Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AMACINDAN SAPTIRILAN KADINLAR GÜNÜ…

Dün Dünya Kadınlar Günü’ydü…
Aslında amacı, insan hakları temelinde,  kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesi amacı taşıyor.
Yani kadının da en az erkek kadar başarılı bir şekilde yaşamın her alanına katılması…
Kendi ekonomik bağımsızlığını kazanacak, eli ekmek tutacak, ezilmeyecek durumda olması…
Baktığınızda buna engel olan, toplumsal değerler, baskılar, gelenekler ve tabii ki cehalet…
Diyeceğim o ki, bu bir direniş, bir kararlılık günü. Birleşmiş Milletler de bu günü bu nedenle gündemine almış.
Kadınlar Günü’nün 8 Mart olarak belirlenmesinin tarihinde de hak mücadelesi var. Taa 1857’de, New York’da tkstil işçisi kadınların yaptığı grev sırasında polisin işçilere saldırması sonucu, 129 kadın hayatını kaybetmiş.
Böyle bir günde, kadının bu hedeflere ulaşabilmesi için ne yapılabileceği tartışılabilir, sempozyumlar paneller v.s. Eğer ülkede buna yönelik engeller varsa, onun mücadelesi yapılmalıdır. Toplumun alt gelir ve eğitim düzeyindeki kadınlara bilinçlendirme faaliyetleri planlanabilir. Kadınların örgütlenmeleri için yol gösterilir, destek verilir.
Ancak bunları bir güne sığdırmak kadar göstermelik bir durum olamaz.  
Ya o sayfalar dolusu demeç, açıklama yayınlama adeti. Son derece sevimsiz, itici….
Zaten eğer toplumda kadın eziliyorsa, sorun toplumun kendisindedir.
Ya geri kalmıştır, ya bozulmuştur…
Kendimize bakıyorum; Meclis Başkanları, Başbakanı, Dışişleri Bakanı, yargıçları, memurunun yarısı kadın olan bir toplum, demek ki kadın-erkek eşitliğine dayalı bir yönetim sistemine sahip. Yasası var, kuralı var. Kadın haklarının yenmemesini sağlayacak aygıtları mevcut.
Ancak kadına şiddetin de, kadın emeğinin sömürülmesine de, siyasette ötelenmeye çalışılması da ne yazık ki devam ediyor.
Burada da sorun, öncelikle erkek egemen geleneğin yıkılmamasından…
İkincisi ve en garibime gideni, kadınların yükselmek için gereken çabayı bizzat kendilerinin göstermemesinden. 
Diğer yandan, her manevi değeri, her mücadeleyi gerçek anlamından bilinçli bir şekilde uzaklaştıran kapitalizm, burada da aynısını yapmış, işi sulandırmış.
O manasız sevgililer günü gibi, anneler günü, babalar günü gibi, bunu da bir tüketim aracı haline getirmiş…
Kadınların da bunu benimsiyor olması çok garip…
Bakıyorsunuz, parti listelerinde kadınları geriye atmak için allem kallem edenler, kadınlar günü diye çiçek dağıtıyor. Ya da kadın çalışanlarının ücretlerini erkeklerden düşük tutan işadamları, kadın çalışanlarına “kutlu olsun” mesajı gönderebiliyor…
Kadınlar da şikayet etmedikleri gibi, alıp kabul ediyor, hatta bekliyorlar. Üstüne üstlük, biraraya gelip kutlama da yapıyorlar. Neyin kutlaması onu da anlayabilmiş değilim…
Bana göre, bir kadın günü olması bile başlı başına bir utanç vesilesi. Demek ki, hala kafalarımızın bir yerinde kadınları erkeklerle eşit varlıklar olarak göremiyoruz…
Korunacak, sakınılacak, acınacak, kollanmazsa başına bir şey gelebilecek aciz varlıklar gibi görüyoruz.
Sonuçta, bugünkü uygulandığı şekliyle Dünya Kadınlar Günü, erkek egemenliğinin kabulü ve bu vesileyle bir kez daha vurgulanması anlamına geliyor…

 

 

