mali ve Teknik Gerekler ile İktisadi ve Mali İşbirliği anlaşmalarına uygun ödenek teklifine istinaden, TC Cumhurbaşkanı Yardımcısının onayı üzerine TC Hazine Ve Maliye Bakanlığı tarafından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine aktarılır…”

***

ŞİMDİ  Başbakan Sn. Tatar’ın 22 buçuk milyarlık kaynağa karşın yine de “ciddiyetle ve dengeli davranmak” gerektiğini söylemesinin hikmetini her halde daha iyi anlıyoruz!

Bu kez Ankara “Demoklesin kılıcı” gibi KKTC yönetimin tam da ense kökünde durmaktadır.. Yani ne? “Artık har vurup harman savurmak yok!”

Buna karşın yine de sorulasıdır. Şöyle ki:

“Bu 2 buçuk milyar “plan program gereği harcanacak ama harcanırken ayni zamanda tasarrufa da önem verilecek.. Fakat tasarrufa önem verdiğiniz bu parayı ayni zamanda altyapı ve  kalkınma için de kullanacaksınız…”

Yani pire ısırdı çık yukarı olacaksınız.. “Hayır!” İşte tam da olmaması istenen “pire ısırmış da olsa yukarı çıkmamaktır!”

ÖTE yandan artık “seçim ekonomisi” gibilerinden “harcamalarla bonkörlük” olamayacak!

Vesselam bu “büyük” miktardaki parasal kaynak KKTC’nin ödemesi gereken bedeller ödenerek harcanacak, yani artık “yağma Hasan’ın böreği”  olmayacak!

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı