Güney Kıbrıs Rum liderlerinin öteden beridir bir derdi davaları vardır: “Türkiye ile muhatap olmak!” Çünkü bu konuda hem ekonomik hem siyasi yönden büyük kayıpları vardır. En basiti Türkiye hâlâ Ankara Anlaşmasını uygulamaya koymadı. Bu nedenle dünyanın hatırı sayılır deniz ticareti filosuna sahip Güney Kıbrıs bandıralı gemiler Türkiye limanlarına uğrayamıyor. Tankerleri İskenderun’a yanaşamıyor!
Kaldı ki asıl derdi “korsan devlet, sözde devlet” dediği Kuzey’i Türkiye ile kuracağı ilişkilerle bypass etmek.. O zaman iki tanınmış devlet politikasını “tanınmamış” KKTC üzerinden yürütürken uluslarası ilişkilerde Türkiye’yi “işgalci” niteliği ile daha çok sıkıştıracak! Ne var ki onca taktik ve dürtülerine karşın Türkiye’den fiskelik ilgi görmüyor! O kadar ki neredeyse Ankara müzakereler devam ederken “dilsizleri” oynuyor, sadece “çözümden yanayız” açıklamaları ile yetiniyor!
ÖTE YANDAN: Türkiye dış politikasının duvara tosladığını biliyoruz! Bunun da nedeni yine Kıbrıs siyasi sorunu oluyor. Nitekim Annan planına kadar Türkiye’nin yüzü AB’ye dönüktü. 2004 referandumunda “hayır” diyen Rum’a karşılık da Kuzey’deki Türk halkına “evet” dedirttiydi! Kıbrıs siyasi sorununda kırılma bu tarihte başladı. Çünkü AB kapıları TC’nin yüzüne kapanırken “hayır” diyen Rum tarafı, inadına ve çatır çatır AB’ye üye alındı!” Tabi Kıbrıs Türk halkına da kazık atıldı! Bunun üzerine Erdoğan-Davutoğlu ikilisi AB’den kestikleri umutlarını bu kez Ortadoğu’da aramaya başladılar! Onun da tutmadığı ortada!
ANASTASİADİS’İN ŞİKÂYETİ: Bir süredir inatçı bir tekrarda Türkiye’nin müzakereler sürecinde çözüme yardımcı olması için Ban Ki Moon’dan yardım istiyor! Öte yandan inadına bir nakaratla “çözümden sonra Türkiye’nin garantörlüğünü kabul etmeyeceğini” söylüyor fakat Ankara da benzeri inatçılığı ile gıkını bile çıkarmıyor!
Kısaca Anastasiadis kendinden önceki Hristofyas gibi TC ile muhatap olmak, siyasi ilişkiler kurmak için deli divane oluyor ama Türkiye şimdilik sağırları oynuyor! ********** DAÜ’DE NELER OLUYOR: (VE NECDET OSAM NEREYE KOŞUYOR?)
Peşinen yazayım: Öteden beri kişileri hedef alan “itham edici” yorumlardan kaçınırım. Gazeteci de olsam buna hakkım olmadığını düşünürüm. Fakat devletin kurum ve müesseselerindeki makamlara “seçme seçilme hakkında” yetki ve sorumlulukla kurulanlara ayni düşünce ile bakmam. “Meydana düşen kurtulmaz seng’i hezimetten” derim! Bir “koltuğa” oturmak için olmadık atraksiyonlarla cambazlık yapıp sonra “yetkilisi” olduğu kurumları ve müesseseleri batırıp rezil edenlerin zaten yargılanmaları gerekir. Ne var ki bu ülkede “hangisi başarılı oldu” düşüncesinden kaynaklı bürokratik teslimiyet nedeniyle bilerek yapılan hatalar, yapanın çıkarına kâr, açtığı yararlarla da devlete zarar olarak kazınmaktadır!
ÖZAY ORAL’DAN BERİDİR. Yıllarca “medarı iftiharımızdır” dediğim DAÜ’e Son dönemlerdeki olaylar nedeniyle yine bu düşünlerimle yaklaştım. Çünkü Demirciler’den, Okan Camgöz’den süzülerek Özay Oral’ın ellerinde büyüyen ki İhsan Doğramacı’nın çok büyük katkıları vardı ve bugünlere peş peşine Rektör ve Vakıf Yönetim Kurulu değiştirerek gelen DAÜ, zaman zaman “siyasilerimiz tarafından yaratılan krizlerden birini daha yaşıyor!
