Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Amerika ile Rusya’nın çatışmasından bölgemize hayır gelmez

Amerika ve Rusya’nin dişişleri bakanlarının basın toplantısı CNN’de canlı olarak izliyorum. Beden dilleri hiç de hoş değil. İkisinin de yüzünden düşen yüz parça.

Amerika Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, anlaşabildikleri ortak konuları sıralamakta bayağı güçlük çekiyor. Nerdeyse “İkimiz de yüzmeyi çok seviyoruz” diyecek. (Denizde yüzmeyi sevip sevmediklerini bilmiyorum ama ikisinin de insan yüzmeyi becerdikleri inkâr edilemez.)

Sonunda müjdeyi veriyor: “Her iki taraf da Kore’nin nükleer silâhlardan arındırılması gerektiği konusunda hemfikir oldu”. Ancak biraz sonra mikrofonu ele alan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrof, Tillerson’u yalanlar gibiydi. Bu türden işlerin diplomatik ve barşçıl yollarla halledilmesi gerektiğini söylüyordu. Yani Amerikanın silâh kullanmasına karşı olduğunu ima ediyordu. Yani o konuda da anlaşamamışlardı.

Bütün bir gün gazeteciler papatya falı açmışlardı. Vladimir Putin, Tillerson ile görüşecek miydi, görüşmeyecek miydi? Randevu iki hafta önce istenmiş olmasına rağmen son ana kadar Kremlin’den yanıt gelmemişti. Putin, Çarlık sarayının ayak oyunlarını devreye sokmuştu. “Efendi, ben seni kapıda bekletirim” mesajı gönderiyordu.

Aslında, Putin’in hatta Rusya’nın derdi başka. Rusya, Sovyetler Birliği’nin yerine geçmiş. Ne var ki onun yerini dolduramamış. Dünya siyasetindeki ağırlığı pek hissedilmiyor. Rusya, dünyadan “süper güç” muamelesi görmek istiyor. Batılılar,nükleer silâhları nedeniyle Rusya’ya “tehlikeli bir ayı” gözüyle baksalar da ekonomik zayıflığı nedeniyle onu bir “süper güç” olarak görmüyorlar. Sıradan bir ülke muamelesi görmek Çar Putin’in onurunu zedeliyor. O da Amerika’nın ikinci adamını kapıda bekletmek suretiyle onlardan intikam alıyor.

Halbuki 2013 yılında Putin, Exxon Mobil şirketinin genel müdürü ve CEO’su olan ve Rosneft şirketi ile milyarlarca dolarlık işler yapan Tillerson’u “Dostluk Madalyası” ile ödüllendirmişti. Dostluk Madalyası, yabancılara verilen en yüksek payeli bir ödüldür. Ve Rusya’nın veya Rusların kalkınmasına katkı yaptığına inanılan kişilere verilir.

Nihayet Kremlin’den haber geldi ve Putin ile Tillerson’un görüşmesi, altın yaldızlı salonda ve ilk defa Korkunç İvan tarafından kullanılan, son şekli ise Büyük (Deli) Petro tarafından verilen “çift başlı kartal” simgelerinin gölgesinde gerçekleştirildi. İki saat süren açık ve samimi bir fikir teatisinden sonra anlaşabilecekleri pek bir konu da bulamadılar.

Donald Trump, Kremlin için büyük bir hayal kırıklığı olmuştu. Seçimleri kazandığı gece Kremlin sarayında şampanyalar su gibi akmıştı. Kendilerini anlayacak birinin Beyaz Saray’da oturacak olmasını kutluyorlardı. Trump, Rusları umutlandıracak az şeyler söylememişti, propaganda döneminde. Kırım’ın Ruslara ait olduğunu, ambargoları kaldıracağını, NATO’nun demode olduğunu, Ruslarla birlikte Suriye’de Rakka’daki İslâm Devleti’ne karşı savaşacağını söylüyordu. Ruslar bunları duydukça havalara sıçrayıp “Kalinka” oynuyorlardı.

Trump, dün söylediklerinin bugün tersini yapıyordu. Ruslar bunu anlamakta zorlanıyorlardı. Sadece Ruslar mı, dünyada kimse yeni başkanın politikalarını anlayamıyordu. Başkanın sağı, solu belli değil. Yoksa Trump adını temize çıkarmaya mı çalışıyordu? Bilindiği gibi, Trump ekibinin Ruslarla olan yakınlığı nedeniyle Trump’ın ve iş arkadaşlarının aleyhinde soruşturma başlatıldı. Trump, ola ki, bu fırtınayı atlatmaya çalışıyor.

Trump’ın iki eylemi, Rusları çılgına çevirdi. Bunlardan birincisi, Asad rejiminin İdlib kentinde zehirli gaz kullandığını bahane ederek bir uçak alanının Tomahawk füzeleriyle bombalanması. Gerçi Ruslara önceden haber verilmiş ve orada personeli varsa geri çekmesi istenmişti. Bu bilgiyi herhalde Ruslar Süriyelilere de iletmiş olmalılar. Onlar da personeli ve uçabilecek uçakları öteki alanlara naklettiler. Amerikan gemilerinden kullanılmayan bir uçak alanına 59 füze atıldı. Sonuçta atılan taş, ürkütülen kurbağalara değmedi. (Bu füzelerin değeri 1.87 milyon dolarmış. Yani boş bir uçak alanına 110 milyon dolar atılmış oldu. Tabii Trump ve bakanları bizim gibi düşünmezler. Hepsi de multi milyarder.)

Bunun üzerine Putin, kırmızı telefon hattını kestirdi. Amerikalılara şu mesajı göndermek istiyordu: “Bir daha bombalamaya kalkışırsanız, benim haberim olmayacak ve Süriye’de üslenmiş olan S-400’lerle sizin füzelerinizi düşüreceğim.” Putin’le Tillerson’un anlaştıkları ender konulardan biri, kırmızı hattın yeniden kurulması olmuş.

Öteki de Trump’ın Asad’a “hayvan” demiş olmasıydı. Bu, Rusları pek rahatsız etmeyebilirdi ama arkasından da aşağı yukarı şunları ekledi: “Ruslar Asad’ı desteklemeye devam ettikçe medeni ülkelerden uzaklaşıyorlar”. Benim gördüğüm kadarıyle bir Rus’un hatta bir Türk’ün onurunu kırmak istersen onlara “medeni” olmadıklarını söyle. Etraf yangın yerine döner.

Süriye konusunda Tillerson ile Lavrof, birbirine ters görüşler ortaya attılar. Tillerson’a göre, Kimyasal silâhı kullanan taraf kesinlikle Asad rejimi idi. Beşar al-Asad’ın günleri dolmuştur, Süriyenin geleceğinde yeri yoktur. Bir Rus gazetecinin hayvanlıkla ilgili sorusu üzerine şu yanıtı vermişti: “O sıfatı Beşar, kendi insanlarına yaptıklarıyla kazanmıştır. Trump bir durum tesbitinde bulunmuştur”.

Lavrof’a göre zehirli gazı kimin kullandığı belli değil. Bir araştırma yaptırıp bunun saptanması gerekir. Asad’ın gitmesinden sonra ne olacağını iyi düşünmek gerekir. Ortada iki somut örnek var: Irak ve Libya. Bu ülkelerdeki durum hiç de iç açıcı değil. Süriye’nin o hale düşmesine izin veremeyiz.

İki bakan Moskova’da konuşurken New York’ta BM’de de Süriye konusu ile ilgili karar oylanıyordu. Ve Rusya kararı veto ediyordu. Hem de sekizinci defa.