Dört tarafımız Akdeniz,
Lakin ada susuz.
Şimdi de böyle, eskiden de böyleydi.
Daha Bizans döneminde adaya onlarca yıl yağmur yağmayınca büyük kuraklık dönemi yaşanmış,
Ada ahalisinin büyük çoğunluğu göç etmişti…
…
Adada yüzyıllardır kuraklıkla mücadele edilmiştir.
Özellikle temiz su, yani kullanılabilir ve içilebilir su başlıbaşına bir meseleydi.
Bu çerçevede Bekir Paşa Su Kemerlerinin yapıldığı bilinir.
Lefkoşa’dan ta Larnaka’ya kadar uzanıyordu bu kemerler ve halen ayaktadır…
…
Kim derdi bir gün gelecek,
Sokaklarında, surlarında Pirili ve lingiri oynandığı bu eski Venedik şehrinde üniversiteler olacaktı.
Kıbrıs Amerikan Üniversitesi (KAÜ) Lefkoşa surlar içinde, Arabahmet bölgesinde kurulan bir üniversite…
…
22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle bu okulda dün bir Hidropolitik Su Paneli düzenlendi.
Çeşitli konuşmacılar Kıbrıs adası için suyun stratejik, politik ve teknik önemine değinirken,
Günlük hayattaki önemi hakkında da bilgiler verdiler.
Doğrusu, değerli dostumuz Olgun Üstün’ün Kıbrıs’taki su projelerinin kökeni hakkında verdiği bilgiler değerliydi ve dinleyenler çok şey öğrenme fırsatı bulmuşlardı.
Makarios döneminde de çeşitli projeler üretilmiş,
Makarios’un bizzat kendisi Türkiye’den su getirilmesi yolunda çaba sarf etmişti.
Olgun Üstün’ün bu süreçte bizzat yer aldığını bu panel vesile ile öğrenmiş bulunduk…
…
Arabahmet bölgesinde KAÜ salonunda su üzerine konuşmalar yapılırken,
Bu bölgenin bir zamanlar su konusunda önemli bir yer tuttuğunu anımsadık.
Arabahmet, 1570’de Lefkoşa’nın fethinde bulunan bir askerdi ve daha sonraları Kıbrıs’ta Vali olarak da görev yapmıştı. (1584-1587).
Gerisini Haşmet Müzaffer Gürkan’ın “Dünkü ve Bugünkü Lefkoşa” adlı kitabında Arabahmet mahallesi ile ilgili yazdıklarından aktaralım:
“…Hayırsever ve içinde hizmet aşkı bulunan bir kişi olduğu anlaşılan Arab Ahmet Paşa kentin iyi bir içme suyuna olan ihtiyacını gördüğünden, tüm masrafı kendi cebinden olmak üzere Lefkoşa’ya içme suyu getirmişti.Türk döneminde Lefkoşa’yı ziyaret eden yabancılar kentteki çeşmelerden akan suların kalitesini ‘gayet güzel’ olarak nitelerler. İşte Arab Ahmet Paşa’nın getirdiği su da bunlardan biri ve en iyi sayılanıydı.
Yakın bir tarihe kadar Lefkoşa’ya akmaya devam eden ve sonradan diğer yerlerden gelen sulara karıştırılan Arab Ahmet Suyu’nun kaynağı Lefkoşa’nın güney batısındaki Strovolo köyünden de ötede Kanlıdere boyunca kazılmış kuyulardır. Burasının kentten uzaklığı 2,5 mil olup su kuyulardan Lefkoşa’ya kadar kısmen yerde, kısmen de kemerler üzerinde bulunan gerizlerden akarak gelirdi.”
…
Diyeceğim,
Su meselesi tarihten gelen ve sonu bitmeyen bir meseledir.
Zaten konuşmacıların ortak noktası da,
Adaya su getirilse de meselenin bitmeyeceği yönündedir.
Çünkü yapılacak iş çoktur da,
Yapacak insan ve yönetim meselesi daha önemlidir…
…
Gelmiş geçmiş hükümetlerin içinden bir tane Arab Ahmet ya da Derviş Paşa yetişmediğine göre,
Mesele daha sürecek demektir…
































