Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ANKARA GARANTÖRLÜĞÜNÜN DEVAMINA KARŞILIK: (1960 KC’ye DÖNÜLMESİNİ Mİ KABUL EDECEK?)

“Türkiye’nin acelesi yoktur,  zamana oynuyor” dedik ama kör şeytan!  Tam bunları söyleyip “zaman aleyhimize” geçmektedir diyerek yakınırken baktık ki artık Türkiye’de her şeyin “başı ve tek karar mercii” olan Erdoğan devreye girmiş. Hem de hızlı ve acele!
Nitekim bugün Başbakan Yorgancıoğlu Ankara’ya gidecek Erdoğan’la görüşecek, öbür gün de Türkiye’deki bazı bakanlar KKTC’ye gelecek… Tutun ki hem siyasi sorun gözden geçirilecek hem de bir türlü uygulamaya sokulamayıp savsaklanan “TC-KKTC Ekonomik Protokolü” ele alınacak… Her halukârda Kıbrıs trafiğinde bir hızlanma var. Buna karşılık bir yandan da Erdoğan tarafından gündeme sokulan şu “tek egemenlik”  konusunda “olmaya ki bir yol kazasına kurban gideriz” kuşkularımız devam ediyor. Allah kazadan beladan saklasın diyoruz ve geliyoruz Eroğlu’nun pozisyonuna:

Son günlerde Cumhurbaşkanı Eroğlu da “tek egemenlik” konusunda Rum medyasında çıkan haberlerden tedirginlik duymuş olacak, diyor ki Ben 14 Aralık Tarihli son Belgenin altındaki imzamın arkasındayım… Nedir o belge, bakalım:

14 ARALIK… DAVUTOĞLU’NUN LEFKOŞA ZİYARETİ… (EROĞLU NE DEDİYDİ?)
Downer Noel tatiline çıkacaktı… Davutoğlu’nun KKTC’ye geleceğini öğrenmesi üzerine tatilini erteledi Atina’dan Lefkoşa’ya geldi… Davutoğlu Downer ve TC Büyükelçisi Akça ile de görüştü.  Cumhurbaşkanı ile görüşmesi sonrasında “her konuda mutabakata vardıkları” açıklandı. Ortada hem Türkiye’nin hem KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun mutabakata vardıkları bir yol haritası vardı… Davutoğlu bu konuda şu açıklamaları yaptı: Yeniden hatırlayalım:
BİR: İki taraflı, iki kurucu devletin iradesine dayalı ve bu iradeden neşet eden bir egemenlik anlayışına dayalı çözümü artık devreye sokmak zamanı geldi…
İKİ: KKTC’de ortak akıl ve ortak yaklaşım bulmaktan dolayı memnunum… Bu KKTC’nin en büyük zenginliğidir…”
ÜÇ: Eroğlu KKTC’nin ortak aklı ve devlet sürekliliğini göstererek BM’ler Genel Sekreterine mektup yazdı, ezberleri bozdu…
DÖRT: Anastasiadis siyasi irade göstermelidir… İlgili uluslar, BM’ler çözüm için ağırlıklarını koymalıdırlar… Yunanistan ve İngiltere ile de konuları ele aldık… 
EROĞLU: Davutoğlu ile görüşmesinin ardından tam bir görüş birliği içinde olduklarını, Anastasiadis’in ayak sürüdüğünü, uzun zamandır Ortak metin üzerinde çalıştıkları, için zaman kaybettiklerini, ön koşulsuz masaya oturmaya ve bırakılan yerden müzakerelere başlamaya hazır olduğunu açıkladı…
Tabi Dışişleri Bakanı Özdil Nami de Davutoğlu’na hitaben, “verdiğiniz destekle dünyaya sesimizi duyuruyoruz” dedi…
İşte o 14 Aralık günü gelişmeler böyle yaşandı…

