1 Kasım Pazar günü iki seçim iki sonuç yaşadık. Her iki seçimde de “seçme” irademiz yoktu! Fakat bundan sonrası “siyasi ve ekonomik kaderimizi” etkinliğince belirlemeleri yönünden büyük önemleri vardı. Nitekim geçen günkü yazımda önümüzdeki günlerde bu seçimleri çok konuşacağımızı vurguluyor ve “günlere kıran düşmedi. Hele sonuçları görelim, yine yorumlarız” diyordum. Artık o sonuçlar bilinmektedir. Dolayısıyle önce AKP cephesine bakabiliriz:
BEKLENMEDİK SÜRPRİZ: AKP’nin çoğunluğunca birinci parti olarak sandıktan çıkması sadece Türkiye’de değil tüm dünyada da “sürpriz” kelimesi ile yorumlandı.. Fakat sonuçta söz konusu olan “seçmenin iradesiydi.” Seçmen böyle uygun görmüştü. Dolayısıyle sandıktan yüzde 49.4 ile çıkardığı AKP’ye 316 milletvekili ile birlikte yeniden “tek Parti İktidarı” oluşunun sürprizini yaşattı. Bundan sonrası Türkiye’yi “istikrar mı yoksa yeniden yaşanacak kaotik ortamlar mı beklemektedir” birlikte göreceğiz…
Tabi AKP’nin yeniden ezici bir çoğunlukla iktidara gelmesi KKTC’yi pek çok yönüyle ilgilendirmektedir ama ilk beklenti “müzakereler süreci devam ederken artık çok daha güçlü hale geldiği siyasi iradesi ile AKP’nin soruna nasıl ve hangi politikalarda yaklaşacağıdır. Bu konuda elimizdeki en somut done 2004 Annan planı referandumunda Kıbrıs Türk halkına yüzde 65 gibi bir oranla “evet” dedirtme konusundaki etkinlikle yetkinliğidir! Ve itiraf edelim: O “evetlerin” bir nedeni de “Türkiye’ye AB kapılarının açılacağı varsayımlarıydı. Yoksa plan Kuzey için tam bir hezimeti deklere ediyordu!
KKTC’DEKİ AKP: 2004’e göre bu kez siyasi ve ekonomik durumlar daha farklı. Çünkü geçen zaman içinde Kuzey “imar iskân ve altyapı yatırımları ile tarımda ve ekonomi ile turizmde” büyük mesafe kat etti. Tam aksine Rum tarafı da Yunanistan’la birlikte ekonomik sıkıntılar içine düştü. Panoramaya baktığımızda ambargolara, bünyedeki falsolu yönetimlere karşın açık seçik KKTC tutun ki Kuzey’in efendisi patronu oldu… Ve şimdi Rum tarafı, Kuzey topraklarının sahibi ve egemeni olan Türk halkından çözüm için büyük ödünler istemektedir. İşte burada Türkiye’nin siyasi irade ve inisiyatifi devreye girecektir. Nitekim Erdoğan’lı Ankara şu konularda karar vermek zorunda bırakılmaktadır:
BİR: Türkiye çözümün gerçekleşmesi için garantörlük hakkından vaz geçecek midir?
İKİ: Güney’in Kuzey’deki mülküne nüfusu ve sahipliği ile dönmesine nasıl hangi oranda cevaz verecektir?
ÜÇ: TC kökenlilerin geri Türkiye’ye dönmelerine nasıl tepkide bulunacaktır?
DÖRT: Kuzey’e akıttığı su ile Rum’un gazı arasında nasıl bir politik strateji çizecektir?
BEŞ: Rum’un kesinlikle Türkiye’siz bir Kıbrıs istediği gerçeği ortada iken bir çözüm olasılığında Kuzey’le ilişkilerini azaltacak mıdır?
ALTI: Rum tarafı ve Yunanistan’nın AB ilerleme Başlıklarını sürekli veto etmemesi için Kıbrıs’ta bazı ödünler verecek midir?
