Köşe Yazarları

Artık müzakerelerde Türkiye de vardır








Tabi bir gün Sn. Akıncı bugünlerin bilinmeyenlerini de açıklayacak öğreneceğiz. Belki ne kadar çok yanlış değerlendirmelerde bulunduğumuzu da öğreneceğiz, doğrularımızı da! Tabi müzakerelerle ilgili  “ketumiyetin” yarattığı bu durumun günahı ile sevabı da  Sn. Akıncı’nın olacak.




Mesela TC ile KKTC arasında bire bir ilişkilerin ve görüş alış verişlerinin (kaçınılmaz olduğu için) sürdürüldüğünü biliyoruz ama içeriğini bilmiyoruz!



Mesela TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun geçtiğimiz gün Washington  Times gazetesindeki yazısında da vurguladığı  koşulları  başından beri var mıydı yoksa Cenevre sonrası mı gündeme getirildi?

Eğer var idiyse bir yıldır “Güç ve Yönetim” başlığı müzakere edilirken, üzerinde büyük oranda uzlaşıldı denilmesine karşın, neden şimdilerde TC’nin koşulları Rum tarafınca “kabul edilemez” denilerek  veto edilmektedir.

BİLİNENLER:  Müzakerelerin Enosis plebisiti nedeniyle koptuğu biliniyor ama tek başına bu kadar  güçlü bir neden olacağı bilinmiyordu..  Evet müzakereleri berhava edecek kadar ciddi bir karardı.  Fakat o kadar güçlü bir neden olabilir miydi?

Çünkü şunu da  biliyoruz. Çok kez “Türk ve Rum taraflarını karşıya karşıya getiren öneriler, müzakerelerin devamını  mümkün kılamayacak kadar dikineydi!                               Örneğin  Çavuşoğlu’nun söz konusu “makalesinde”  TC’nin asla vazgeçmeyeceği garantörlük hakkı da vardır, çözüm olursa TC yurttaşlarına AB’de serbest dolaşımla ilgili hak tanınması da vardır. Nitekim bu konuda TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu “çözüm olursa Kıbrıs’a Şenghen vizesi ile mi gireceğiz” diye itirazını ortaya koyuyor.

Buna karşılık Anastasiadis TC’i “3. Ülke olarak işaretliyor ve şöyle diyor:  “Kıbrıs sorunu üçüncü ülkelere değil, Kıbrıslıların çıkarlarına hizmet etmelidir!”

Görülüyor ki Ankara Cenevre’den bu yana Kıbrıs siyasi sorununa KKTC’nin yanında müdahil olurken, müzakerelerin seyri de farklılaşmıştır.  Sn. Akıncı’nın yanı sıra TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nu da içine katan yeni süreçte artık Rum tarafı “Türkiye ile de tartışmak zorunda kalmaktadır.”

Gerçekte bunlar  zaten olacaktı, tutun ki olmaya başladı. Ancak Sn. Akıncı’nın yeniden masaya döneceği haberlerinin uçurulduğu şu günlerde bugüne kadar o masada etkisiyle Türkiye’nin ne kadar ve nasıl var olduğunu pek bilmememize karşın diyoruz ki yeni bir bundan sonrası müzakerelere Ankara ağırlığını daha çok koyacaktır.  Dolayısıyle ötedeki Yunanistan da!

BİR TEKRAR DAHA: Sorunu didiklemeye ve gelişmeleri yorumlamaya nasıl başlarsak başlayalım görülüyor ki artık Türkiye ile Yunanistan’nın karşı karşıya olduğu bir Kıbrıs çözümü söz konusudur. Çözüm de bu iki ülkenin kendi sorunlarını çözüp el sıkışmalarıyla mümkün olacaktır.


   

  E-DEVLET VE GÜNDEME GELEN REFORMLAR.

Önce bir kişisel “not” düşelim: (Bazan olayların gerisinde kalırız. Veya gözden kaçırır dolayısıyle değerlendirme hatası yaparız. Bizim gibi evimizin küçük bir odasında kendi bireyselliğimizin yalnızlığında “masa başı gazeteciliği” yapan “köşeciler” fiilen gazetelerde çalışan   köşeci refiklerimizden çok daha çok zorlanırlar.. Takıldığımız unuttuğumuz bir olayı  “yahu neydi o” diye soracak, anında yardım alacak, yahut tartışacak arkadaş yoksunluğunda  internetin yardımları yahut günlük notlarımız da işe yaramaz ve dünkü yazımızda olduğu gibi “auta” düşeriz!)