PEKALA  “DEĞİŞENLE” – “DEĞİŞMEYEN” NEDİR?  
1. Erdoğan’ın Brüksel ziyareti sonrası ansızın Kıbrıs siyasi sorununda inisiyatif yüklenmesi…
2. Davutoğlu ile Eroğlu’nun mutabakata vardıkları “İki kurucu egemen devlete dayalı tek egemen devlet” formülüne karşın, Erdoğan’ın  Anastasiadis’in “tek egemenlik” isteğine karşılık “TC’nin garantörlüğünün devam etmesi” önerisi… 
BU GELİŞMELERDEN ANLADIĞIMIZ? Erdoğan ne zaman AB kapılarına dayansa karşısında Kıbrıs sorununu bulmaktadır! Ve anlamaktadır ki artık adada “kendi keyfi ile ne bugünkü de fakto durumu sürdürebilir ne de Kuzey’e mutlak sahiplik koyabilir…” Dolayısıyla Erdoğan da hazır gündeme gelmişken 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına sığınarak en azından “adadaki garantörlük haklarını” sürdürme kazanımında “Kıbrıs’ın tek egemenlik, tek uluslararası temsiliyetine” yeşil ışık yaktı!” Bir süre daha gelişmeleri izleyip vaziyetleri görelim…     

               **********     

  DP KURULTAYA GİDERKEN: “DİRİLECEK Mİ KIRILACAK MI?”
DP’nin pazar günü genel kurultayı var. Ki artık ne zaman “kurultay” lafı duysak umacı görmüş gibi bizi korkular sarmaktadır… Çünkü İrsen Küçük’ten beridir hangi parti “kurultayını” yapsa darmaduman olmaktadır…
Tabii hükümet ortağı olmasına karşılık artık DP’de marjinal partiler sınıfına düşmüşlüğü ile adama, “neyin kurultayı” dedirtiyor! Fakat kimin kimi koltuk değneği yaptığı henüz belli olmayan bir süreçte, DP’yi iktidar yapan UG gerçeği de vardır ki gelişmelere “cümleten” baktığınızda ister istemez “DP’nin Pazar günkü Kurultayına” ilgi duyarsınız… Çünkü yaşanacak bir arbede resmen hükümeti olumsuz etkileyebilir…
Kaldı ki “etkilemesi” için zaten Başbakan ve yardımcısı Serdar Denktaş’tan kaynaklı yığınla neden vardır. Hepsini geçsek de başından beridir şimdilerde Parti Başkanlığına aday olan Genel sekreter Bengü Şonya’yı geçemeyiz…
ŞONYA HAKKINI İSTİYOR: Her ne kadar Şonya Başkanlık seçimini kaybetse bile DP’den ayrılmayacağını söylüyorsa da o kadar demokrat tahammüllü olduğunu sanmıyoruz çünkü DP üzerindeki hakkının hakkını isterken şöyle demektedir: “Kapanma noktasına gelen ve yetkili kurullarını toplamakta dahi zorluk çeken Demokrat Partiyi adeta çamurdan çıkarıp aldım…”
Dikkat edin. “DP’yi çamurdan çıkarıp aldığını” söyleyen Şonya bu iddiası ile DP’nin vasisi olduğunun altını çizmektedir… Serdar Denktaş’ı da dolayısıyla “başarısız başkan olarak ayazlatmaktadır…” Kurultay seçimine bu psikoloji giden Şonya “kaybetmeyi ne kadar içine sindirir” bilemeyiz…
SERDAR DENKTAŞ CEPHESİNE GELİNCE: Hemen yazayım: UBP’den “Dokuzlar hareketi” ile ayrılıp DP’yi oluşturan o yılların “kadrosu” adeta ağır toplardan oluşuyordu… Hemen hepsini de tanıdığım, onların da beni tanıdığı Coşar’lı Atun’lu, S. Denktaş’lı Taşkent’li bu kadro DP’yi kurduklarında 1994’deki seçimlerden zaferle çıktılardı… Sonrasında Hakkı Atun Başbakanlığı’nda CTP ile Koalisyon hükümeti oluşturdukta da memlekette güzel işler çıkardılardı…
Sonrası gelmedi ama! Serdar Denktaş’ın elinde kan kaybederek sonuçta iki milletvekilli bir parti durumuna düştü ki önümüzdeki Pazar DP için ya “dirilişi olacak ya kırılışı!” Göreceğiz…

