Anastasiadis düğüm tarağa gelince, ister istemez içe oynamaya başladı….
Hem de kariyerinden beklenmeyen bir acemilik gösterisiyle…
Pazar günkü görüşme sonrasında adada kalacak Türkiyelilerin 90 bin kişi olacağını söylerken, Pazartesi günü bunu 40 bin diye değiştirdi.
Gerekçesi, yorgunlukmuş.
Yoğun görüşmelerin arkasından yapılan bir açıklama olduğu için böyle olmuş…
Öyle mi acaba?
Şaka değil, nüfustan bahsediliyor… Yüzde elliden aşağı bir orana düşüvermek bu kadar kolay mı?
Rum muhalefeti hep bir ağızdan kıyameti koparttı.
Kimi, Anastasiadis’in “Annan Planı geri gelmeyecek” sözünün tersine hareket ettiğini söylerken, kimi verdiği rakamların aslında iki misli olduğu, kimi de sadece 60 bin olduğu iddiasında bulundu.
Bu açıklamalarından sonra, Anastasiadis’ten müzakereler hakkında yeniden bilgilendirme talep ettiler.
Alın size yeni bir karmaşa…
Bize göre, bunları basın önünde konuşmanın yeri ve zamanı değil…
Toplumları kışkırtmaktan başka bir işe yaramıyor…
Dahası, böylesine önemli bir mevzu, ayak üstü ve tek başına açıklanmaz ki…
Eğer Rum basınının iddia ettiği gibi, iki liderin anlaştığı bir durum varsa, ortak açıklanmalıydı…
Zira bahsettikleriniz, ne de olmasa KKTC vatandaşları… eğer bir uzlaşma varsa, kendi temsilcilerinin ağzından duymak isterler…
Daha önce de yazdım, sanki de Anastasiadis, masada uzlaşıcı görünmekle birlikte, kendi halkını kışkırtıcı hareketler yapıyor.
Bu son ikircikli rakam açıklamasının başka ne izahı olabilir ki?
Kimse kendine ‘nüfus meselesini ne yaptın’ diye sormadı.
Ama o, durduk yere red cephesinin eline ciddi bir koz verdi.
Hem de “yorgundum, yanlış açıkladım” gerekçesiyle…
Diğer taraftan, aynı şeyi bizim tarafta da yapmış oldu…
Yani bizdeki anlaşma karşıtlarına da koz verdi.
Neyin rakamı bu?
Belli değil…
Yok evlenenler de içindeymiş, yok değilmiş, martavallar…
Onun rakam olarak söyleyip geçtikleri, gelecek kaygısında birer insan.
Ve onlar da, KKTC vatandaşları oldukları için referandumda oy kullanacaklar.
Halkın Partisi Başkanı Kudret Özersay da bu görüşte; “Her gün kendi kafasına göre birtakım rakamlar ortaya koyduğunda, KKTC vatandaşlarının bir bölümünü sürekli olarak ayrıştırdığını, insanların sürekli kafasını karıştıran ve huzurunu kaçıran bir durum yaratmakta olduğunu göremiyor mu?” diyor…
Yıl sonu yaklaşır, Akıncı “doyum noktasına ulaşıldı” derken, böylesine acemice, ama bir o kadar kışkırtıcı söylemler neyin nesi?
Eğer gerçekten anlaşma istiyorsanız, doğruları, anlaşılır bir biçimde, gerekçeleriyle anlatrısınız halkınıza.
Yok ki kafaları bulandırırsınız… Spekülasyon yaratırsınız, pişmiş aşa su katarsınız…
YERİN KULAĞI VAR
YIKILACAK MI:
Yüksek İdare Mahkemesi’nin, Emirname değişikliğini iptalinin ardından gözler Karaoğlanoğlu’ndaki otele çevrildi. Kaçak olarak inşa edilen bazı katlar mahkemenin bu kararının ardından yıkılacak mı, yoksa yeni arayışlara mı gidilecek. Şimdi gözler Girne Belediyesinde. Mahkeme kararını uygulayıp kaçak katları yıkacak mı, yoksa işi zamana yaymaya mı çalışacak…
NİYE?:
Şehir Plancıları Odası Başkanı Merter Refikoğlu, Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın tüm emirnameleri kaldırma, 2-3 ay içinde imar planı hazırlama şeklindeki açıklamalarını “kaygı verici” olarak değerlendirdi…. Refikoğlu, 2-3 ay içinde imar planı hazırlanamayacağını belirterek, Serdar Denktaş’a bazı sorular sordu. Diğerleri teknik konular ancak, birinci sorusu benim de hep aklımda ve yanıtlanmasını istiyorum. O da şu; “Emirname değişikliğindeki ısrarlı tutumunun sebebi nedir?”
