Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AKINCI’NIN ZİYARETLERİ

Sn. Akıncı’nın tanınmamış bir devletin Cumhurbaşkanı olmasına karşın  Almanya Dışişleri Bakanı tarafından davet edilmesi önemsenecek bir olaydır.

Ben bir süre Rum tarafının bu resmi davet nedeniyle  yaygarayı koparacağını bekledim. Hayret ki gıkı çıkmadı! Bu konuya döneceğim de şu resmi olması gereken Almanya ziyaretine bakalım. Ancak önce hatırlatalım:

SOYER DE ZİYARET ETTİYDİ: 2007’de Başbakanlığı dönemlerinde Ferdi Sabit Soyer de KKTC Başbakanı iken SPD partisinin davetlisi olarak Almanya’nın Hessen eyaletine davet edilmiş, ziyaretini de gerçekleştirmişti. Yani Sn. Akıncı’nın hilafına Almanya geçmişte de Kıbrıs sorununa ilgisiz değildi.. Zaten olamazdı çünkü AB’nin mihver ülkesi olarak “çözümsüzlüğü” siyasetin bam telinde çalan üyesi durumundaki Kıbrıs’ın Kuzeyindeki Türk toplumu ve liderliğine bigane kalamazdı!

AKINCI’NIN DEĞERLENDİRMESİ: Almanya dışişleri Bakanı Steinmeier’in davetlisi olarak Almanya Federal Meclisi Bundestag’da açıklama yapan Akıncı “ilk defa Kıbrıs sorunu bağlamında Almanya’nın bu kadar ilgi gösterdiğine tanıklık ettiklerini” söylerken, belli ki temaslarından çok memnun olmuştur.

Almanya’da bir televizyon programına da katılan Sn.Akıncı, Federal çözüm şansının yitirilmemesini, bunun barışçı çözüm için son şans olduğunu, Anastasiadis’le Kıbrıs’ı yeniden birleştirmek için  müzakerelere devam ettiklerini söylemiş, bir soru üzerine de TC’nin “müzakerelerdeki” fonksiyonuna şu yanıtı vermiştir: “Türkiye’nin Kıbrıs Türkleri ile iyi ilişkileri vardır. Ancak sorunun çözümü adadaki iki liderin sorumluğundadır…” (Ben bu lafı son zamanlarda daha sık işitiyorum. Yetkili yetkisiz TC’lilerle konuşurken, “Kıbrıs sorununu siz çözeceksiniz” diyorlar..)

İSLAM ÜLKELERİ TEŞKİLATI: Sn. Akıncı Almanya’dan sonra İstanbulda’ki İslam İşbirliği Teşkilatının da toplantılarına katıldı. Ve Rum tarafı Almanya ziyaretine çok dokunmazken, işte bu İİT’ katılımına veryansın etti! Gerekçesi de “Toplantıda Kıbrıs Türk Devleti” söyleminin yer alma olasılığıydı. Buna  “Kuzey yüceltiliyor” diye takılıyordu!

BU TUTUMU ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL: Çünkü bugün Türk tarafının uluslar arası ilişkilerine tahammül edemeyen Rum tarafının olası çözümde “kurucu devlet” konumunda, kendi özerkliğine sahip Kuzey’e hiç tahammül edemiyeceğinin kuşkularını uyandırıyor! Ve akla şunu sokuyor: “Yoksa hâlâ “kendi yönetim erkinin altında bir Kuzey mi hayal ediyor.”

KISACA: Rum tarafının korku ve tepkisine karşın, evet Sn. Akıncı son günlerin bu ziyaret ve temasları ile KKTC’yi yüceltti.

YENİ HÜKÜMET OLUŞUMU: (MALİYE BAKANI KİM OLMALI?)

Eğer bir yol kazasına uğramaz ve de “Cumartesi’ye hazır olabilir” denilen Bakanlar Kurulu açıklanırsa UBP’li Özgürgün Başbakanlığında yeni bir koalisyon hükümeti oluşacaktır. Tabi yardımcısı da belki bazı Bakanlık yetkilerini de uhdesine alarak “S. Denktaş olacaktır.

