Bölge gitgide “birbirleri savaşanların arenasına” döndü! Kimin aslan kimin gladiyatör olduğu anlaşılamazken “devlet olmanın” ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyor muyuz?
Sadece devlet olmanın yetmediği “güçlü devlet olmak gerektiğini de anlayabiliyor muyuz?
Bir devletin sınırlarının ne kadar önemli olduğunu, beş mil ihlali halinde bile uçaklarının düşürüldüğü gerçeğini anlıyor muyuz?
Yanı başımızdaki Rum sürekli silahlanır, türlü çeşitli askeri anlaşmalar yaparken, bölgedeki kanlı ateşli savaşları da dikkate alarak neden Türkiye’nin garantörlüğünün eskisinden çok daha önemli olduğunu anlıyor muyuz?
Rum tarafı sürekli nüfusumuz ve mülkümüzün ne kadar az olduğunu ayazlatırken bizi cemaat esamesine düşürmek istediğini anlıyor muyuz?
Devletlerin ulusal çıkarlarının çarpıştığı dünya gerçeklerinde Rum tarafının da adada kendi ulusal çıkarları için çalıştığını anlıyor muyuz?
Rum’un Annan planının da üzerinde kazandığı ödünlerle Kuzey’e dönmesi halinde hedefinin Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarında tüm ada egemenliğini aidiyetine geçirmek olduğunu anlıyor muyuz?
Türk tarafının “birleşik Kıbrıs” söylemlerine karşın, Rum tarafının çözümü tamamen Kuzey üzerinde pazarlığa döktüğü gerçeğini anlıyor muyuz?
Yaratacağı Türkiyesiz bir Kıbrıs’ta cemaat esamesine düşürdüğü Türk halkını, artık Amerikadan da silah satın alabilirken, günü saatı geldiğinde silahlı baskınlarla yeni bir 1974 darbesi yapabileceğini anlayabiliyor muyuz?..
Tüm bunları anlıyorsak neden Kuzey Kıbrıs’ın sınırlarının Rum nüfus ve mülkü ile delinmemesi gerektiğini anlamak istemiyoruz?
ANLAMAK ZORUNDAYIZ. Çünkü bu adada sorun ne Derinya kapısıdır ne Rum-Türk ticaret Odalarının işbirliği sorunudur ne de ikili şarkılar türkülerdir? Bunlar siyasi sorunun gevezelik kısmıdır! Uğraşanlar da zaten “gönülden ve vatanseverliklerinden değil, ceplerine akan yurolardan dolayı uğraşmaktadırlar.” Bu filmi çok seyrettik ki şu anda 3 binin üzerinde AB ve ABD memuru adadaki siyasi sorundan nemalanmaktadırlar!
SORUN ŞUDUR: Türk halkı kendi egemeni olarak yaşayıp var olacağı Kuzey’de bir siyasi çözüme ulaşmalıdır! Bunu Rum kabul etmezse Türk halkının çeke kopara alması gereklidir! Ötesi lafı güzaftır ki sakın ola kimse Rum’dan himmet beklemesin! Kuzey’i koruyamaz, Rum’un dört özgürlüğüne yedirirsek, kısa süre sonra da bizi yiyecektir haberiniz ola!
**********
İŞSİZLİK ÜZERİNE METHİYEMİZİDİR: (NE OLACAK GENÇLERİMİZİN HALLERİ?)
Bu ülkede büyük işsizlik var! Kimse görmek istemediği için statistiklere bakıp yüzde 7 işsiz var dedikten sonra “eh çok değilmiş” yargısında köşesine çekiliyor!
Oysa yüzde 7 işsizlik demek 2 bini aşkın işsiz insan demektir! Kaldı bu nüfusa göre bier orandır! Oysa asıl hesap çalışan zümre içinde yapılmalı ki o zaman 7 binin üzerinde işsiz insan var demektir!…
Gerçekte bu rakamlar da çok önemli değil çünkü sorunun asıl neşterlenecek yanı “gizli işsizlikle” asgari ücret bahanesine sığdırılarak gasp edilen emektir! Mesela yazalım: KKTC’de günde 12 saat çalışıp ayda bin 200 TL alan çok genç insan vardır!