SKANDAL:
Dört tutuklunun aynı anda hücrelerinden firar etmelerinin sırrı henüz çözülmezken, bir başka iddia kafalarda yeni soru işaretleri yarattı. BM askerleri tarafından yakalanan sanıkların üzerinden pırlanta çıkmış. Peki ama, hücreye konarken bu insanların üzerleri aranmıyor mu? Çalıntı pırlantlar zanlının üzerinden nasıl çıkabiliyor? Bu konu ciddi şekilde soruşturulmalı ve ihmali bulunanlar, her kim olursa olsun mutlaka cezalandırılmalıdır…
SINIRLARIMIZ ALLAHA EMANET:
Dört zanlı ellerini kollarını sallayarak hücrelerinden kaçtıktan sonra, sınırımızı da kimseye görünmeden geçmeyi başardılar. Berket versin BM askerleri durumu fark edip firarileri yakaladı da bizimkilere teslim etti. Yoksa atı alan, çoktan Üsküdar’ı geçmişti. Yakalanmaları başarı öyküsü olduysa, firarları herhalde Oscar’lık olmuştur…
İŞKENCE Mİ GÖRDÜLER:
Ve hücreden kuş gibi uçup kaçan İran’lı zanlılarla ilgili bir başka ciddi olay, zanlıların şiddet gördükleri yönündeki iddialar. Hani hep tartışıyoruz, “bizde işkece var mı?” diye. Eğer kaçakları BM askerleri hırpalamadıysa, o zaman nerede ve kim tarafından şiddet gördüler..? Aslında sorunun cevabı belli ama, biz yine de sormuş olalım…
NASIL BARIŞÇILIK BU:
Kırk yıldır masada görüşülen, Makarios’un bile kabul ettiği “iki bölgeli, iki toplumlu federasyon”u reddedenleri hep, “Rum aşırı sağı” diye takdim ederler. Oysa gerçek öyle değildir. Çevreciler de var bunun içinde, AB’ciler de… Sözde hümanistler, barışçılar, özgürlükçüler… Şimdi de Yunan Komünist Partisi KKE, federasyonu reddettiğini söylüyor. “AB müktesebatına uymazmış” diyor “liberalizm karşıtı” Komünist Parti… Kıbrıs’ta bir uzlaşmanın önünü tıkamaktan kaçınmıyor. Ne olacak yani, statüko mu devam etsin, iki ayrı devlete mi gitsin? Yoksa egemenliklerini Kuzey’e de mi yaysınlar… Herhalde istedikleri bu… Nasıl barış yanlısıysa… Tam bir sulandırılmış ideoloji…
ZİRVEDEKİLER
Mete Tümerkan: “Önemli olan liderlerin en zor iki konu başlığı olarak nitelenen toprakla güvenlik ve garantiler konularında cesaret ve kararlılıkla siyasi liderlik ortaya koymaları ve çözümün vereceği acıları eşit şekilde paylaşmaya çalışarak ortaya siyasi bir çözüm modeli çıkarmalarıdır. Ortaya böyle bir model çıkarmaları halinde bu kesinlikle Annan Planı’ndan açık ara daha iyi bir plan olacak…”.
DİPTEKİLER
Öyle Bir Ülke Ki: Hükümetin tüm icraatlarının mahkemelik olduğu, dileyenin dilediğini yapmakta serbest olduğu, güvenliğin yerlerde süründüğü, sokaklarında suçluların kol gezdiği, uyuşturucu alışkanlığının ortaokul sıralarına düştüğü bir ülkede, hala mevcut bozuk düzeni savunanların olduğunu görmek ne acı. Ama en acısı, geleceğe dair tüm umutların bir bir yok olduğunu görmek olmalı…
































