Bir kaç gün önce bir yazımızda, Türkiye-AB-Güney Kıbrıs ve tabii Yunanistan arasında ileri götürüldüğü iddia edilen bir ara formülden bahsetmiş, bunun bildiğimiz Tayvan modeline benzediğini vurgulamıştık.
Yazımızın sonunda da, keşke bizim kaynaklarımız da bizi aydınlatsa dileğimizi iletmiştik.
Ancak şimdi anlaşılıyor ki, bırakın bize bilgi vermeyi, bizim makamlarımızın dahi gelişmelerden haberi yok.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu, bizim yazımızın yayınlandığı gün bir televizyon kanalında, Kıbrıs konusunun özünün Kıbrıslı taraflar olduğunu vurguluyor ancak şöyle devam ediyor;
“Türkiye kendi AB sürecinin öznesidir. Bizimle ilgi paylaşımında bulunuyor. Tabi bu bilgi paylaşımının hızlı olmasını gerektiren süreçler vardır. Sürecin kendisi tayin etmektedir bazı ihtiyaçları. Bu bakımdan Türkiye-AB-Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın uzlaşı çalışmalarını doğal karşılıyoruz. Bizim her türlü süreçle ilgili her detayda bilgimiz olmayabilir”…
Siz ne anladınız? Benim anladığım Davutoğlu-Anastasiadis görüşmeleri konusunda müzakerecinin bilgisi yok… Bilgi gecikmiş… Burcu, bunun normal olduğu savunması yapıyor…
Diğer yandan Türkiye-AB ilişkilerinin Kıbrıs konusunda çözümle karıştırılmaması gerektiğini belirtiyor.
Oysa bizim gördüğümüz, her iki konu paralel götürülüyor. Hatta pazarlıkta terazinin iki kefesinde bu iki konu var…
Dışişleri Bakanı Emine Çolak’ın sözlerinde de bir serzeniş var. Bakan Çolak, Davutoğlu-Anastasiadis görüşmesi konusunda sonuçta bilgi aldıklarını, ancak “Bu gibi temaslar ve diyaloglar bizim dışımızda, ya da bizi dışlayarak açıkçası cereyan edecekse evet bizi rahatsız edici nitelikte olur” diye de ekliyor. Türkiye AB ilişkilerinin, Kıbrıs konusuyla içiçe olduğunu Bakan Çolak da vurguluyor. İletişimsizlik halinde, bunun, müzakerecinin elini zayıflatma tehlikesi olduğunu da söylüyor.
Geçmişte, “Kıbrıs Türkleri Kıbrıs konusunda da, bölgede de aktör bile değildir” denildiğinde kızanlar vardı.
Maalesef gerçek bu…
DİSİPLİN VE İSTİKRAR…
Bu ülkeye sadece Türkiye’den değil, başa birçok ülkeden gelen kontrolsüz bir göç var. Resmen sorma gir hanına döndük. Ne yazık ki, turist veya öğrenci sıfatıyla ülkeye girenlerin, daha sonra ne yaptıkları kontrol edilmiyor veya edilemiyor. Vatandaş tedirgin, hem de hiç olmadığı kadar…
Ortam o kadar kozmopolit oldu ki, kim niye ve niçin geliyor, burada ne yapıyor, kimse bilmiyor. İrsen Küçük’ün dediğinden, “kalabalık” işte… Öğrenci sayısı 80 binlere ulaştığı için bayram yapıyoruz. Peki ama, gerçek böyle mi? Bir çoğunun, öğrencilik dışında ne gibi işlere bulaştıklarını biliyor muyuz..?
Aslında pekala biliyoruz. Bilmesi gerekenler de biliyorlar. Bunu yetkililerle yaptığımız konuşmalarda görüyoruz. Hatta detaylarına kadar. Ancak, her ne halse memlekete bir çeki düzen verilemiyor. Hem asayiş, hem kayıt dışı ekonomi bakımından…
Sadece bunlar değil, ülkede yatırım yok, işler durma noktasına gelmiş. Sadece spekülasyona dayalı bir inşaat patlaması var ki, bu da zaten ekonominin iyiye gitmediğinin göstergesi. Hep bir ortak söylem; “önümüzü göremiyoruz, yarınımızın ne olacağı meçhul”….
Bunun nedeni de, aartan nüfusa ve artan ihtiyaçlara rağmen, yaşanan ekonomik istikrarsızlık…
İşi gücü protesto olanların, ekonomik planlamaya kafa yoracaklarını, ya da olumlu katkı yapacaklarını beklemek nafile. Yine aynı noktaya geliyoruz, ciddi, cesur bir programa ve kararlı uygulamaya acil ihtiyacımız var. Bunları yazıyorum, çünkü yarın öbürgün ekonomik protokolün içeriği gündeme geldiğinde, memleketin altını üstüne getirenler olacak biliyorum. O noktada bu kez programı bizzat kendisi hazırladığını açıklayan hükümetten de o kararlılığı bekliyor olacağız.
Ya popülizmle yokuş aşağı, ya cesaretle kurtuluş… Başka bir seçenek yok.
