Poli

Anifodia’lı Münür Nureddin Selçuk

Öntaç Düzgün
Öntaç Düzgün

Belki de çok demode diyeceksiniz ama güzel sakin bir pazar sabahı Münür Nureddin Selçuk’u ‘Kalamış’ parçası ile dinlemek inanılmaz büyük bir keyif kaynağıdır. Hele bir konserinden kaydedilmiş olan versiyonu var ki bu kadar doğal, şelale gibi akan bir ses olamaz dersiniz. Dinlerken tıpkı bir klasik müzik parçası dinler gibi, yalnız olmaya, etrafın tamamen sessiz olmasına ve ses şiddetini biraz yüksek tutmaya özen gösterirseniz tadından yenilmez bir güne başlamanın garantisini almışsınız demektir.

Turhan-Korun-1
Turhan Korun

Yaşlandığımı ya da romantikleştiğimi düşünmenize fırsat vermeden ben hemen konuya gireyim. Geçenlerde, şu sıralar seçim telaşı yaşayan dostum Mehmet Çağlar’la çok az fırsat bulduğumuz ayaküstü sohbetlerimizden birisini yaparken, konu rahmetli Dr. Turhan Korun’a, ondan da Münür Nureddin Selçuk’a geldi. Nereden nereye demeyin, Dr. Korun, Kıbrıs’ta Münür Nureddin’i en yakından takip eden, bütün parçalarını sözleri ile birlikte ezbere bilen ve söyleyebilen, İstanbul’daki hiçbir konserini kaçırmamış, saz heyetinde yer alanların isimlerini dahi bir çırpıda sayıveren çok az sayıda insanlardan birisi idi. Her Cumartesi Havadis’teki odasında O’nu ziyarete gelenler kaçınılmaz olarak bir Münür Nureddin konseri dinlemek zorunda kalırlardı. Hiç fark ettirmeden bize her şarkısının sözlerini  ezberletmeye çalışırdı. Bunun için de inandırıcı olmaya çalışır, “Beni derin kuyularda merdivensiz bıraktın” ı söylerken tıpkı onun gibi gazel sallar, “…bir tatlı huzur almaya geldim Kalamış’ta” derken sağ elinin parmaklarının içi ile yumruk şekline getirdiği sol eline vurarak tempo tutardı. Mehmet Çağlar da bu dinletilerden birisine rastlamış ve çok etkilenmişti. “Gelenek sürüyor mu?” diye sordu ve “Biliyor musun Münür Nureddin Kıbrıs kökenlidir ve akrabamızdır” deyiverdi.

Münür Nureddin Selçuk, Türk Sanat Müziği denen türün dönüşüp olgunlaşmasına ve bu günkü formuna gelmesine  değerli katkıları olmuş bir sanatçı. Türk Sanat Müziği’nin kökeni aslında Bizans müziğidir ve neden Türk müziği dendiği de halen tartışma konusudur. Bizans müziğini ilk dönüştüren ve Osmanlı saray müziği formuna sokan 17’nci yüzyılda yaşamış Buhurizade Mustafa Itri Efendi’dir. Itri, Avrupa müziğini de izleyen ve döneminde yaygınlaşıp popüler hale gelen vals müziğinden etkilenerek günümüze kadar gelebilen ilk Türk vals parçası “Gülnihal” i besteleyen kişidir de ayni zamanda. Itri’den sonra Türk Sanat Müziği’ne en ciddi katkıyı ve dönüşümü yapan sanatçı Dede Efendi ve sonrasında da Münür Nureddin Selçuk’tur. Türk Sanat Müziği’nin yaklaşık 450 yıllık evriminin köşe taşlarını bu sanatçılar oluşturmuştur.

münür nurettin selçuk
münür nurettin selçuk

Mehmet Çağlar’ın Münür Nureddin hem Kıbrıslı hem de akrabamızdır demesine afallıyorum ve onu hemen sorguya alıyorum. Çağlar durumu şöyle açıklıyor;

Münür Nureddin Selçuk’un nenesi Kezibanova isimli bir kadındı ve şimdi Güney Kıbrıs’ta kalmış olan Anifodia köyündendi. Bu köy, Kıbrıslı Türklerin daha yaygın olarak bildikleri Köfünye veya Lefkara köylerine yakın bir yerdedir. Bu kadın yani Kezibanova benim dedemin halasıydı. Bu köyün Türk ahalisinin kökeni, Çerkez’di ve 1860’lı yıllarda Abhazya’dan zorunlu olarak göç edenlerdi.