TÜRKİYE’NİN CEVABI. Müzakereler sürecinde çözüme gidilirken Türkiye’nin kendini saran bu siyasi ve ekonomik Rum dayatmalarına cevap vermesi, politikasını bu dayatmalara göre yeniden oluşturması gerekecektir! Tabi bizi de en çok bu zorunlu “belirlemeler” ilgilendirmektedir. 2004 Annan planında olduğu gibi “kaybetmek” üzerine mi yoksa “Kuzey’i TC’nin etkin garantörlüğünde Kurucu Federe Devlet” olarak yaşatmak kararlığı mı egemen politika olacaktır?
***********
UBP CEPHESİ. (BU KEZ DE ZEVAHİRİ KURTARDILAR!)
Geçtiğimiz Pazar günü bizde de UBP’nin 20. Olağan Kurultay’ı vardı. 9 bin 224 üyeden 2 bin 722’sini Özgürgün bin 437’sini de Ersin Tatar aldı ve tabi 2. Tura kalındı.. Dolayısıyle pek çok soru da cevap bekler hale geldi. Mesela:
*Özgürgün yeniden partinin genel Başkanı olur mu? *Yahut Ersin Tatar arayı kapatarak “Genel Başkanlığa oturur mu?” *Bu olasılıkları düşünürken çıkacak sonuçtan CTP-UBP Koalisyon Hükümeti olumsuz etkilenir mi? *Özgürgün’le farklı kulvarlarda koşturan Ersin Tatar’ın kazanması halinde Koalisyon hükümetinde yeni değişiklikler gündeme gelir mi?
Neyse ki bu sorular hâlâ kuşku uyandıracak cevapları içeriyorsa da seçim sonrasında ayni hava yoktu. Oysa dün Köşemdeki değerlendirmemde şunları yazdımdı: “Bir partide 8 Başkan adayı seçime katılırsa ve bunun olumsuz yanını çakan genel Başkan konumundaki Özgürgün ise ve de Özgürgün yeniden Başkan seçilmişse, biline ki bundan sonra da başı çok ağrıyacaktır. Hatta UBP’den kopmalar olacaktır!”
Ne var ki bu yorumum hem çok fazla iddialı, hem de zamansız oldu! Çünkü sonuçlardan sonra ne öyle bir hava esti ne de hırgür çıktı! Aksine sindirimli bir “kabulde” herkes sonuca saygılı davrandı. Şimdi 2. Turu bekleyeceğiz…
**********
KISACA TAKILDIĞIM: SU VE HELLİM SORUNLARI!)
“Yazık” diyorum! Dünya’da büyük bir “ilk”in sonucu olan su Kuzey’e akmaya başlamış fakat o suyu asırların susuzluk hasretinde çeşmelerimizden akıtacağımıza, topraklarımıza salacağımıza “kim sahip çıkmalıdır” kavgası yapıyoruz! Hem de o suyun akıtılmasında ne teknik ne kapital ne ter ne emek niyetine tek fiskelik katkımızın olmadığı gerçeklerde! Sonuçta bu suyu kim işletirse işletsin “Devlet kanun ve nizamları” içinde hareket etmek zorunda kalmayacak mı? Nedir bu “tutan tek yanları kalmayan Belediyeler sahipliğindeki ısrar?” Zaten depolarına akan suyu belediyeler dağıtmayacaklar mı? Artık karar verin, çünkü Türkiye’ye nankörlük oluyor!
VE HELLİMLERİMİZ: Kaçtır Koop. hellimleri iyicene pahalandığı için piyasada onlarcasıyla marketlerde satılan türlü çeşitli, cicili bicili ambalajlı hellimlerinden alıyorum! Ve size bir şey söyleyim: Rum tarafı eğer tescil sorununu çözerse ve ihraç edilecek hellimlerimizi denetlemekte ısrar edecekse haklıdır! Çünkü artık satın aldığımız hellim değil, “nero suyu tadında, ekşimiş, ufalanan ve tabi tuzdan yenmeyen, yenirse tansiyonu yirmilere fırlatan dolayısıyle adına “hellim” denemeyen bir “garip süt ürünüdür! Zülfiyare dokunmuş olsak da çoğunlukla hellimlerimizdeki vaziyet budur! Kim denetim yapıyorsa “göreve” davet ediyoruz.
































