Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ankara uyarmış…

Haberlere şöyle bir göz gezdirdim; bana göre en önemli not, Safa Karahasan’ın Milliyet’teki yazısındaydı…

Karahasan, Ankara hükümetinin, Lefkoşa’yı “reformları yapın” diye, ikinci kez uyardığını yazıyor.

Biz de bu hovardalığın bir bedeli olacağını, ama şimdilik Ankara’nın kendi dertlerinden başını kaldırıp, burayla ilgilenemediğini düşünüyorduk.

Aslında takip mekanizması zaten işliyor. Bunu yapan bürokratlar var. Önlerinde takvim de var, KKTC’yi  yakından izliyorlar, neyin yapılıp, neyin yapılmadığını görebiliyorlar.

Safa’nın yazısından, mesela mesai saatlerinin 40’dan 36’ya düşmesini not ettiklerini anlıyoruz…

Bunu herkesin gözünün önünde, göstere göstere, sırf sendikaları susturma adına yaptılar…

Daha sıralasak neler var.

Mesela tarım reformu nerede?

Ağustos 2016’da Tarım Master Planı’nın yayınlanması öngörülmekteydi…

Ortada yok!

Su geldi, tarımda nasıl kullanılacak belli değil.

Kuraklığa endeksli, devlet teşvikleriyle varmış gibi görünen ama, aslında verimsiz, ranta dayalı kuru tarım aynen devam…  Eski sisteme göre ayrıcalıklar da maşallah devam ediyor…

Zaten övündükleri de bu… Ona bu parayı verdik, buna bu parayı verdik…

Hani plan, program?

Hani bunlar tümden değişecekti?

Mesela, en geç 2017 Ocak’da, enerji sektörünün düzenlenmesi ve denetlenmesi amacıyla Enerji Dairesi kurulacaktı. O yok! Ama elektriğe okkalı zam var. Eski sistem santrallere para var…

Sanki hükümetler halk için, halk adına kurulmamış gibi.

Gündemleri de, uygulamaları da halkın zararına…

Takvime göre bu ay yerel yönetimler yeniden yapılandırılacaktı. Duydunuz mu böyle bir şey?

Meclis genel kuruluna gelmeye hazır olan kamu reformunun geçmemesine çalıştıkları haberleri geliyor.

Bunlar sadece bir kaç örnek…

Şöyle bir baktığımızda, neden yapmıyorlar diye düşündüğümüzde, ‘ola ki yakın tarihte bir seçim olur, birilerine zarar vermiş olmayalım’ diye düşündükleri geliyor akla. Başka da bir şey gelmiyor.

Hani eskiden ne zaman sıkışsalar, programları uygulayamaz hale gelseler, Ankara’ya gidip, “Kıbrıs konusu kritik aşamada” martavalıyla ellerini rahatlatırlardı, aynen öyle olacak sandılar.

Ama o devirler geçti. İki ülkenin ilişkileri artık geçmişin duygusal ilişkilerinden çok farklı, daha rasyonel…

Nitekim Safa Karahasan da konuştuğu kaynakların, “Bu reformlar yapılmak zorunda…” dediklerini yazıyor.

Kendilerini Ankara açısından vazgeçilmez sanıyor bu hükümet.

Ömürleri bence şu son müzakere süreci kadardır.

Anlaşma olsa da, olmasa da, eski alışkanlıklarından kurtulabileceklerini ispat etmeleri istenecek…

Şu ana kadar da bence öyle bir görüntüleri yok.

Eski zihniyetlerin bu yeni durumlara adapte olmasını beklemek aslında beyhudeydi ya, onu da Ankara düşünsün…


YERİN  KULAĞI VAR 

AKDOĞAN UBP BİNASININ ELEKTRİĞİ DEVLETTEN:

Bir okurum uyardı. Akdoğan UBP Örgüt binasına içeriden bir delik açılarak, hemen yanında bulunan Sosyal Hizmetler Dairesi’nden kaçak elektrik alınıyor. Örgüt Başkanın bilgisi dahilinde yapılan bu  hırsızlığıa karşı çıkanlara ise, bizzat örgüt başkanı, “sıkıysa kessinler” tehdidi yapıyormuş. Bu iddia ne kadar doğru bilmiyoruz… Açıklarlarsa öğreniriz. Herhalde açıklayacak bir makam vardır…

 

ZAM TEPKİSİ:

Hükümetin yeni yıl öncesi elektriğe yaptığı okkalı zam, vatandaş ve sendikaların tepkisine neden oldu. Yıllardır ilk kez  % 20’lere varan bir zam yapılıyor. Özellikle bu kış aylarında dar gelirlilerin bütçesinde önemli kayıplara neden olacak. Sade bununla da kalsa neyse de, elektrik zammı birçok üründe de zincirleme zamma neden olacak… Kimin umurunda?