YERİN KULAĞI VAR
SOSYAL KONULARA SIRA GELMİYOR:
Başta Anayasa olmak üzere, yasalarımızın kadın-erkek eşitliğini koruduğuna kuşku yok. Ancak sosyal yapımızın bozulduğu da bir geçek ve bu da kadına şiddeti her geçen gün arttırıyor. Aile İçi Şiddet Anketi’ne göre her 3 kadından 1’inin şiddet gördüğü saptanmış. Korkunç bir rakam. Hükümetin programında, bu konuda Tüzük çıkarma, Daire ve kadın sığınma evi kurma sözü var. Ancak bu gibi sosyal konulara eğilecek fırsatı bulamamış görünüyorlar… 

DENETİMLER SIKLAŞTIRILSIN:
Özellikle üçüncü ülkelerden okuma bahanesiyle gelen ancak, okulun yolunu dahi bilmeyen birçok öğrenci var bu ülkede. Ne yaptıkları, neyle geçindikleri ise meçhul. Son zamanlarda adli ve trafik suçlarında en çok onların ismi geçmeye başladı. Altlarında zet arabalar, kaynağı belli olmayan paralar. Bunları denetlemek bu kadar mı zor..?

MOBESE ŞART:
Ülkede artan adli olaylar da göstermiştir ki, özellikle de büyük şehirlerin denetlenebilmesi için tek çare mobese kameralı dönem geçmek… Polisin yetersiz kaldığı yerlerde kullanılacak kameralar, psikolojik olarak bile, olası suçluları caydırıcı olacaktır. Bu konuda yasal eksiklik varsa, hükümet gereken adımları atmalı ve mobese konusunda gerekli düzenlememleri yapmalıdır…

NEYİ SAVUNACAKTI:
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın son açıklamaları Güney’de sağcısı ve solcusu tarafından tepkiyle karşılanmış. Hatta, “Türk tezlerini” savunmakla suçlayanlar bile olmuş. İlahi be komşular, KKTC’nin cumhurbaşkanından bizim değil de, sizin tezlerini savunacağı gibi bir düşünceniz mi vardı? Kendi toplumunun çıkarlarını savunması kadar doğal birşey olabilir mi..?

PROPAGANDA BAŞLIYOR:
Kıbrıs sorununda iki lider arasında yakalanan uyum, hem bizde, hem de Güney’de bazılarının canını sıktı anlaşılan. Mevcut statükodan beslenen bu gruplar, olası bir anlaşmadan en çok zarar görecek olanlardır. Haksız yere aldıkları ve bugün değeri milyonları bulan varlıklarını kaybetmek en büyük korkuları. Bakın görün destekçileri yakında, köy köy gezip, vatan, millet, bayrak edebiyatına başlarlar… 

YİNE İSALE HATTINDA PATLAK:
Su dağıtım şebekesinde neredeyse her ay bir arıza, patlak yaşanıyor. Daha geçen haftalarda Lefkoşa ve Mağusa uzun süre susuz kalmıştı. Dün baktık, yine aynı durum… Şimdi hala yatırıma itiraz edip, sistemin dışında kalmayı düşünen belediye var mı? Varsa bilelim… Bu arada, anlaşma imzalandıktan 5 gün sonra su şebekeye verilecek denmişti, o iş ne oldu? Biri bize bunu açıklayacak mı..?

ZİRVEDEKİLER
Barış Burcu: “Biz Kıbrıs Türkleri olarak Türkiye’nin garantörlüğüne ihtiyaç duyuyoruz. Buna önem veriyoruz ve bizim için Türkiye’nin garantisi çok önemlidir. Biz garantiler sistemini tartışırken, sistemi tartışmaya hazırız. Türkiye’nin garantörlüğünü değil. Bunu anlatmaya çalışıyoruz..”.

DİPTEKİLER
Nikolas Papadopulos: DİKO Başkanı Papadopulos, Akıncı’nın bir kez daha, ‘değişmez, ezeli ve uzlaşmaz’ Türk tezlerini yinelediğini, sarih çoğunluklar, garantiler, dönüşümlü başkanlık ve mülklerin kullanıcılarında ısrar ettiğini iddia etti… Evet, değişmez Türk tezidir. ne sandıydınız…