Türkiye dışişleri bakanı Çavuşoğlu dedi ki “adadaki çözümsüzlüğün asıl nedeni Rum tarafının Türk tarafını azınlık olarak görmesidir!”
Biz de diyoruz ki “keşke o kadarla kalsaydı belki Annan planındakine benzer azınlık haklarımızla “referandumda” bir evet daha çekerek bu kez de Guterres planı ile çözüme giderdik!”
OYSA öteden beridir sorun, “azınlık- çoğunluk” değil; “azınlık-çoğunluk” statüsünde oluşturulacak federal sistem ile Rum tarafının adanın bütününe egemen olmak istemesidir! Sadece o kadar da değil! Asıl gerçek Rum Yunan ikilisinin adada Enosisi gerçekleştirecek siyasi ortamı hazırlamak istemeleridir! Hedef Yunan adalarından başlayarak Girit ve Rodos adasını da kapsamına alan büyük alanda, bir “Helenizm” egemenliği oluşturmaktır!
Bu öyle bir rüyadır ki bir zamanların “Türk-Yunan barış yanlısı” Theodorakis, Türkiye’deki İonya’yı ziyaret ederken fi tarihinde kalmış Helenizmin uygarlık izlerine bakıp iç geçirdikten sonra, “burası bizimdi” diyebileceği kadar!
NİTEKİM 1974’de Makarios’u niye bir darbe ile saf dışına itmek istesinlerdi eğer Enosisin önünde engel olarak görmeselerdi!
Kendileri için bal kaymak Annan planına neden hayır desinlerdi?
Ve neden TC’nin garantisini lağvetmek, Adanın Türkiyesizleştirilmesini sağlamak için uğraşıyorlar?
KOMŞUYU iyi anlamazsak bu davayı kaybederiz! Ki çiçeği burnundaki şu gerçeğe de bakın.
ATİNA’da ve çevresinde çıkan yangının neden olduğu felaketi burada bizler bile yürek sızılarımızla duyduk! Türkiye’de en üst makam sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan telefonla Çipras’ı arayarak hem üzüntülerini beyan etti hem de yangının söndürülmesi için teklifte bulundu! Ki Türkiye bu konuda donanımlı bir ülke..
Buna karşın Çipras Türkiye’ye arkasını dönerek AB ülkelerine yalvar yakar yardım ricalarını yeğledi!
Tabi şaşarsınız!. Böylesi bir felaket karşısında uçan sinekten bile medet umulurken neden Yunanistan Türkiye’nin yardım teklifine cevap bile vermedi!
Bu Türk düşmanlığını anlayabiliyor musunuz? Adamlar Türkiye’nin yardımını kabul etmektense, ateşlerde yanıp kavrulmayı yeğ tutuyorlar!
VE siz de diyorsunuz ki TC-Yunanistan, KKTC-Rum Yönetimi anlaşacak da bu adada “birleşik Kıbrıs” kurulurken “federal sistem” oluşacak!
Allah’ınızı severseniz vazgeçin bu rüyadan!
**********
BETERİN BETERİ VARDIR!
2018’in 2017’den beter geçeceğini söylediler miydi? Mutlaka.. Fakat Amerikalı Trump’ın dünyayı seyyaresi yapıp çevresinde fırıldak gibi döndüreceğini kimse söylemediydi!
Oysa serseri mayınlar gibi dünyada milyarca Amerikan dolarının karşılıksız dolanıp durduğunu, hatta bir devrelerde “fazlalıklarının” zararından kurtulmak için Almanya’nın karşılığı olmayan bu serseri dolarlardan kurtulmak için milyonlarcasını yaktığını da biliyoruz!
TABİ ki “para konusu” bizi aşar, görüş beyan edecek durumda değiliz. Fakat bu “parasız olunamayacağını” bilmek bir yana, bir gecede cebinizdeki paranın döviz vurgunundan dolayı toprak haline gelebileceğini görmeyi engellemez tabi!
BİR ömür didinerek, türlü meşakkatlerle biriktirilen iki üç kuruştan tutun da şu kadarcık yatırımın bir anda döviz vurgunuyla yerle yeksan olduğunu görmeye her halde sabır taşı bile dayanamaz, çatlar!
DÖVİZ vurmaya devam ediyor! Hükümet bir süre önce tedbir almış! Almış da ne olmuş?
Nitekim akabinde “banka çağırdı, dolarla ödenen borcumuzu TL’ye çevirdi!
(Ki yıllar önce 2003’lerde falan yine öylesi ekonomik krizle bankalar krizi söz konusu oldukta bankalar yine çağırıp TL ile olan borcumuzu dolara bağladılardı! Şimdi tekerlek döndü bu kez TL’ye çevirdiler! Ki eskiden maaşımızın bir kısmı cebimizde kalırdı, şimdi “anası” da “faizi” de “kredi borcuna” yatmakta!)
Kısaca anlıyoruz ki para ile oyun olmaz! Bizimkiler oynuyor, oynadıkça yurttaş batıyor!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (BECEREMİYORUZ!)
Yukarıda “para döviz” dedikti de keşke sadece bunlar olsaydı derdimiz! döviz sorunuyla boğuşsaydık sadece! Oysa anlaşıldı ki artık “üretemiyoruz” da!
Mesela bir süre önce KKTC’deki otellerin gerek tarımsal gerek sanayi ürünleri yönünden “yerli” olanına iltifat etmediklerinin haberleri yayıldıydı.. Hatta oteller “yerli istihdamlardan da kaçınıyorlarmış!”
ESKİDEN beri bildiğimdi ama tanığım bir iki turizmciye sordum olayı: Aldığım cevaplar “KKTC damgalı her bir şeyin yetersiz, kalitesiz, pahalı olduğuydu! Artı ciddiyetin de olmadığıydı!
İŞİN kısası şu: Mesela Rum tarafı hem bu tarafa geçen Rumların önünü tıkamak hem de bizdeki kumarhanelerin kalitesiyle sunduğu hizmeti turizm yönünden baltalamak için Güney’de kumarhaneler açmak zorunda kalırken bir ne yapıyoruz?
Bırakın kumarhanelere “tu kaka” demeyi, lüks otellerimiz de dahil hâlâ devletimizin kalkınmasına katkıda bulunacakları bir “plan programa” kısaca sisteme bağlayamıyoruz!
ÖRNEĞİN Otellere, turistik tesislere yeterli ve kaliteli eleman yetiştiremiyoruz! Krupiyer bile TC’den getirtiliyor!
Turizm sektörü ile otellerin “tarımsal ürün” taleplerini, bırakın haftalık yada aylık programlamalarla karşılayacak sistemi! Memlekete yansıyacak yıllık üretim planlarında bile tutturulamıyor!.
KALDI ki öylesi bir sistem kurulacak ki “falan otel açacak yetkili birime telefonu, “bana diyecek bu hafta şu kadar kilo hıyarla domates, şu kadar kilo süt ile şu kadar yumurta, tavuk hellim gereklidir” diyecek… Ve günü saati geldiğinde görecek ki siparişini verdiği kamyonlar dolusu ürün deposuna indirilmiş bile.. İşte bunları beceremiyoruzzz!
