Bu defaki Yorgancıoğlu Koalisyon hükümetinden S.Denktaş imzalı mirasın sonucudur! Her ne kadar VYK’lu değişmişse de “başı” duruyor! Hem de hiç etik olmayan bir “pişkinlik” sembolü olarak! Nitekim dünkü Havadis’te bu “krize” azıcık takıldıydım. Bugün sorunu biraz daha açayım.
NECDET ÖSAM DRAMI: Çok kısaca Abdullah Öztoprak S.Denktaş’ın emirlerine uygun davranmadığı için yüzde 80’e yakın oy almasına karşın kolundan paçasından çekiştirilerek, itilerek kakılarak Rektörlük görevinden alınmış, yerine de Necdet Osam konmuştu! Bu fiili “yolsuzluğu” vakti zamanında yorumlarken, “Necdet Ösam’ın seçimsiz sepetsiz Rektörlük görevini vekalet olarak kabul etmesinin hiç de etik olmadığını” yazmıştım ki “ne yani DAÜ rektörsüz mü kalsın” yollarında cevaplar geldiydi!
Şimdi Ösam’ın 6 aylık vekâlet süresi doldu ama yerinden kımıldamıyor! Aksine bu süre içinde olası bir seçimde yeniden Rektör olmak için kendine yine “usulsüzlükleri” çaka çaka ve bazı sendikaların isteklerini yerine getirerek zemin oluşturuyor!” Buna karşın doğal olarak Rektörlük seçiminden kaçınamayacak! Kaçınamayacağı için de kendisinden hem açıklama yapması istenecek hem hesap vermesi. Mesela:
Neden DAÜ’de bu yıl öğrenci kayıtlarında yüzde 25 oranında bir düşüş yaşanmıştır?
Neden YÖK ile ilişkilerde tutuk kalmış, programını uygularken YÖK’ten onay almak gereğini duymamıştır.
Neden yurt inşaatı, “bazı yargılık davalardan vaz geçme” gibi şaibeli sorunlar yaratmış, TC kaynaklı Eğitim Fakültesi inşaatı için bir şirkete üniversite kaynaklarından 1.5 milyon TL ödeme yapılmıştır? Neden DAÜ, TC Büyükelçiliği ve KKTC Maliye Bakanlığı arasında imzalanan protokole aykırı olarak TC Yardım Heyetinin DAÜ yatırımlarına katkısı yıllık 15-20 milyon TL’den 3-5 milyona düşmüştür!
Neden DAÜ Mali İşler Sorumlusu Rektör yardımcısı, Rektör Abdullah Öztoprak döneminde Ekim 2014 tarihi itibarı ile DAÜ’nün nakit durumunu 4,800,000 TL olarak açıklarken, vekâleten göreve getirilen Necdet Ösam DAÜ’yü 34 milyon TL ile devraldığını 6 milyon TL artıya geçirdiğini iddia etmek gereğini duymuştur? Vesaire…
Tabi bitmedi. Aktardıklarım kaynaklarının doğruluğuna inandığım zaten daha önce de bazı gazetelerde yayınlanan bilgiler. Yeri geldikçe DAÜ’yü dürteceğiz tabi! Çünkü bu vakıf üniversitesi halkın öz malıdır!
**********
“EŞEKTEN” MÜJDELER VAR: (YAKINDA NUR TOPU GİBİ BİR SIPA DOĞURACAKMIŞ.) Hatırlayacaksınız! Vakti zamanında Meclisin muzır milletvekillerinden fakat on parmağında on marifeti olan Arif Albayrak memleketin sallan yuvarlan gidişini, pahalılığını, zamları, sırt pırt kesilen elektriğini protesto etmek için Meclis’e bir eşek sırtında gitmişti.
Geçen gün Albayrak’la bir sohbet ortamında karşılaşınca sordum. “Ne oldu o eşeğe?” Vefalı insanmış ki politikanın göbeğine soktuğu hayvancağızı izleyip durumu ile ilgileniyormuş. Nitekim bana “hamiledir yakında doğuracak” dedi. Müjdesi benden olsun!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























