Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ANKARA MÜZAKERELER KONUSUNDA ROTA MI DEĞİŞTİRİYOR?

Başbakan Özkan Yorgancıoğlu dün Erdoğan’ın davetlisi olarak Özdil Nami ile birlikte Ankara ziyaretini gerçekleştirdiydi… Yani bu kez Kıbrıs sorunu Ankara’da KKTC’nin hükümet kanadı ile ele alındıydı…
Bu yazımı çok önceden yazıyorum… Dolayısıyla TC-KKTC’nin Başbakanlar seviyesindeki bu görüşmelerinin medyaya servis edilen ilgili açıklamalarını bilmeme imkan yok. Buna karşılık doğruluğuna inandığım şu görüşleri rahatlıkla ortaya koyabilirim.
ÖNCE HATIRLATALIM. Bundan öncesinde Cumhurbaşkanı Eroğlu görüşmeler yaptığı TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Erdoğan’la Kıbrıs konusunda mutabakata vardığını her vesile ile söyleye gelmiştir… Nitekim artık Eroğlu’nun diline pelesenk olmuşluğunca biliyoruz ki TC-KKTC tarafının Anastasiadis’in “tek egemenlik” isteğine karşılık önerileri “evettir.” Fakat şu şartla: “Federe kanatlar yani iki kurucu devlet kendi içlerinde de ayrıca egemen olacaklardır…”
Zaten Özdil Nami de “Anlaşmazlık bir iki kelimede kaldı” derken bunu vurgulamaktadır. Kısaca Türk tarafı Kıbrıs’ın uluslararası temsiliyetini kabul etmektedir ama federe kanatların da kendi içlerinde egemen olmalarını istemektedir. Anastasiadis buna şiddetle karşı çıkmaktadır…
ERDOĞAN NE İSTİYOR: Dün anlatmaya çalıştıydık. “Tek egemenliğe karşılık TC’nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkamlarından doğan garantör ülke oluşunun devam etmesini…”
Dünkü yazımızda bu konudaki kuşkumuzu “tümden AB’ye üye olacak adada Türkiye’nin nasıl bir garantörlük sürdürebileceğine” sorusu ile ortaya koyduktu… Nitekim Rum tarafı zaten bu öneriyi anında reddettiydi.
Ardından Eroğlu, “Türkiye’nin garantörlüğü olmadan çözümün gerçekleşmesinin mümkün olmadığını” açıkladı… Ve bir anda “Tek egemenlik” nedeniyle aşılamayan sorun bu kez yanına “TC’nin garantörlüğünü de aldı!”
BU DURUMDA: Türk tarafı hem iki kurucu devletin kendi içlerinde egemen olmalarını hem de TC’nin garantörlüğünün devamını istemektedir…
Tabii Ankara’ya çağrılan ve hem Erdoğan hem de Cemil Çiçek’le görüşen Yorgancıoğlu ile Özdil Nami’nin CTP ağırlıklı iktidar kanadını temsil ettiklerini de unutmamak gerekir. Çünkü bildiğimizce çözüm stratejisine Eroğlu’ndan farklı bir objektiften bakmaktadırlar ve bu da zaten sır değildir!
Bu nedenle diyoruz, “yoksa Erdoğan nabızları yokladıktan sonra müzakerelerin yolunu açacak kendine ait önerisini mi ortaya koyacak?”, ki böyle bir olasılık söz konusu oldukça ilk aklımıza gelen Eroğlu’nun baypas edileceğidir! Yakında kokusu çıktıkta öğreneceğiz…              
**********     
DUA EDELİM DE DÖVİZİN ATEŞİ SÖNSÜN. YOKSA BİR KEZ DAHA AYVAYI YİYECEĞİZ…