 

YOK BİRBİRİNİZDEN FARKINIZ:

Girne’deki sel felaketinin ardından sorunu çözmek yerine eski ve yeni belediye başkanları birbirlerini suçlamaya başladı. Daha düne kadar o koltukta oturan ve birkaç kez aynı felaketi yaşamasına rağmen çözüm bulamayanların, şimdi kalkıp da tek sorumlu olarak yeni başkanı hedef göstermesi ne kadar etik bir davranış oldu bilmiyorum. Bu, sadece Girne’de değil, her tarafta böyle. Yapsaydınız ya görevdeyken…

 

HANİ KALKACAKTI: 

CTP-UBP hükümeti döneminde anayollardaki büyük reklam panolarının kaldırılmasına karar verilmişti. Aradan neredeyse bir yıl geçti ama, bu konuda en ufak bir adım bile atılmadı. Aksine devletin kendisi kirliliğe katkı yapıyor. Bugünlerde yolsuzluklarıyla konuşulan Piyangolar birimi Lefkoşa-Girne anayolu üzerine dev bir reklam panosu astı. Hani bizde bir söz var, “İmam bilmem ne yaparsa, cemaat ne yapmaz”diye. İşte bizim devletin durumu da bu. Önce sen koyduğun kuralı uygulayacaksın ki, vatandaş da uysun…

 

YILLARDIR AYNİ TERANE:

Yıllardır bu ülkede “sağlık turizmi” diye konuşur dururuz. Hafta sonu yine bu konuda bir çalıştay yapılmış ve 2025 yılına kadar hedefler konulmuş, 200 bin turist ve 2 milyar euro gelir… Bu masalı çoktandır dinliyoruz, keşke birisi çıksa da bu sağlık turizminden bugüne kadar ülkenin ne kazandığını bize açıklayıverse. Çalıştayın en önemli kararı, bu konuda yatırım yapanlara verilecek “teşvik” oldu sanırım. Yarın olmayan “sağlık turizm” ile kimler ne teşvikler alacak göreceksiniz. Zaten amaç da bu idi…

 

İNŞALLAH ARAMAYIZ:

Bugünlerde kime sorarsanız sorun herkes 2016 yılından el aman çektiğini, artık gelmemek üzere gitmesini ister. Ölümler, savaşlar, ekonomik krizler ve felaketler, hepsi bir yıla sığdı. Ancak göstergeler, umutla beklediğimiz 2017’nin hiç de umduğumuz gibi geçmeyeceğini söylüyor. İnşallah yağmurdan kaçarken, doluya tutulmayız…

 

FALA İNANMA, FALSIZ DA KALMA:

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Astrolog Abdullah Abdulaziz, 2017’nin falına bakmış. Önümüzdeki yıl adaya barış geleceğini söyleyen Abdulaziz, Mayıs ayında dünya savaşının çıkacağı tahmininde bulundu. Ne kadar inanırsınız bilemem ama, yıllar önce “bu yıl Ecevit ölecek” demişti. Allah rahmet eylesin ama, bu iddiasından 5 yıl sonra ölmüştü Ecevit. Hani derler ya, “fala inanma ama, falsız da kalma…” Hepimizin hoşuna gidiyor…


ZİRVEDEKİLER

Bülent Kanol: “Medeniyet ve refah, sular içinde yüzen, çukurlara düşen, olur olmaz yere park eden, hiçbir trafik kuralı dinlemeyen, lüks arabalar. . İmar plansız beton şenliği şehirlerse.. Biz çok medeniyiz ama, biliniz ki ekonomik performansımızla Tanzanyanın hemen arkasında 140 ülke içinde 121. sıradayız. Yaşam kalitesi olarak kaçıncı olduğumuzu inşallah ölçmeye kalkmayız!!…”.


DİPTEKİLER

Girne Eşittir KKTC: Şu kimsenin tanımadığı, ama Türkiye’nin büyük paralar akıttığı yer nasıl bir yer dese bir yabancı… Ve karşısına Girne fotoğrafları çıksa… Az gelişmiş, kötü yönetilen, adı devlet, kendi mandıra bir yer diyebilir… Deniz feneri yıkılmış, tarihi eserleri çökmüş, yolları deniz mi derya mı belli olmayan, insanları perişan, karanlık, abuk subuk bir yer… Sizce de öyle değil mi? İyi yönetilen bir ülke bu fotoğrafı verir miydi..?