YERİN KULAĞI VAR
DAĞ FARE DOĞURUR MU:
Toplumda “Kamu Reformu” olarak bilinen ve üzerinde bir buçuk yılı aşkın süredir çalışılan “Kamu Görevlileri Yasa Tasarısı”nın komitedeki genel görüşmesi tamamlandı. Şimdi sıra yasanın madde madde oylanmasına geldi. Yeni yasa ile yıllardır tartışılan kamu yeni bir düzene girere mi bilemeyiz ama, bir değişikliğin yapılmasının şart olduğu konusunda da hem fikiriz. İnşallah baskılar sonucu dağ fare doğurmaz…
PARALEL HÜKÜMET SUÇLAMASI:
CTP Genel Başkanı Talat’ın da, TC Yardım Heyeti’nden rahatsız olduğunu hatırlatan DPUG Genel Başkanı Serdar Denktaş, "KKTC'de Yardım Heyeti uygulaması, paralel hükümet uygulamasına dönüşmüştür" eleştirisinde bulundu. Türkiye olmasa biz de olmazdık diyen Denktaş, “Ancak bu doğrular Türkiye tarafından atandı diye bazı bürokratların, bizim seçilmişlerimizle uğraşması, veya paralel hükümet oluşturması hakkı vermez” dedi. Denktaş’ın bu sözleri yankı bulur mu sizce? Zira yeni değil, çoktandır tekrar ediyor ama en ufak bir tepki yok…
İSTİFA MI, ATILMA MI:
Büyük bir tantana ile UBP’den ayrılıp seçimler öncesi DP’ye gidenlerin başını çeken Hasan Taçoy, şimdilerde buradan da ayrılmak için gün sayıyor. DP’ye Ulusal Güçler olarak katılan ve bu katılımla birlikte partinin DP kanadından destek görmeyen bu birleşme, birçok partilinin istifasına neden olmuştu. Halen partinin Genel Sekreterlik görevini sürdüren Taçoy’un, Denktaş’ın bu görevi yapmasını engellediği gerekçesine sığınarak partiden ayrılmak, daha doğrusu atılmak için çaba gösterdiği iddia ediliyor…
TESPİT GÜZEL, YÖNTEM SALDIRGAN:
Kudret Özersay, bet ofislerin kapatılması konusunda, “Bizim hükümetlerimiz bize diyorlar ki bir yandan spora ve gençlere destek için bir fon kuruyorum ama diğer yandan da bu fonu gençlerimizi zehirleyerek finanse edeceğim. Böyle bir mantık olabilir mi?” diyor. Çok güzel bir analiz. Aynen katılıyorum. Ancak Özersay, politik söylemlerinde “saldırı”yı ön plana çıkartmaya karar vermiş görünüyor. Kendisi dışındaki partilerin çıkar ilişkisi olduğunu, kendilerininse kimseye diyet borcu olmadığını belirtiyor. Bunlar, destekten çok tepki getirecek söylemler. Bence saldırıdan çok, kendilerinin gerçekte neyi murad ettiğini öne çıkartmalı…
ŞİMDİ YANDIK:
Türkiye Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır, "Sırf bir fasıl açmak için Güney Kıbrıs'ın tanınması söz konusu değil" demiş. Siyasiler ne zaman ki, bir konu hakkında kesin ve net konuşur, işte o zaman korkmak gerekir. Geçmişte bunun örneklerini çok gördük. Yarın Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanırsa, hiç şaşırmayacağım…
ÖZGÜRGÜN TAMAM DA:
Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği’ni birlikte ziyaret eden Talat ve Özgürgün, hükümetle ilgili ilginç mesajlar verdiler. Talat, “hükümetin işi hükümetindir”derken, Özgürgün de “biz hükümetin dışındayız” değerlendirmesinde bulundu. Özgürgün için söyleyemem ama Talat, hükümetle ilgili her konuda görüşlerini bildirmekten çekinmiyor…
ZİRVEDEKİLER
Emine Çolak: Dışişleri Bakanı Emine Çolak, Anastasiadis-Davutoğlu görüşmesi hakkında “Türkiye Cumhuriyeti bilgi verdi. Tabi bu arzu edilen bir durum değil. Yani bizim için hassas bir nokta. Kıbrıs’la ilgili herhangi bir içerik elbette ki Kıbrıslı Türklerin yürüttüğü bir tartışma olmalı. Bu gibi temaslar ve diyaloglar bizim dışımızda, ya da bizi dışlayarak açıkçası cereyan edecekse, evet bizi rahatsız edici nitelikte olur” ifadelerini kullandı…
DİPTEKİLER
Ne Günlere Kaldık:“Yağmur yağıyordu yolda görünce arabaya aldım. Bana para ver birlikte olalım teklifinde bulununca kabul etmedim. Arabada bana saldırdı, kollarımı ısırmaya başladı, arabamdan atmaya çalıştım…”. Bu sözler, otostop çeken Nijeryalı kızı aracına alarak ormanlık bölgede tecavüze kalkıştığı iddia edilen kişiye ait. Ancak yarıçıplak durumda mahalle sakinleri tarafından yakalanan bu kişi, neden yarıçıplak olduğunu izah edemedi…
































