Türkiye’deki bütün pislikler bu küçücük adaya boca ediliyor. “Bu terazi bu kadar sikleti” (ağırlığı) çeker mi çekmez mi belli değil.
AKP Kıbrıs’ta her istediğini yapmaya kalkışıyor. Ve yapıyor da. Türkiye’deki gazeteciliğin dibine kibrit suyu döktüler. Şimdi de buradakine el attılar.
Geçenlerde dört gazetemiz aynı ön sayfa ile yayımlandı. Son yıllarda Türkiyede aynı manşetle yayımlanan gazetelere rastlamıştık. Tüm sayfanın aynı olması gazetecilikte bir devrim sayılsa yeridir. Bu gazetelerden üçü, aslında ismi var, cismi yok türünden gazete kategorisine konulabilir. Kıbrıs’ta bu türden gazete sayısı az değil.
Dördüncü gazete ise Kıbrıs’ta en çok satan gazete olamakla övünüyor. Onun ötekilerle aynı ön sayfayla yayımlanması epey tuhaf oldu. Gazetenin sahibi, herhalde AKP’ye olan diyet borcunu ödüyordur. Hiç ilgisi olmayabilir ama insanın aklına gelmiyor da değil. Acaba hapisten serbest bırakılmasında AKP hükümetinin katkısı olmuş muydu?
Sırf para için de basmış olabilir. Ötekiler gibi. Öte yandan, Kıbrıslılar gözü gönlü tok insanlardır. Bedava basmış da olabilirler. İstikbaldeki birtakım beklentiler uğruna.
Birçok insan “Bir gazetenin ön sayfası satılır mı?” diye sitem etti. Alışılagelmiş bir durum değil ama niye olmasın? Mal adamın; ister önünü satar, ister arkasını.
Burada esas sorun, ön sayfa olmasından çok, haberle reklamın birbirine karıştırılıp karıştırılmadığı ve reklamın haber niyetine sunulup okurun kandırılıp kandırılmadığıdır. Haber biçiminde sunulan bir reklam sayfasının bir kenarına ancak büyülteçle okunabilecek küçüklükte yazılarla “Bu bir reklamdır” notunu düşmüşseniz okuru kandırma girişiminde bulunuyorsunuz demektir. Durumu kitabına uydurmuş olursunuz.
Benim esas tuhafıma giden olay, AKP propagandistlerinin yollara düşüp buralara gelmeleri ve Kıbrıs’taki üç-beş oy için etrafa paralar saçma ihtiyacını duymuş olmalarıdır. Demek ki Reis’in masasına konan anketlerin sonuçları arzuladığı biçimde şekillenmiyor.
Evet’lerle Hayır’lar başa baş gidiyor olmalı ki Kıbrıs’taki üç-beş oyun peşine düşüyorlar. Durumlar Evet yönünde gelişmezse gelen hafta içinde buna benzer girişimlerin artacağını bekleyebiliriz.
Geçenlerde Yavuz Baydar’ın “Hayır çıkacak, şu iki sebepten ötürü” adlı makalesinde çok ilginç bir analiz okudum. Analiz, adının açıklanmasını istemeyen bir sosyolog tarafından yapılmıştı. (Bilimsel bir açıklama yapan birileri adının dile getirilmesinden çekiniyor, korkuyor. Ve Reis Türkiye’deki demokrasi, Avrupa’da yoktur diye böbürleniyor. Lafugüzaf.)
Sosyologun iddiasına göre, halkoylamasından hayır çıkacak ama bu sonuç muhalefet partilerinin başarısı değil, AKP’nin içten çöküşünün sonucu olacaktır. AKP’nin bazı kesimleri, iki nedenle “Evet” demiyeceklerdir.
Birincisi şudur: Türkiye’de çok partili hayata giren ve kemikleşen bazı önemli süreçler var. Bunlardan biri, siyaset yaşamına giren koruma, kollama, rüşvet ve karar verme mekanizmalarıdır ki bu İngilizce’de “political patronage” diye tabir edilir.
Farzedelim ki bir AKP’li girişimci bir yatırım yapmak ister ama bürokrasi ona birtakım engellemelerle zorluk çıkarır. Girişimci, ilk olarak AKP il başkanına gidip sorunu anlatır. İl başkanı sorunu çözemezse, ikisi de soluğu Ankara’da alırlar. Meclis’e gidip orada kendi milletvekillerinden biriyle işi halletmeye çalışırlar. Milletvekili bakana telefon edip çoğunlukla girişimcinin sorununu halleder. Elbette ki seçim zamanı da girişimci, o milletvekili için çalışır.
“Bilen bilir. TBMM’ye günde yaklaşık 2,500 ziyaretçi gelmektedir. Ziyaretçilerin çoğu, yerel düzeyde çözemedikleri ‘sorunları’ milletvekili torpili ile çözmeye çalışan insanlardır. Şu anki sistem içinde iktidar partisi milletvekilleri, bakanlık kapılarında randevu almaya çalışan ‘iş bitirici’ insanlardır.” Kızını yaşadığı ildeki kamu bankasına yerleştirmeye çalışan baba da Meclis ziyaretçileri arasındadır.
Yeni sistemde bakanlar, Cumhurreisi’nin adamları olacak. Milletvekillerinin onlara ulaşmaları imkânsız hale gelecek. Ulaşsa bile bakan, milletvekilinin isteğini yerine getirmek zorunluğunu hissetmeyecek. Sonuçta “iş bitirme” mekanizması yıkılmış olacak. AKP’li bu mekanizmayı niye yıkmak istesin?
AKP içinde İslâmcı bir kesim olduğu biliniyor. Bu kesim AKP’nin kendilerine kazandırdığı hakları kaybetme korkusu taşıyorlar. “Yeni anayasal düzen, bütün gücün merkezde ve Başkan babamızda toplandığı sistemdir.” Gelecek seçimlerden birinde AKP adayı şu veya bu nedenle kaybedebilir. Yerine gelen Cumhurbaşkanı’nın o haklardan bazılarını kırpmayacağını kim garanti edebilir?
Bunun güzel bir örneği Fransa’da görülmüştü. 5. Cumhuriyet anayasasını General de Gaul şekillendirmişti. Yıllar sonra sosyalist François Mitterand iktidara gelince anayasal hakları tepe tepe kullanmaya başladı. Bu sorgulandığı zaman da yanıtı kısa ve kesindi: “Beyler, üzerimdeki ceket, General de Gaul için dikildi, ama bana da cuk oturdu”.
Generallerin dikip biçtiği ceket nerdeyse 40 yıldır kullanılıyor. Kimisine cuk oturdu, kimisine dar geldi, kimisine de bol. Birkaç yeri yamalandı ama ceket aynı ceket. Bakalım yeni ceket kaç zaman dayanacak.
Ecevit’in telkinleri ile parlamenter sisteme geçmiştik. Bakarsınız, Erdoğan’ın isteği üzerine tekrar başkanlık sistemine döneriz. Zaten “yavrıcık” anasını taklit etmekten başka bir iş yapmıyor.


































