Günümüz dünyasında ekonomi-politiğin geldiği noktada, artık üretim ilişkileri sermaye-emek-artı değer formülünde dengeler bozulmuştur…
Kapitalizm, Marks’ın ya da Engels’in hayallerinin çok ötesinde bir anlam kazanmış, diğer bütün ideolojileri yokedecek kadar uç noktaya ulaşmıştır.
Sendikalar varoluş amacından sapmış, sermayenin gösterdiği sisteme en iyi uyan, sermaye adına üretimi denetleyen kurumlar haline gelmiş durumdadır.
Sermayenin çıkarları en vahşi bir biçimde ön plandadır.
Küreselleşen sermaye, devletlerin politikalarına, kendi çıkarları doğrultusunda doğrudan yön vermektedir.
Çünkü artık emperyal olan devletler değil, küresel sermayedir, uluslararası şirketlerdir.
Bu yüzden, gerekirse sözde ekonomik krizler, hatta savaşlar bile rahatlıkla çıkarılabilmektedir…
Karşı çıkanı felaket bekler…
Yeni Dünya Düzeni budur…
Sermaye, ülkelerin başına piyonlarını eskisine oranla çok daha kolay yerleştirebilmektedir.
Tüm dünya insanlarıyla birlikte, bizler de bunu ta derinden hissetmekteyiz….
Yine bir 1 Mayıs… Ama bir nostalji gibi…
KKTC de her ne kadar tanınmıyor olsa da, genel geçer sistemin bir parçası.
Hem de kalkınmış ülkelerde, üretimin düzgün işlemesi adına alınan en temel kuralların bile geçerli olmadığı bir ülke…
Tam bir vahşi orman, cangıl…
Buna rağmen nemelazım, siyaset görevini bir tamam yaptı…
Dünya kadar mesaj yayınlandı yine…
Bıraktım sermayenin, üretimin korunmasını, insan canının bile hiçe sayıldığı bir yerde, süslü püslü mesajlar…
Çoğunda, basmakalıp ifadelerle emeğin önemi anlatıldı…
Kiminde biraz olsun üretimin önemine değinildi…
Hatta öyle bir tanesi vardı ki, resmen dalga geçer gibi ‘emekçinin derdini anlatma günü’ nitelemesi bile yaptı.
Hangi derdini anlatsın emekçi…
Kaçak çalıştırıldığını mı..?
Yatırımlarının yapılmadığını mı..?
Ya da en iyi ihtimalle, hangi pozisyonda olursa olsun, yatırımlarının asgari ücretten yapıldığını mı..?
Yasalarda yeralmasına rağmen, dünyanın bu coğrafyasında, örgütlenme, sendikalaşma, toplu sözleşme, grev hakkının asla geçerli olmadığını mı..?
Sadece 2016’da 83 iş kazasının meydana geldiğini, 8 işçinin öldüğünü ve 79 işçinin yaralandığını, bunların tümünün devletin ve sermayenin ihmali nedeniyle olduğunu mu..?
Yoksa, gelir adaletsizliğini mi..?
Çalışan nüfusun ezici çoğunluğu, yüzde 70’i bu durumdayken, yüzde 30’un “memur” olarak hem ücret hem sosyal güvence bakımından fark attığını mı..?
Politikanın insanları boğazından bağlayarak, kendine esir ettiğini mi…
Sonuç olarak 21. yüzyılda artık emeğin adı yoktur.
Emekçilerin birleşmesi, dayanışması, mücadelesi ve başarı umutları falan da hikayedir artık…
Sermaye ne isterse o kadar hak, sermaye nasıl isterse, öyle yönetim..