Kendi hesabıma yansıyanını yazayım… Geçen ay “dövize endekslendiği için dolar olarak ödediğim kredi borcum üç yüz TL fark attı! Bu ay bu farkın 400 TL’ye çıkması kaçınılmazdır…”
MUKADDERAT: Tutun ki alın yazısıdır, değişmez. İradeniz “olacakları” durdurmaya yetmez. Sonunda tevekkül eder, mukadderat dersiniz… Kıbrıs Türk’ünün yaşadığı hayatın adıdır bu… Başlayalım saymaya:
Siyasi kaderini tayin etmek elinde değildir. Ya Ankara’ya bağlıdır veya Güney’deki Rum’un insafına… BM patentlidir, AB imzalıdır… Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesi kırk yıldır yaşadığı çözümsüzlük nedeniyle “çözümlükle kaim mukadderatıdır!”
Türk parası kullanmaktadır ama egemeni değildir. Üzerinde KKTC gibi dört harften oluşan logosu bile yoktur. Türkiye’den ithaldir… Mukadderat işte!
O kadar yamalamadır ki Türk parası, tedavülde dolardır, Euro’dur, sterlin karşılığıdır! Ufak tefek borçlanmalar dışında bankalarda gördüğü muamele de dövizdir! Mukadderat…
Olanca ithalat ve ihracat bu üç yabancı para ile yapılmaktadır. Hangisinin kuru yüksekse çarşı pazara o yansımaktadır… Mukadderat işte…
Çalışanların maaşları hiç değişmeyen mukadderatta TL ile verilmekte fakat çarşı pazarda karşılığı dövizle hesaplanıp alınmaktadır…
Kıbrıs Türk halkı sanal ortamda Euro kullanırken Avrupalı, Dolar kullanırken Amerikalı, Sterlin kullanırken İngiltereli olmaktadır! Buna karşılık elini cebine sokup Türk lirasına elledikte hakikate uyanmaktadır!
O son hakikat ise Türk parasının bir kez daha değişmeyen mukadderatı nedeniyle düşmesi olmaktadır…
ÇARE DE YOKTUR: Türk parasını kullanma olayı 1974’ten beridir tartışılmaktadır. Barış Harekatı’ndan hemen sonra Ecevit hükümetinin Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu bugün tartışılan bir kararla, “bir Kıbrıs Lirası eşittir 36 TL” kuru ile Türk Lirası’nı Kuzey’in resmi parası haline getirdiydi.         
Fakat asıl amacı Türkiye’de hala “Koruma Kanunu” ile tedavülde olan Türk Lirası’nı yabancı paralar karşısında “konvertibiliteye” tabi tutarak değerini ölçmekti… Kısaca sonrası pek çok kararlarda da gördüğümüzce Kuzey Kıbrıs hep kobay olarak kullanıldıydı ki mesela Özal’ın serbest piyasa ekonomisi ile Mağusa Serbest Liman girişimi de bunlardandı…
SONUÇTA TL İLE BAŞIMIZ HEP AĞRIDI: Çünkü asla döviz karşısında güvenilir bir para olamadı. Dolayısıyla her zaman yerini dolara, sterline, mark’a sonraları ise mark’ın yerine Eurolara bıraktı…
Şimdi kapıda 2001 mali krizinin bir benzeri vardır… Eğer yüksek faiz politikası tutmaz döviz yükselişini sürdürmeye devam ederse tırmanışın sonu devalüasyona kadar gider… İnşallah oraya kadar gitmeden doların, sterlinin, Euro’nun ateşi söner de ayvayı yemekten kurtuluruz… Aksi halde bozulan ödemeler dengesi KKTC’yi Rihter ölçeği ile en az 8 şiddetinde depremle sallar!           
**********      
GENE O KISIR DÖNGÜ İÇİNE HAPSOLDUK

Gene o fasit daire içine girdik. Siyasi sorunun “tek egemenliği” bitmez tükenmez zehirleri ile yiyecek içecekleri, kazasız ölümsüz günü olmayan trafiği, artık ulusal kimliğimiz gibi naturamıza yapışmış çevresel pisliğimiz…
Başka? Arada bir hükümet kararlar almakta, tasarılar açıklanmakta, bu vesile ile siyasiler “yaptık ettik” nutukları atmakta falan… KKTC dediğinizin ajandasına düşen notlar bunlardır…
Oysa döviz fena vuruyor! Zaten memlekette “ekonomik faaliyet” durdu, yaprak kıpırdamıyor! Yakında mazbata mağdurlarına yeni mağdurlar eklenecek söylemeye bile gerek yok!
VE YİNE DÖRT UCUNU KOY VERİYORUZ. Kısaca bir türlü “devlete” dört elle sarılamıyoruz. Mesela şunun şurasında turizm mevsimine iki ay kaldı. Bu yıl da turizm mevsimine ki bizde “mevsimi” olmaması gerekir, geçen yılların sorunlarını taşıyarak gireceğiz. Neydi onlar?
Devasa oteller var ama “kumar turizmi için!” O otellere taşınanlar tutun ki başlarını kırk sekiz saat otel kapılarından dışarı uzatmazlar… Devlet de turizm adına sadece otellerden aldığı vergilerle yetinir. O kadar!
Bafra yeni bir turizm merkezi olacaktı! Leş gibi ortalarda kalakaldı ki oradaki üç otel, kel başa şimşir tarak görüntülerinde!
Girne dışındaki yöreler ya hey! Mağusa’da “Glapsides Plajı”ndan öte lafı edilecek ne denizi ne oteli var… Dolayısıyla turizmi de yok… Ha hep birlikte bekliyorlar ki Rum Maraş’ı devralsın da Mağusa sayesinde nasiplensin! Ne kader ama!
Başka? Turizm adına lafı güzaf çok fakat Allah’u azim turist yok!
BAŞKA NE YAPACAKTIK KKTC’DE? Evvel emirde şu TC ile olagelen ticari ilişkileri, dengelenmesi zorunluluğundaki ithalat ihracatı Ankara ile masaya yatırıp Mersin Limanı’nı nasıl sıfır gümrükle geçebiliriz hedefinde çözecektik…
Sanırsız Ankara taş duvar! Yetkili ve sorumlularımız ise sıkıştıkları KKTC sınırları içinde çaresiz kaldıkça dönüp dönüp Ankara’yı halka şikayet etmekte! Olanlar ise üretici kesime olmakta…
Elektrik sorununu çözemedik! Sigortalıların primleri giderlerini karşılamaya yetmiyor! Devlet zaten alamıyordu, artık istese de vergi alamayacak çünkü krizlerle dolu ekonomi oluştu…
Tabii “un sorunu” ne oldu bilmiyoruz! Memlekette üç tane un fabrikası vardır, ne devletle analaşabildiler ne fırıncılarla… Birbirleri ile dalaşıp durmaktalar…
Hal Yasası çıkacaktı… Et kombinası kurulacaktı… E devlet olacaktık… Sahi Kıbrıs Türk halkının var mıdır bir “sabır Tanrısı?” Mutlaka olmalıdır ki “milletin nasıl sabredeceğinin ilmi ile irfanını, imanla inancını” anlatsın! Hadi hep birlikte: “Ya sabırrr!”