1878’de Kıbrıs İngilizlere kiralanınca adada görev yapan Osmanlı yüksek düzeyli yöneticiler adayı terk etmeye zorlandılar. İşte bu yöneticilerden birisi ki çocuk sahibi olamamıştı, Kıbrıs’tan bir çocuğu evlatlık edinmek istedi ve ailesi ile görüşerek Kezibanova’yı aldı. Aile çok yoksul olduğu için çocuğun da geleceğini düşünerek bu teklifi kabul etti ve Kezibanova 8 yaşında iken yeni ailesi ile birlikte İstanbul’a gitti.

Kezibanova İstanbul’da düzgün bir yaşam sürdürdü ve yetişkin yaşlara gelince de evlendi. Bu evlilikten çocukları oldu. Bunlardan bir tanesi de Fatma’dır ve Fatma Münür Nureddin Selçuk’un annesidir. Tekrar Kezibanova’ya ve akrabalık ilişkilerimize dönecek olursak, Kezibanova da Raif dedemin halasıdır.

Bu ilişkiden yani Münür Nureddin Selçuk’un Kıbrıs’la olan kökeninden bahsedenlerden birisi de geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz müzisyen Ekrem Yeşilada’dır. Yayınladığı kitapta bu akrabalık ilişkisinden söz etmektedir.”

Prof. Dr. Mehmet Çağlar’ın dedesi Raif ve nenesi
Prof. Dr. Mehmet Çağlar’ın dedesi Raif ve nenesi

 

Prof. Dr. Mehmet Çağlar
Prof. Dr. Mehmet Çağlar

Prof. Mehmet Çağlar’a bu akrabalık ilişkisi çerçevesinde herhangi bir temas olup olmadığını soruyoruz. Hoca şöyle diyor;

Münür Nureddin Selçuk’la olan akrabalığımız üzerine yakın zamanlarda yapılan sohbet, kendisi de bir müzisyen olan ve “o ses Türkiye” yarışmalarında finale kalması ile tanıdığınız ablamın oğlu  İbrahim Şevki ile Münür Selçuk’un oğlu Timur Selçuk arasında geçmiştir. İbrahim’den edindiğimiz bilgilere göre Timur, babasından zaman zaman duydukları kadarı ile Kıbrıs’ta olan kökeninden haberdardır.”

Mehmet Çağlar’a, Münür Nureddin’in annesi ile birinci yeğen olan Raif dedesini soruyoruz. Akrabalık ilişkilerini en çok bilen o. Hoca dedesi Raif’i şöyle anlatıyor;

“Dedem, annesi babası ölüp köyde yalnız kalınca tanıdıkları olan Lefkara’ya göç eder. Orada nenemle tanışarak evlenirler sonra da köyün imamı olur. Bir süre sonra Köfünye’ye göçerler ve orada imamlık yapmaya devam eder. Biz bu akrabalık ilişkilerimizi Raif dedemizden öğrenmiş olduk. Onun anlatıları ile büyüdük. Bizde kuşku bırakmayan bir diğer veri de dedemin sesinin tıpkı Münür Nureddin gibi olmasıydı. O’nun önce kasete ve sonra da CD’ye aldığımız şarkı yorumları nerede ise Münür Nureddin’in kopyasıdır. İstanbul’a gitmek ve onunla tanışmak en büyük hayali idi ve bizim mutlaka gidip onu görmemiz gerektiğini söylerdi.”

Söz konusu olan Münür Nureddin Selçuk olunca ve Raif dedenin de güzel bir sese sahip olduğu anlaşılınca acaba günümüzde ailede bu sesin genlerini taşıyanlar var mı? Bunu merak ediyoruz.

Ses yeteneği annemde de vardır. Annem sürekli şarkı mırıldanan bir kadındır. Şimdi hasta ve yoğun bakımdadır ama yaşamı boyunca şarkı söylemeyi çok sevmiştir. Kızlarımın ses yetenekleri de iyidir. Birisi tiyatro sanatçısı, diğeri ise gurme şef aşçıdır. Her ikisinin de sesleri iyidir. Çoğu kimse bilmez ama kardeşim Dr. Raif Çağlar’ın da çok iyi bir sesi vardır hatta gitarıyla seslendirdiği parçalardan oluşan iki CD’si de vardır. Tabii ki bunlar piyasa amacıyla hazırlanmamıştırlar ancak oldukça iyidirler. Az önce ablamın oğlu olan İbrahim Şevki’den de zaten söz etmiştim. Ailede galiba bir tek benim sesim güzel değildir.” Gülüşüyoruz…

Münür Nureddin Selçuk sadece etkileyici sesi ile değil, sahne ve özel yaşamdaki tarzı ve tavrı ile de saygı duyulan sanatçı olmuştur. Sahneye, seyirciye saygı için takım elbise ile çıkacak kadar kibar, birkaç oktavlık ses aralığı olmasına rağmen sahnede mutlaka vokal sesler kullanacak kadar da mütevazi olabilmişti.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı