Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

ALLAHSIZ TERÖRİSTLER!/ POLİSİN İMAJINI ÇİZMEYİN!/VE CAN SIKMAYIN!

Allah’ın almadığı canlara insanların kıymasının yabancısı değiliz. 1974’lerden önce Eokacı teröristler tarafından topluca katledilen, kurşunlanan, kuyulara  atılan insanlarımız, aradan yıllar geçmesine karşın   hâlâ yüreklerimizi yakmaktadır.

Hâlâ yüreklerimizde abideleştirdiğimiz bu insanlarımızın ağıtları yakılmaktadır..

Ölüm korkusu nedeniyle binlerce insanımızın göç yollarında çektikleri eziyetler hâlâ anlatılmaktadır…

BU nedenle Türkiye’deki PKK terörünün yarattığı korkuları, zararları çok iyi anlıyoruz. Son yaşanan olayı ise lanetliyoruz.   Ki insan olan insanın aklı almaz, vicdanına sığmaz: Savunmasız 13 sivil insanı acımasızca kurşunlamak nasıl bir duygunun sonucudur?

Ve hem PKK hem onu besleyip amaçları için kullanan bazı siyasiler masum insanları öldürmekle hâlâ dava kazanacaklarını zannediyorlar! Yani bekliyorlar ki Türkiye Cumhuriyeti “aman” desin!

Rum EOKA ile bunu denedi. Hatta zannetti ki İngiliz sömürge idaresine yönelik terör olaylarıyla “enosisi” gerçekleştirecek!

TAM aksine çivi çiviyi söker kabilinden sadece TMT’nin kurulmasını değil, Türk halkının da uyanmasına neden oldu..            Sonuçta en büyük başarısı  İngilizin bile “böl yönet” ile başaramadığını başarması oldu: Adayı ikiye böldü 47 yıldır da yeniden nasıl birleştiririm diye kumpas üstüne siyaset yapmaya çalışıyor!..                           Neyse biz “virüsümüze” dönelim!                                                  ***

ARTIK CAN SIKTI AMA! Anladık genç bir ekip. Her biri kendi mesleklerinin  erbabı olarak yetişmiş insanlar.. Politikadan anlamasalar da tutun ki  iyi insanlar..

Fakat şunu anlamıyorlar: “Yönetmek” başkadır, “yönlendirmek” başkadır. Hatta insanları yönlendirerek memleketi yönetmeye çalışmak çok daha başkadır.

Bu kavramları kendi içlerindeki kanun ve dinamikleriyle  birbirlerine karıştırdınız mıydı ülkede kaos yaratırsınız.

ŞİMDİ bize yaşattıkları işte öylesi bir kaostur! Ki sonunda aldıkları kararlar ve  çıkardıkları yasalar pandemi vakalarının sürekli artmasının önünü kesemeyince bu kez yolları “polislerle” kestiler!

OYSA kimselerin deliler gibi oradan buraya, şuradan oraya gidip gelecek halleri yok! Olsa olsa markete, yada eczaneye bankaya falan gidecek, polis sorgusundan geçiyor: “Nerden  geldin nereye gidiyorsun?”

“Markete” dersen, “Eee mahallende yok mu neden oradan almıyor  yollara düşüyorsun” cevabıyla karşılıyorsun! (Tabi her zaman uyarılar bu kadar da nazik olmayabiliyor!) Polise verilen cevap ise çok basit:  “Orası bakkal ama! Hem fiyatlar uçuyor hem aradığını bulamıyorsun!  Bu bir.

İkincisi, eğer sen büyük marketleri açıyorsan demek ki alış verişe de izin veriyorsun.. Eee, neden vatandaşı polisle muhatap haline getiriyorsun?

Kİ sorun buraya kadar geldiğince rahmetlik Denktaş’ı hatırlarım: “Ben derdi gidip gördüğüm gezdiğim memleketleri ikiye ayırırım. Polisten korkan ve polisi seven memleketler…”

HATIRLATAYIM: Bir zamanlar yollarda eylem yapan  sendikacıların karşısına polisi dikerler sadece  arbedeye neden olmazlar halk katlarında polise karşı husumet yaratırlardı!

