Bilinecektir: Baş müzakereci Eroğlu bir süre önce “müzakerelerin yol haritasına” ilişkin Anastasiadis’e beş maddelik bir öneri sunmuştu. Temmuz ayının 28’inde cevap bekliyordu. O beklenen cevap sonunda geldi. Ret!
Anastasiadis tüm siyasi parti liderleri ile yaptığı toplantı sonrasında, “bugünkü koşullarda üçüncü aşamaya geçmenin mümkün olmadığını dolayısıyle yol haritasının da hükmünün kalmadığını” söyleyerek “şimdilik” kaydı ile süreci tıkamıştır!
Tabi bu kararı almadan önce Yunanistan’ı ziyaret ettiğini, oradan “Türk tarafının uzlaşmazlığı endişe vericidir” dediğini, Yunanistan Başbakanı ile her konuda mutabakata varıldığını da hatırlamak gerekir! Şu yönden: Güney Rum Yönetimi için Kıbrıs sorunu, salt kendi devlet inisiyatifinde değildir. Tıpkı Türk tarafı gibi onlar da Atina ile uyumlu ve işbirliği içinde hareket etmektedirler.
Bir hatırlatma daha yapalım: Bir süre önce Rum Hükümet sözcüsü Hristodulidis her halde Eroğlu’nun 5 maddelik yol haritasını reddetmenin kılıfını hazırlamak için olacak, ortaya bir “metodoloji” lafı attıydı. Diyordu ki “Müzakerelerde sürece yönelik bir metodoloji belirlemezsek yeni aşamaya geçmek mümkün olmayacaktır!” Ve eklemişti: “Türkiye’nin AB sürecini de desteklemeyeceğiz!” Yani adam hem rest çekiyordu hem de tehdit ediyordu!
(Ayni anda CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk ise “sırf muhalefet olsun diye “Eroğlu masanın çökmesini istiyor” açıklamasını yapıyor ve Hristodulidis’in ekmeğine, “her halde istemeden” diyeceğiz, bal kaymak sürüyordu!)
GELELİM EROĞLU’NUN BEŞ MADDELİK YOL HARİTASINA: Eğer kabul edilseydi müzakerelerde üçüncü safha olacaktı. Tabi ne “başlangıç safhasında” ne “köprü kurmaya” yönelik çalışmalarda tarafların uzlaşmaya varamadıkları hatta öncesi müzakerelerde varılan uzlaşma konularını Anastasiadis’in kabul etmediğini söylemeye hiç gerek yoktur…
Şubat ayından beridir süregelen müzakereler aradan altı ay geçmesine karşın ayak sürüyor. Nitekim Eroğlu müzakerelere işlerlik ve cevvaliyet kazandırmak için söz konusu 5 maddelik “Yol Haritasını” sunduydu. O maddelere bir göz atalım:
Bir: “Toprak” başlıklı haritaların dışında Kıbrıs sorununa ilişkin tüm öteki “Başlıklara” dair belgeler karşılıklı olarak sunulsun. İki: Müzakerelerde Al-Ver süreci Ağustos ayında başlasın. Ayni sıralarda Türk ve Rum müzakereciler Ankara ve Atina’ya ziyaretlerde bulunsunlar.
Üç: Liderler Sonbaharda Ban Ki-moon’la görüşsünler.
Dört: Ayrı ayrı yapılacak referandumların tarihi belirlensin. (Maraş’ın açılması konusu da bu aşamada başlasın. Uzmanlar bu dönemde Maraş’a girerek raporlarını hazırlasın.)
Beş: Son aşamada Kuzey’de ve Güney’de ayrı ayrı referandumlar yapılsın.
GÜNEY NEDEN BU YOL HARİTASINI REDDETTİ? Yukarıda yazdık. Hem kabul edilemez olduğundan hem de “metodoloji” saptanmadan uygulanamayacağından… Daha doğrusu Rum tarafının bir türlü kabul ettiremediği “Güven Yaratıcı Önlemlere ilişkin önerilerinin kadük hale gelmesinden!” Mesela Maraş’ın iadesi!
“Metodolojiye” gelince: Rumcaya yahut İngilizceye nasıl çevrilir bilemiyoruz ama Eroğlu’nun “yol haritası” dediği beş maddelik önerileri zaten sürecin bizatihi yeni “metodunu” amaçlamaktaydı.
Fakat dediğimiz gibi. Şu anda Anastasiadis’in oynamaya hiç niyeti yok! Belki de şu beklentilerinden dolayı: Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilip seçilemeyeceğini beklemektedir… Doğal gazın denizden çıkartılmasını beklemektedir… Kan ve ateşe gömülmüş Ortadoğu’da olayların yatışmasını beklemektedir… Türk tarafındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini beklemektedir…
SORUN DA İŞTE BU “BEKLEMELERDİR! Çünkü onlar bekleyebilir ama çözümsüzlüğün karabasanında biz bekleyemiyoruz! Oysa bekleyebilseydik Anastasiadis bu kadar büyük muzırlık yapamazdı…
**********
KISACA TAKILDIĞIMIZ: (ŞU FİBER OBTİK OLAYI!)
KKTC’de üç telefon “operatörü” vardır. Telekomünikasyon Dairesi, Turkcell, Telsim.
Bu operatörler birbirleri ve dünya ile “ara bağlantılarla” iletişimleri gerçekleştirmektedirler.
“Ara bağlantı ücreti” “alo” dediğiniz andan “by by” dediğiniz ana kadar yani başlangıç ve sonlandırmaya kadar geçen sürenin dakika başına ödediğiniz ücretine denir.
Ancak: Bu ara bağlantıda bu operatörlerin de payı vardır. Mesela siz A operatörü abonesi iken B operatörüne telefon açtınız mı bir hizmeti de B operatörü yapar. Dolayısıyla ne olur? Birbirlerinden Karşılıklı sonlandırma ücretleri alırlar.
