Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Anastasiadis’e hoş geldin diyoruz:(İnşallah sağlığına kavuşmuş yeni kalbi ile barışçı çözüme uğur getirir)

Anastasiadis hayırlısı ile memleketine avdet etti. Kendisine sağlık afiyet dileriz çünkü ne kadar sağlık afiyet o kadar siyasi bereket demek! Hem bizim gibi Köşeciler için eksilmeyen haberleri, hem de müzakerelerin yeniden başlayacağı yönünden. Her iki halde de Anastasiadis velinimetimizdir. Nitekim yokluğunda “Köşemiz” sermayesiz kaldığından kısır bir dönem geçirdiydik. Hele Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun sıkıntısını hiç sormamalı! Anastasiadis’in yokluğunu hissettirmemek için elinden geleni yaptı ama o müzakere safhasındaki muhabbetleri ile birbirlerine karşı duydukları sevgi ve saygıdan kaynaklanan şerbet gibi konuşmalarındaki “güzelliklerin” yerlerini hiç dolduramadı!

Kısaca en az Rum halkı kadar biz de öksüz kaldık. Ve anladık ki Anastasiadis’siz olamayız… Bu nedenle kendilerine hoş geldin deriz… İnşallah kalbindeki sıkıntıları da atlatmış, “yepyeni temiz kalbi” ile görevine başlamıştır. Umut edelim ki artık bu “kalp” Türk halkının barış, çözüm ve mutluluğu için de çarpsın…
DİYELİM VE DÖNELİM “ESASA!” Tabii ki Anastasiadis’in dönüşü ile yeni bir müzakere masası daha kurulacaktır. Her ne kadar Rum tarafı eğer Türk sismik araştırma gemisi ile savaş gemileri Münhasır Ekonomik Bölge’den çekilmezse müzakerelere devam etmeyeceğini tekrarlıyorsa da bu iş yaş! Çünkü “Rum’un gazı” gaz koyuvermeye başladı! Yani “siyasi bahane” olarak kullanılmasının kıymeti kalmadı! Nitekim Afrodit parseli dışında sondaj yapan İtalyan firması yaptığı açıklamada, “kayda değer bir gaz rezervi yoktur” diyor! Yani bu “gaz bahanesi” miadını doldurdu!
FAKAT MÜZAKERELERİN CİDDİYETİ DEVAM EDİYOR: Dünkü yazımda satır aralarına şunu sıkıştırdıydım, tekrarlıyorum: “Güney Rum Yönetimi 1974’ten sonra ülkenin yarısında plan olmaz” diyerek “fiziki imar iskân planları yapmamışlar!” Ve “dikkat” demişim: “Bakın adamlar Kuzey’e hangi gözlükle bakıyorlar! “Benim Kuzeyim!”
DOLAYISIYLE: Gevezeliği bir tarafa bırakarak artık Kuzey’i bizim de kendi gözlüklerimizle değerlendirmemiz gerekir. Çünkü müzakereler gitgide “Rum egemenlik ısrarı ile o egemenliğe gerekli olan yeterli toprak kazanımı üzerinde gelişiyor!” Çoğunluğuna dayalı Yönetim erkini elde edebilmesi için Kuzey’de o çoğunluğu ile orantılı toprak sahibi olması gerektiğini bizden çok iyi biliyor! Ve söylemiş olalım. Yeniden birleştirilmiş Kıbrıs sloganını da bunun için kullanıyor!