Buraya kadar anladık. Olağan prosedür çalışacak, “menzil’i maksuda” ulaşılacaktır.. Da Bakanlar kimler olacaktır?

Bu soruya “kim olursa olsun yok birbirlerinden farkları” mı dersiniz?

Ha Ali, ha veli olmuş! Ne fark eder mi dersiniz?

Zaten gidenleri de gördüktü! Gelenler mi farklı olacak” dersiniz?

Yahut “ötekiler şah mı ki bunlar şahmaran olsunlar” mı dersiniz?

Veya “öncekiler de beceriksizdi bunlar daha beter olacak” mı diyeceksiniz?

YOKSA: Yeni hükümete Pembe gözlüğünüzün ardından bakarken, “Allah isterse işte bu Bakanlarla bu KKTC hem kuyruğu toplar hem de istikrara ulaşır” mı diyeceksiniz?

Tabi geneldeki toplum psikolojisinden söz ediyorum. Çünkü artık halk beş on ayda yıkılıp gittikleri için peş peşine oluşan hükümetlere güvenmiyor?  “Al birini vur ötekine” demekten başka bir değerlendirme de yapamıyor!

Mesela Ahmet Kaşif’in “ben kendimi değil memleketimi düşünürüm” açıklaması, dillere pelesenk günün olayı oldu! Çünkü: Politikacı için “memleketi düşünmenin” kıymet’i harbiyesi olacaksa, bunun  kamu oyunda da paylaşılması ile takdir görmesi gerekir. Bu da politik değerlerle ölçütlere bağlıdır.  Kaldı ki hiçbir politikacının “iyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir” deyip “benim vicdanım rahattır” savunmasına yatması hakkı da yoktur. Önce halkın vicdanında “rahat olmalıdır…”

MALİYE BAKANI KİM OLMALI? Bu yeni hükümette de kim Maliye Bakanlığına getirilirse vezir’i azam o olacaktır. İlk akla gelen öncesinde de Maliye Bakanlığı yapmış Ersin Tatar’dır.

Ne var ki geçmiş Kurultay’da Özgürgün’le  UBP Başkanlığı için birbirlerine rakip olmuşlar üstelik kıyasıya da mücadele ederlerken galiba birbirlerini kırmışlardı.

BUNA KARŞIN: İşte fırsat ama! Ahmet Kaşif’in “ben kendimi değil, memleketi düşünürüm” söylemini, şimdi Özgürgün’den, vicdanının  baş köşesine nakşedeceği bir fedakârlıkla, maliyeyi iyi yöneteceğinden şüphe edilmemesi gereken Tatar’ı görevlendirmesi beklenebilir..

Oysa neyi biliyoruz? Özgürgün’ün böyle bir rakibi asla görevlendirmeyeceğini! Halk bu nedenle hükümetlere güvenmiyor. Hâlâ kişisel hesaplaşmalarla memleketi harcadıkları için!

KISACA TAKILDIĞIM: (ONCA AYRILIK NEDEN?)

Dün havadis’in manşetine takıldıydı. 2015’de bin 254 çift evlenmiş 798 çift de ayrılmış! Bunlardan çocuk sahibi olmadan ayrılanların sayısı 256. Diğerleri bir ve daha çocuklu!

Dikkat ama: Bu sosyal çöküntü “insanların başkalarının hayatlarını yaşamaya meraklı oldukları, dedikoduları çok, herkeslerin herkeslerin hayatlarını didik didik ettiği küçük KKTC’de sosyolojik açıdan olmaması gerektiği halde oluyor! Yani gençler evlenirlerken de ayrılırlarken de  tutun ki çevrelerini de aşan bir sosyal olay yaratıyorlar fakat “olumsuz!”

NEDENİNE GELİNCE: Pek çok nedeni olmasına karşın “erkek kız” arkadaşlıklarının çok erken evliliklerle sonuçlanması! Birbirlerini tanıyamaya fırsat kalmadan “eğlence yerlerinden iki sevgili olarak” çıkıp “apartman dairelerine evli çiftler” olarak kilitlenmenin kâbusa dönüşmüşlük sendromu! (Bu konuya ileride devam edeceğim.)