Mesela: Turkcell’den Telsim’e yapılan aramalarda bu sonlandırıcı fiyatlar çok pahalıdır ve yıllardır Ulaştırma Bakanlığı buna göz yummaktadır. (Türkiye bizden çok ucuzdur.)
Öte yandan Türkiye’de her hangi bir cep abonesi KKTC’deki bir Turkcell abonesini aradığında, bağlantı, Telekomünikasyon Dairesi üzerinden geçerek Turkcell’e ulaşır. Telekomünikasyonun Türkiye GSM operatörü ile direkt bağlantısı olmadığından, Türk Telekom üzerinden bağlantı yapılmaktadır. Böyle bir aramadan dolayı Türk Telekom arama başlatan operatöründen belirli bir para alır. Bu para bize verdiğine kârını da ekleyerek talep ettiği rakamdır. Bunun tutun ki 13 kuruşunu Telekomünikasyon Dairesine öder, gerisi de kârı olarak kendine kalır. Burada sorun nedir? Telekom bizim Telekomünikasyona hem hamallık yaptırır hem öteki operatöre para ödetir! Yani o kadar zengin devletiz!..
YILLAR ÖNCE YAZDIKLARIMDI: Yukarıda yazdıklarım yıllar önce tarafıma ulaştırılan 14 sayfalık bir raporun ilk sayfalarından aktardıklarımdır. Yıllar önce “şimdi izin almadığım için adını açıklayamayacağım konu ile ilgili bir uzmanımızın bu raporunu” Halkın Sesi gazetesinde günlerce ve kendi yorumlarımı da katarak köşemden ayazlatmış, yazdıkça da devlet sektörlerimizin nasıl ve adeta kasıtlı olarak “batışa” itildiklerini anlatmıştım..
Aradan epey zaman geçti. Şimdi Tel-Sen’ciler ayağa kalktılar. Eğer Turkcell kendi fiber optik kaplo hizmetini kurarsa tekelleşme olacakmış diyor! Oysa olmaması için bugüne kadar Telekomünikasyon tırnaklık çaba göstermemiştir! Şimdi Turkcell haklı olarak gelişmek için kendi fiber obtik şebekesini oluşturacaktır. 2018 yılına kadar yapamaz deyip bu şirketin gelişim yatırımlarını durdurmak çok mu isabetli olacaktır sorusuna artık yıllar öncesindeki görüşlerimle “evet” diyemiyorum. Çünkü bu kaçınılmaz durumu yıllardır parmağını bile oynatmayan Telekomünikasyon Dairesi bizzat yaratmıştır! En basiti üç operatöre sahip KKTC’de çoktan kıran kırana rekabet olması gerekirdi, Telekomünikasyonun tutumundan dolayı olamadı!
Tabii Kıb-Tek’in durumu da farklı değildir! Daha geçtiğimiz gün “devlet kefalet senedi” karşılığında AKSA’ya da ödenmesi gereken 1 milyon faiz borcu ile öteki borçlarını kapatmak için bankalardan borçlanırken; öte yandan 163 bin küsur akıllı telefon ihalesine çıktı! Neymiş efendim, bu küçücük ülkede “nasıl bir kaçaksa” kaçak elektriği önleyecekmiş! Var bunun izahı…
**********
AHMET ATAMSOY
Ahmet Yusuf’u tanıdığımda (Atamsoy) ben ilkokulda o da Mağusa’daki Ortaokul’daydı. İlkokulu bitirmiş eski adı Livatya olan Sazlıköy’den gelmişti. Akkule mahallesindeki Behram Paşa sokakta evimizin tam karşısındaki hanaylı evde, yine Sazlıköy’den akrabası olan Zalihe hanımın evinde kalıyordu. (Kocası rahmetlik Hüseyin dayı, gardiyandı.)
Benden büyüktü ama akşamları birlikte çalışırdık. Henüz evimize elektrik gelmemişti. Annem büyük fanuslu petrol lambasını yakar, dört köşe masamızın üzerine koyar, çalışırdık. Büyüğüm olduğu için bana bazı derslerimde yardımcı olurdu… Rahmetli pederim limanda vapur üstünde çalışırken diğer tüm liman işçileri gibi ceplere çantalara sığacak ne varsa toplar eve getirirdi. Değil mi ki ben okula gidiyorum. Envai türlü renkli kalemler, defterler, silgiler, kâğıtlar… O zaman nerede hangi öğrenci hangi para ile alabilirdi ki bunları? Ben de bana yardımlarından dolayı bu okul malzemelerinden Ahmet Yusuf’a da verirdim. Ortaokulu bitirdikten sonra Mağusa’da lise olmadığından Lefkoşa lisesine gitmişti.
1967’de köyünde öğretmenlik yapmıştım. Babası Yusuf Atamsoy’un kahvehanesini kendime mesken tutmuştum.
Atamsoy İsmet Kotak’la adeta dava arkadaşı oldulardı. Birbirlerini hiç üzmemişler, her ikisi de iki büyük vatansever insan olarak hep işbirliği içinde yaşamışlardı.
Kendisini çok iyi tanıdığımı söyleyemem. Ama beni sevdiğini bilirdim. Ailesine hürmetim vardı. Rahmetlik babası Yusuf dayı’dan çok iyilik görmüştüm. Bu nedenle Ahmet Atamsoy’a da çok görüşmememize karşılık, her zaman sıcak bir yakınlık duyduydum.
Allah rahmet eylesin. Galiba kimse ölümünü beklemiyordu. Sürpriz oldu. Atamsoy’a Allah’tan rahmet, ailesine baş sağlığı dilerim.
