YERİN KULAĞI VAR
NEYİ KONUŞACAKLAR:
Cumhurbaşkanı Akıncı ile Rum lider Anastasiadis bugün yeniden biraraya geliyorlar. Son açıklamalara ve gelişmelere baktığımızda, aslında her iki liderin de konuşacak pek birşeyi kalmadığını düşünüyorum. İki taraf da kendi kırmızı çizgilerinden geri adım atmadığı sürece, iki toplumun da siyaseten eşit ortak oldukları kabul edilmedikten sonra neyi konuşacaklar. Ne onların, ne de bizim bir elli yıl daha masada dirsek çürütmeye ne mecali, ne de niyeti var…
“MAT” ORTALIĞI KARIŞTIRACAK:
Gazeteci Nezire Gürkan’ın “MAT Mehmet Ali Talat” kitabı oldukça ses getireceğe benzer. Özellikle son cumhurbaşkanlığı seçimleri ve o dönem parti içi yaşanan bazı olayların su yüzüne çıkmasıyla birlikte, CTP içerisinde yeni tartışmalar yaşanmasına neden olabilir. 2015 cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Siber’in adaylığı ile ilgili söyledikleri, aslında bazı iddiaların gerçekliğinin ortaya çıkmasına neden oldu. Eski defterler tekrardan açılır mı bilemem ama, kitap daha uzun süre gündemden düşmeyecek…
BOZACININ ŞAHİDİ ŞIRACI:
Türkiye Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yiğit Bulut’un ilhak söylemlerine tepki koyan siyasileri “sığ ve vizyonsuz” olarak niteleyen Ak Ocaklar, “bu modeli elimizin tersiyle itmek yerine, bu tercihi halk ile tartışıp geliştirmeyi ve alternatif bir model olarak elimizde bulundurmayı yeğliyoruz” açıklamasını yaptı. Vallahi Özgürgün duysun, Yiğit Bulut’u dikkate alanlara kızmıştı. Bakalım buna ne diyecek…
KIYAK HER YERDE:
Dipkarpaz’da 6 işletmeye daha yıkım kararı alınmış… Devlet de sit alanlarını derecelendirmiş, daha doğrusu kısıtlamış, boş alan yaratmış, buyurun buraya yapın diyor. Öyle değil mi ya, ne olur ne olmaz, seçim kapıda…Diğer taraftan defalarca yıkım kararı olan Karaoğlanoğlu’ndaki otel, hükümetin adrese teslim imar planıyla, temize çıkmayı bekliyor. Hem de bunu açık açık yapıyor. Şimdi bundan sonra ne sit alanını koruyabilirsiniz, ne doğayı, ne de şehirciliği… Her şey gayet güzel kılıfına uydurulduktan sonra, merak etmeyin arkası gelir…
KİMLERDİ?:
Marketteki, dükkandaki, oteldeki, cafedeki, benzincideki ve inşaattaki işçilerin tümü çalışıyordu dünkü günde. Sizin anlayacağınız, işçi ve emekçiler dün yine çalışıyorlardı. İyi de piknik alanlarını dolduran, meydanlarda yürüyen kimlerdi acaba?
“GİRNE GİRNE İÇİNE GİRME”:
Çocukluğumuzda en sevdiğimiz tekerlemelerden biriydi, “Girne, içine girme, girersen evlenme….” diye başlayan. Şimdinin betona dönüşmüş o güzelim Girne’sini görünce aklıma geldi. Yıllar sonra istesek de içine giremeyeceğimiz bir Girne yaratmayı başardık sonunda…
ZİRVEDEKİLER
Cenk Uzunoğlu: “Türkiye’de siyasi gücü eline geçiren egemen çevreler ‘Kıbrıs’ ile ‘Türklüğün’ bir arada ayrı bir varlık olarak olabileceğini kabul etmediler. Bundan dolayı Kıbrıs Türkü yeri geldi ‘ver kurtul’ diyenlerle cebelleşti. Şimdi de geçen hafta Reisin danışmanının söyledikleri ile ‘bağla kurtul’ ile cebelleşecek. ‘Ver kurtul’ ile ‘bağla kurtul’ söylemleri birbirine iki zıt söylem gibi gözükse de doğurduğu olası sonuç olarak Kıbrıs Türkünü zorla Rum’a yama olmaya zorlayan unsur haline dönüşüyor…”
DİPTEKİLER
Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu: “Tüm dünyada, işçi ve emekçiler tarafından, birlik, dayanışma günü olarak kutlanan 1 Mayıs, çalışanların sorunlarının dile getirilmesine, çözüm yollarına ilişkin görüşlerin tartışılmasına olanak sağlamaktadır”…. Sanki sorunları bilmiyormuş, sanki sorunları başkası yaratıyormuş gibi…
