ÇİPLİ SEYRÜSEFER: Nitekim yukarıda da yazdığım gibi dünkü  yazımda olaylara örnekleme yapmak gereğini duyarken, “mesela şu seyrüsefer ruhsatları” dedim ve yeni yasa geçerse “eskinin” geride bıraktığı yığınla sorun ne olacak diye sordumdu. Oysa ayni sıralarda Serdar Denktaş “Çok büyük yakıt kaçağı vardır” diyerek sistemin nasıl işleyeceğini  ve akaryakıta eklenecek belirli bir vergi ile sorunun çözüleceğini anlatıyordu. Kısaca altı aylık bir süre veriyor “çipli” dönemlere geçeceğimizi ve ondan sonra “araba ile ilgili ne  kadar sürücü mükellefiyeti varsa hepsinin de o “çipli sistemle” şip şak ortalara döküleceğini anlatıyordu.  Kısaca bu konuda E-Devlet olacağımızı!

İşte biz bu açıklamaları atladıktı. Kusura bakmayın diyorum. Ve devam ediyorum.

E-DEVLET:  İlk defa 2. Cumhurbaşkanımız Derviş Eroğlu Cumhurbaşkanlığı arifesinde bir soruya cevabında ilk kez “e-devlet olacağımızı” söylemişti.  Tutun ki kulaklarımızı delmişti de  sonradan tüm seçimlerde partilerin hükümetlerin programlarında da yer almasına karşın bir türlü devletin çarklarını çevirecek “motor” olmadı! Devlet dairelerindeki bilgisayarlarla, parça körçe bilgilerle yetinildi.

Nitekim bugüne kadar hiçbir sigortalı eğer sigortalar dairesine gidip “yatırımlarının” dökümünü istemezse durumunu öğrenemez, çünkü bilgilendirilmez!

Artı  periyodik aralıklarla postayla gönderilen formalar vardır. Halâ ölmediğinizin ispatı için! Muhtara mühürletir sonra Maliye dairesinde ilgili birime götürüp verirsiniz..

Oysa   e-devlet oluşu becersek tüm bu fuzuli ve zaman öldürücü hantal işlemlerden  kurtulur üstelik dilimize pelesenk  “sistemleşmeye” de geçerdik! Ki özel sektör çoktan geçti, devlet onca memuru, müsteşarı, müdürleri, müşavirleriyle falan geçemedi!   Neyse ki söylemi cafcaflı ya kulaklara hoş geliyor e-devlet demek!

       Diyelim ve ekleyelim. Sadece seyrüsefer ruhsatlarıyla ilgili reform değil, baştan tırnağa KKTC’nin reformlara ihtiyacı vardır…

 


       

     KISACA TAKILDIĞIM: (ANKETLER AYNAMIZ OLUYOR!)       

E-devlet olamadık ama 42 yıl sonra geç de olsa “anketlerle, istatistik bilgilerle” yüzleştik. Son zamanlarda adeta aynamız oldular! Baktık mı kendimizi daha iyi görüyoruz.Bunlardan biri de kısa adı CMIRS olan  “Göç Kimlik Hak Çalışmaları Merkezi.” Direktörü de Mine Yücel. Her üç ayda gerçekleştirdikleri anketin sonuçlarını yayımlıyorlar. Ve bu kez öğreniyoruz ki  meğer mutluluktan geberiyormuşuz!

Ve bir diğeri de şu: “Özgüvenini kaybeden erkek şiddete başvuruyor!” en çok da 35-45 yaş aralıklarında… Tabi o şiddet de kocanın karısına reva gördüğü hareket!

Hiç şaşmadım. Çocukların yetişmeye başladığı, giderlerin çoğaldığı dönemler. Hırgürün başladığı yıllar…

       Ki evlenirlermiş.  Birinci yıl kadın söyler erkek dinlermiş! İkinci yıl erkek söyler kadın dinlermiş! Üçüncü yıl karı koca hep birlikte söylenirlerken komşular dinlermiş!

 





Başa dön tuşu