Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Akıncı’nın ziyareti: (Rum tarafının yeni numaraları!)

On iki saat gidiş on iki saat da geliş yirmi dört saat! Yarım saat da tanışıp hasbihalde bulunma! Sn. Akıncı’nın Amerika ziyaretinden söz ediyoruz. Ban’la yarım saat görüşmek için bir günlük uçak yolculuğu yaptı.

SONUÇ: Dün de yazdımdı. Akıncı sadece bizim için değil, Ban için de yeni müzakerecidir. Tabii BM Genel Sekreteri bu yeni müzakereciyi tanımak isteyecektir nitekim artık tanıdı!
Haberlere baktım Sn. Akıncı, New York’tan olumlu hava ile ayrıldığını açıklıyor ve önümüzdeki aylarda çözüme ulaşılması umudunu taşıyor. Ve gerçekte “amacı” çok güzel vurgulayan isabetli ifadesiyle tekrar ediyor: “Bizim ihtiyacımız olan tango değil, Yunanlıların sirtaki Türklerin halay dedikleridir.”
Hatırıma vakti zamanında İsmail Cem ile Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’nun sirtaki oynaması geliyor. O yıllarda da yüzler Türkiye ile Yunanistan arasında yeni dostluklar kurulması umutlarıyla gülüyorlardı. Belli ki o yılları Akıncı da hatırlamış şöyle diyor: “Esas ihtiyacımız olan Yunanistan’ın bir an önce toparlanması ve sürece Türkiye gibi olumlu katkı sunmasıdır.”
BAŞKA: Ban Ki-moon ve Mustafa Akıncı ziyaretinden sonra geriye “çözüm umudundan” başka bir şey kalmadı. 17 Haziran’da müzakereler yeniden başlayacak. Sn. Akıncı diyor ki “toprak konusunun görüşülmesi doğru değildir.”
Bu toprak konusunu ne zaman işitsem gülerim. Çünkü Rum’un idea haline getirdiği esas amacı, nüfus çoğunluğuna dayalı ada egemenliğini eline geçirmektir. Türk tarafının siyasi eşitlik isteğini bu nedenle savsaklamaktadır!
Ancak bu “çoğunluk egemenliğini” gerçekleştirmesi için Kuzey’i delmesi gerekir. Bunun için de hem Kuzey’deki mülkünden azami oranda “iadeler” elde etmek hem de bu iade edilen köy ve topraklara nüfusunu kaydırarak Kuzey’de de “siyasi erk sahibi” olmak için ne numarası varsa hepsini de çevirmektedir!
Nitekim: Bugüne kadar “korsan” dediği KKTC’ye günahını bile vermezken, şimdi bakıyoruz GYÖ’leri ile lütufta bulunmakta, “hamiyetperver devlet” oluşunun himmetinde Türk halkını ne kadar çok düşündüğünün mesajlarını göndermektedir! Bu nedenle gülüyorum çünkü yarın toprak konusu masaya geldikte bakın nasıl arbede kopacaktır!                 
**********

Mağusa Limanı için çarpan yürekler: (Kırk yıldır oturuyorlardı şimdi ayağa dikildiler!)