Fakat ayni KKTC de günde 8 saat çalışması gerekirken 4 saat bile çalışmadan ayda 3-5 bin TL alan da vardır!
Seçildikten sonra “Başkanı” oldukları Belediyeleri batıranların, çalışanların maaşlarını ödeyemeyenlerin maaşlarından söz etmeyeceğim! Müşavirlerin maaşlarından söz etmediğim gibi! Çünkü bu kalemdekiler de “çalışıp üretmeden, becerip yeşertmadan beleş para alanlar sınıfındadır!”
HAYIR SORUN BU DA DEĞİL: Sorun “kırsal kesimlerden” kentlere doğru süregelen hızlı akıştır!
Sorun tarım ve hayvancılığın belirli ellerde kilitlenmesidir!
Sorun veraset dolayısıyle sürekli bölünürken küçük tarlalar haline gelen toprak parçalarının verimliklerini yitirmeleridir!
Sorun üniversiteden mezun olmayanının kalmadığı ülkede gençlerin devlet dairelerinden öte işleri tercih etmemeleridir!
Sorun özelde çalışmak zorunda kalan üniversite mezunlarına dişlerinin kovuklarını bile doldurmayacak maaşlar teklif edilmesidir!
Sorun hâlâ toprak reformu yapılmaması, “Arazileri birleştirme” gibi projeler yanı sıra Kooperatifçiliğin geliştirilmemesidir!
Sorun Turizmde büyük eleman ihtiyacı varken, her kademede çalışacak, mesleki yönden yetişmiş elemanların olmaması, üniversite mezunlarının alt kademelerde çalışmaktan kaçınmalarıdır!
Sorun “karma ziraatın” kaldırılması ve yerine sadece arpa buğday ekiminin konmasıdır!
Sorun Türkiye’nin ısrarla KKTC-TC sıfır gümrük olayını uygulamaktan kaçınması, KKTC yönetimlerinin de TC ile imzaladıkları reform paketlerini uygulamak yerine tu kaka demeleridir…
BU NEDENLERDEN DOLAYI: Çözüm olursa belki üç beş işadamımız Güney’den bazı acentalıklar kaparak bu tarafta köşeyi döneceklerdir ama memleket ekonomisinin asıl ihtiyacı olan “sermaye birikimi” ile “büyük yatırımlara” imza atamayacaklardır! Bu da işsizliğin devam edeceği demektir! Ha çözüm olur da Avrupalı olunursa bir şans da olacaktır: Eller kollar sallanarak AB’lere uçulacaktır!” Eh demezler mi “zaten biz globalcıyız! Ha Kıbrıs ha AB ülkeleri! Vatan dediğiniz insanın karnının doyduğu yerse, Gana’ya da gitseniz vatan olur!”
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (DAVUTOĞLU NE DEDİ?)
Davutoğlu dedi ki “Müzakereler oldukça iyi gidiyor! Önümüzdeki aylarda Kıbrıs sorununu çözebilirsek Türkiye’nin AB üyeliği rüya olmayacak!”
İşte şimdi ayvayı yedik! Malum Davutoğlu dış sorunları çözmek değil, iyicene birbirlerine dalandırıp kimselerin içinden çıkamayacağı hallere sokmakla ünlüdür. Suriye politikası ile “Rus Uçağının düşürülmesi emrini ben verdim” dediğinin ispatında Türkiye’nin neler çektiği ortalardadır! Bu bir!
İkincisi şudur: Rum tarafı sırf Türkiye AB’ye üye olmasın diye bu Kıbrıs sorununu sittin daha çözümsüz bırakır!
Üçüncüsüne gelince: Aynen Erdoğan’ın Annan planı ile Rum tarafına verdiği büyük ödünlere karşılık AB’ye girme hayaliyle referandumdan “evet” çıkarttıydı, alın size bu kez de AB’ye üye olmak koşulunda Rum’a sunulacak Kuzey’de Davutoğlu patentli ikinci bir ödünler paketi daha! Allah Kıbrıs Türkü’nü korusun. Her gelen seyis bu atı dehliyor ama bu at çok yoruldu çokkk!
