     **********   

   EŞ CİNSELLİK YASASI ÇIKTI: (SAKIN “YAPTIK OLDU” DEMEYİN ASIL SORUN BUNDAN SONRA BAŞLAYACAKTIR)
Eş cinselliği suç olmaktan çıkaran Yasa Tasarısı yasalaşarak cici demokrasimize bir demokratik halka daha ekledi… Çok güzel!        Ancak işte şimdi bundan sonra olacaklar,  öncesinden çok daha alengirli olacaktır…    Neydi o öncesi? Karmaşık ve türlü çeşitli olsa da yazalım. “Homoseksüel” insanlar vardı… Biseksüel olanları vardı… Lezbiyenler vardı… Sadece kendi cinsine ilgi duyanlar vardı falan…
Bunlar bugüne kadar toplum katlarında biliniyorlardı çünkü gizlenmesi mümkün olmayan vakıalardı… Ancak “çocuklara cinsel taciz ötesinde” bu güne kadar “doğaya aykırı” denilen bu cinsel olaylar toplum kademelerinde çok da önemsenmediydi… Fakat ortada bir sorun vardı:
DIŞLANIP HORLANMIŞLIK: Bu insanlar Batı’da “cinsel tercihlerinin özgürlüklerine” çoktan kavuştular. Artık onlara  “hasta” yahut halk diliyle şu veya bu  yakıştırmalarda bulunulmuyor. Hatta yasal olarak birbirleri ile evlenmeleri bile mümkün hale gelmiş…
Bu açıdan baktıkta artık bizde de Batı’da olduğu gibi bu tip “eşcinsel olaylara” cevaz verecek özgürlükçü bir yasa vardır.  Bu yasaya göre kimse “eşcinsel olduğu için” kendini dışlanmış hissetmeyecektir! Belki evlenenler de olacaktır…
FAKAT: Bütün bunlara toplum olarak hazır mıyız? Yıllardır gizlilik içinde sürdürülürken “aşikâra” çıkan bu insanlarımızı toplumsal ve mesleki kademelerde ne kadar sindirecek, onları nasıl karşılayıp değer yargılarımıza koyacağız?
Ve en önemlisi “sağlık yönünden” nasıl tedbirler alınacak, korunmaları ve AIDS gibi hastalıklara yakalanmamaları konusunda devlet olarak yeni yasalar yapılacak mı?
Ve artık yasal olarak cinsel özgürlük kazanan bu insanlar  “eğilim” sahibi öteki insanlar için teşvik edici “model rol” üslenirlerken bu tip cinsel tercihlerin gerçekte zararlı ve aykırı olduğunu kim nasıl nerede anlatacaktır? Okulda mı, aile de mi? Kulüpte, yolda mı? Medyada mı?
Ve de kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak “karşılıklı kırılganlıklar, olumsuz tepkilerle  bunlara karşı oluşacak protesto ve karşı eylemler nasıl bir demokrasi anlayışında “uzlaşı” ve  “saygılı anlayışa” dönüşebilecektir? 
SORUN BASİT DEĞİLDİR: Hatta çok çetrefil ve önemlidir. Biz ne kadar iyi niyetli olursak olalım, olayın asıl zor yanı tüm toplum katlarında yasa ile açığa çıkan “cinsel özgürlüklerin” karşıt etki tepkiler görmeye devam edeceğidir…          Nitekim AB’de de kabul gördü denilen bu “eş cinsellik” olayının zaman zaman filmlerini izliyor, haberlerini okuyoruz. Ve görüyoruz ki ne sanıldığı kadar olağan karşılanıyor ne de çatışmalarıyla sürtüşmeleri bitiyor…  Hatta aileler bu nedenle tarumar oluyorlar…  Bu nedenle “yaptık oldu” demeyin. Asıl sorun bundan sonra başlayacaktır…