**********
Kısaca takıldıklarım

CTP’NİN SAPLANTISI: Geçtiğimiz günlerde CTP-BG milletvekili ve Mağusa İlçe Başkanı Erkut Şahali bir mülâkatında Mağusa Belediyesi’ndeki son istihdamlardan kaygı duyduklarını söylerken araya “Türkiye KKTC’ye vilayet gibi bakmaktadır” sözlerini de sıkıştırdıydı…
Zaten teamül haline geldi: CTP kurmayları her platformda “Türkiye” lafının geçmediği ne bir açıklama yaparlar ne de yazıp değerlendirmelerde bulunurlar! “Bu ne sevgi ah” diyeceğim de değil! Onlar için tüm sorun ve olagelenlerin “tuzluğudur” Türkiye! Azı da zarar çoğu da! “Başımıza ne geliyorsa Türkiye yüzünden geliyor” görüşleri hiç değişmiyor!
1974’lerden önce başlayan bu “saplantı” günümüzde değer erozyonuna uğradıysa da “söylemleri ile serzenişleri bitmedi!” Buna karşın Mağusalı Genç Milletvekilimizin “TC’nin KKTC’ye vilayet muamelesi yaptığı” deyişine “adam sen de” diyemiyorum… Hatta çok önemsiyorum! Çünkü ve gerçekten ben de KKTC’nin TC’nin bir vilayeti değil, tanıdığı Devlet olması nedeniyle, “iki ayrı devlet ve uluslar arası kıstaslar içinde ilişkilendirilmesini” isterim… Ki 1974’ten sonra Bozkurt gazetesindeki “Köşemde” hep şöyle diyordum: “İşte şimdi Türkiye Cumhuriyeti dışında ilk kez bir Türk Devleti de Kuzey Kıbrıs’ta oluştu. Dünyada iki Türk Devleti, iki siyasi oy…”
Pekala nasıl oldu da “kuzey” TC’nin vilayeti oldu? O “ütobik” yıllara dönmek istemiyorum. Ancak şunu söylemeliyim: CTP “devlet” olduğumuza inanmak istemedi. Makarios’un yıktığı Kıbrıs Cumhuriyetinin faturasını Türk tarafına yazdı. Yanı sıra Denktaş’la süregelen siyasi polemik de “sorunun çözümünü” bugünlere kadar süregelen görüş ayrılıkları ile perçinledi!
YORGANCIOĞLU VALİ MİDİR? Kısaca hâlâ sürdürülen politik görüşle “KKTC’nin devlet olmadığı bir siyasi tez haline getirildi… Öyle de olunca “TC’nin vilayeti olduğumuz” teması işlendi ki devletin “çakma” olduğu ispat bulsun! İyi güzel de o zaman neden bugünkü CTP çoğunluğuna dayalı hükümet KKTC sayesinde “devletlu” olmaktadır! Ve eğer “vilayetsek” Başbakan Yorgancıoğlu “valisi”midir?                             ***
HASAN TAÇOY MAĞUSA’YI ZİYARET ETTİ: Tabii temaslarda bulundu… Kendileri Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı’dır veya dört parti değiştiren Ahmet Kaşif’in halefidir demeye gerek yok.. Öncelerinde de Ersan Saner bu görevdeydi. (Maşallah “koltuklarını” bile ısıtma fırsatı bulamadan biri giderken hemen öteki geliyor!)
Taçoy Mağusa’da belediyeyi de ziyaret etti. Kesinlikle sorunlar anlatılmış, 16 bin üniversite öğrencili kentin kanalizasyonundan limanına, trafiğinden yollarına, çarpık yapılaşmasına kadar her bir şeyler dillendirilmiştir… Taçoy’un bu ziyareti nedeniyle ben de kendime sordum: “Nedir Mağusa?
Mesela: “Öneminin” kenti mi? Hiç olamadı! Yahut: Kırk yıldır bir iki onarıma karşın limanına nokta oturtulmadı! Şu anda artık trafik keşmekeşi yaratmaktan başka işlevleri kalmayan “üç ana yoluna” karşılık zorunlu olduğu halde yeni yollar yapılmadı! “Tarih tarih” diyerek “Eski Eserler Dairesi” tarafından restorasyonları ile yenilenmeleri sürekli engellenen surlar içi Mağusa’sı viraneliğe terk edildi!  Yıllarca “nazım planı” yapılması için yırtınan Mağusalılara karşın Lefkoşa krallığından bir Allah’ın kulu dönüp bakmadı!          Deniz sahilinde denizsiz kalındı! Dahası, Yeni Liman’a giden anayol şehrin tam merkezi yerinde kaldığı için koca koca tırların işgaline uğradı!             Yine şehrin ortasında kalan “küçük sanayi bölgesi” ile “büyük sanayi bölgesi” pejmürdelikle çevre pisliğine teslim oldu!
KISACA: Tabii tüm bu sorunları Hasan Taçoy’un bakanlık yetki ve sorumluluğuna yüklemiyoruz. Ancak Mağusa’nın yolunu bulup da zaman zaman uğrayan Bakanlara duyduğumuz minnettarlıktan dolayı yazıyoruz bunları! Belki “asıl yetkili ve sorumlu” olanlar da yerlerinden kıpırdayıp şu Mağusa’ya da düşerler hayalimiz nedeniyle…    
                                                            ***
BENGÜ ŞONYA: Kendisini görmüşlüğüm vardı. Yazık ki konuşma fırsatı bulamadıktı. Oysa zaman zaman gazetelerdeki yazılarını okur hatta kendi yazılarıma alıntı yapardım. Ekonomik “bakışının” doğruluğu yanı sıra KKTC’deki sorunların bilince varan ender “beyinlerden” birisiydi. DP’nin çalkantılı dönemlerindeki politik çıkışlarının haberlerini okudukça, “keşke siyasete hiç bulaşmadan bir uzman kişi olarak kalsaydı” dediğim olduydu…
Henüz çok gençti ve zannedersem bu topluma vermek istediği hizmetleri ile yapmak istediklerini, “verip yapamadan” gitti! Bengü Şonya’ya Tanrı’dan rahmet ailesine başsağlığı dilerim.