Ki yıllar yılı “polisin sivil yönetime bağlanması için sürüp giden mücadeleler de yaşandıydı..”

SORUNA döneyim: Son zamanlarda pandeminin yayılmasını önlemek için alınan tedbirler nedeniyle  her ne kadar Başbakan Ersan Saner “ben yalnız pandeminin yayılmasını değil, ekonomiyi de düşünmek zorundayım” diyorsa da bunun için oluşturulan kararlar günlük vaka sayılarına göre sanki otomatiğe konulmuş gibi gerçekleşmekte. Vaka sayısı azaldı mı “aç” vaka sayısı arttı mı “kapa!” Sonuçta ne olmakta “aç-kapa, kapa-aç!”

İcraat doğru gibi görülse de yarattığı telaş gitgide bunalıma dönüşüyor! Üstelik tünelin ucunda ışık da yok vaat edilende yok!

***

ZAMANLAMA ÖNEMLİ Mİ? Bugüne kadar hemen pek çok konu ve sorunun çözüm odaklı gündem haline gelmelerinde  “zamanlamanın” çok önemli olduğunu zannederdim.

Mesela yıllar yılıdır Kıbrıs siyasi sorununun çözümüne yönelik arayışlarını hep öylesi “zamanlamaları” gözeterek geliştirdik.. Fakat hayret! Onca plan program stratejiye karşın hepsi de başarısızlığa tosladı!

Buna karşın kimselerin aklının ucuna bile gelmezken bir gecede Maraş’ı açıverdik. Ne kıyamet koptu ne yer yerinden oynadı!

Sonra ne oldu? 46 yıldır “memleket dökülüyor” dediğimize nazire 2 günlük toplantıların ardından KKTC’i yeniden yapılandırırken dünya kadar kararlar üretildi, üstelik gerçekleştirilmeleri için de hemen faaliyete geçildi..

MESELA “artık federasyon görüşmesi yoktur. Çözüm iki ayrı devlete dayalı olacak” dendi.. Üstelik siyasi blöf de değildi..

ÖTE yandan Yıllardır eveleyip geveleyip gerçekleştirilmesini savsakladığımız E-Devlet projesinin “dijital dönüşüm” olarak hemen devreye sokulacağı kararı da alındı, yanına “devlette yapısal dönüşümü” de yanına aldı…

YANİ asıl  büyük olay KKTC’i kalkındırma sözünün fiiliyata geçmiş olmasıydı.

VE tüm bu önemli kararlar hangi ortamda alındı? virüsün Azrail gibi başımızın üzerinde dönüp durduğu bir dönemde!

Anlıyoruz ki bir devletin “iş yapması” için zamanlama gözlemesi abese iştigaldir. Nitekim 46 yıldır bu adada “çözüm olması için zamanlama” hesapları yapıyoruz hepsi de akamete daha doğrusu Rum’un hışmıyla kalleşliğine uğruyor!

BU sonuncusu çok önemli ama: Ortada Ankara’nın verilmiş sözü, KKTC hükümetinin de “icraatlara yönelik imzasıyla  taahhüdü vardır.”

FAKAT hâlâ tümünün üzerinde olan  millet iradesi yoktur! Ne “iki devlete dayalı çözüm konusunda” ne de “TC’nin KKTC’de bir kez daha gerçekleştireceği köklü yatırımlarına yönelik, bizim de üzerimize düşen katkılarımızın karar altına alınmış beyanları vardır..

OYSA hem gündemi “pandeminin” baskı ve tekelinden kurtarmak hem de halkın geleceklere yönelik fikri ve eylemsel faaliyetlerine ivme kazandırmak için  bu tip “kalkınma seferberliklerine” anlam ve aktivite katmak gerekir.. Her halde bunu da başarmak zorundayız..