Mağusa Limanı gündeme geldiğinde; “rıhtımdan” ibaret kalmış, Maraş’ı aratmayacak kadavra haline gelmişliği ile artık yapılacak başka bir kurtarma alternatifinin olmadığını vurgulayarak eklemiştim: “Şimdi bizimkiler vay nasıl olur da Mağusa Limanı’nı özelleştirirsiniz” diyerek ayağa dikilecekler! Sağ olsunlar çok bekletmediler hepsi birden ayakta! Kimileri “babanın malımıdır da özelleştireceksin” diyor kimileri yine Ercan gibi birilerine peşkeş çekeceksiniz diyor. Fakat:
Bu limanlar şirketi ile Mağusa Limanı Abad kararlarından sonra indirme yükleme işlerinin azalmasından dolayı batarken kimseler ayağa kalkıp da ne oluyor diye sormadıydı.
Bu limanın serbest limanı kapanır, işlevini yitirirken kimseler yerinden kıpırdanıp memleketimin dışa açılan tek deniz kapısı neden kapalı diye ayağa dikilmediydi!
Bu limanlar şirketi dağılır kadük hale gelir ve üye olmayan geçici işçilerle çalışırken kimseler ayağa kalkıp ne oluyor diye sormadıydı!
Bu limanın iki ucunda iki ayrı tersane sürekli denizi kirletirken kimseler ayağa kalkıp protesto etmediydi!
Bu limanda yıllardır dökme arpa yükü nedeniyle işçiler toz solurlarken gazetelerden başka kimseler tepkilerini göstermedilerdi!
Bu liman bugün de “yat limanı, balıkçı barınağı” ile sorunlar yaşamaya devam ederken kimseler aldırıp da ayaklanmadıydı!
ÖTE YANDAN: Bu limanın yıllarca tuvaleti bile olmadıydı!
Bu limana hâlâ büyük tonajlı gemiler yanaşamaz çünkü denizin dip temizliğinin yapılıp daha bir derinlik kazanması gerekir.
Bu limanın bir baştan bir başa yeni iskeleler yeni ambarlara ihtiyacı vardır… Falan…
ŞİMDİ SORALIM. Bu Mağusa rıhtımını kim “liman gibi liman yapacak” dersiniz? Yukarıda sıraladık! Devlet mi? Hayatında liman için ayağa kalkmayan şimdilerin “şikâyetçileri, STÖ’leri mi?”
YOKSA: Yoksa Maraş’a karşılık Rum mu bu limanı yapacak? Bunun için mi özelleştirmesine karşı çıkıyorsunuz?               
**********

Kısaca takıldığım: (Geçmişte sorunlar yıllıktı, artık mevsimlik oldular!)

Bazı sorunlarımız vardır: Yazlık! Bazıları kışlık! Hatta ilkbaharlık vardır hem de sonbaharlık! “Mevsimler gelir geçer yar gelmez, ah yar gelmez!” Pardon! Mevsimler gelir geçer sorunları kalır yadigâr!
Mesela: Yaz mı geldi? Sivrisineği de gelmekte! Artı 1974’ten beridir hiç gündemden inmedi! Yaz geldi miydi plaj sorunları da gelmekte! Paralı oluşlarından güvenliklerinin olmamasına kadar! Ve yaz demek, birini tebrik et ötekine derken düğünlerle evlenme törenlerine terden sırılsıklam koşturmak demektir!
Mesela: Kış mı geldi! 1974’lerden önce gökler yarılır memleket Niagara Şelalesi’nden dökülürcesine haftalarca yağan yağmurlarla yıkanırdı ama lakin evleri ne sular basar ne geçilmez olurdu yollar! Şimdilerde kentleştik, asrileştik, muasır medeniyetler seviyesine çıkıp dijitalleştik ama iki damla yağmur yağsa Lefkoşa payitahtının evlerini sular basmakta, yollar geçilmez olmakta!
Mesela: İlkbahar mı geldi. Güneş yüzünü mü gösterdi? Biline ki piknik zamanıdır! Kırlar bayırlar, dağlar sahiller pisliklerle dolarlar pisliklerle taşarlar! Yine pardon “piknikçilerle” diyecektim!
Mesela: Sonbahar mı geldi! Okullar açılır çocuklara para! Tatil biter yeniden iş aş derken koşuşturmalar başlar. Parra! Yavaştan soğuklar basar, elektrik giderleri artar, parra!
Mesela: Geçmişte sorunları siyasi iktidarlar çözerlerdi! Şimdi bizatihi sendikacılarla birlikler çözmekte! Toplanırlar, yeri göğü inleterek dayanırlar Başbakanlık’la Meclis kapılarına, haklarını da alırlar paralarını da!
Mesela: Eskiden belediyeler iş yaparlar yörelerine hizmet verirlerdi… Şimdi de yapıyorlar: Her seçim sonrasında belediyeleri yeni istihdamlarla şişiriyor sonra da borçlanıyorlar!
Vesselam. Hem yaşanasıdır hem güzeldir memleketim!