İlk çağlarda sosyal hayat ile şimdiki modern sosyal hayat arasında benzerlikler vardır.
Antik Yunan’da ilk kez şehir devletleri kurulmuş ve sosyal hayat o koşullarda gelişme sürecine girmişti.
O dönemlerde köylüler zor durumdaydı.
Elde ettikleri gelirlerin bir bölümünü aristokratlara verirlerdi.
Geçim sıkıntısına düştüklerinde borçlanırlar, borçlarını ödemeyince de topraklarını ve özgürlüklerini kaybederlerdi…
…
Şimdi de durum pek farksız değildir.
Seçim sıkıntısı çeken insan çoktur.
Kapitalist sistem içinde borçlanıp hayatlarını idare etmeye çalışmaktadırlar.
Gelirlerinin bir kısmını Aristokratlara değil ama devlete vermektedirler.
Borçlarını ödeyemeyince de hacizle karşılaşırlar.
Hapse de atılmaları hiçtendir.
Yani özgürlükleri de elden alınır.
Bu açıdan değişen bir şey yoktur…
…
Din meselesi komikti.
Çünkü sıradan insanlar kendilerini Tanrı yerine koyarlardı.
Zeus ve etrafındaki diğer Tanrılar gibi.
Sözde ölümsüz insandılar ama ölüyorlardı.
Bunlar diğer insanlar gibi evlenirler, savaşırlar, yerler içerlerdir.
Tek Tanrıcılık sonradan var oldu.
Herhalde bunların ölümlü olduğu anlaşıla anlaşıla o noktaya gelindi…
…
İlk çağlarda şehir devletleri ordular kurdular.
Şimdiki gibi.
Korktukları kitle kölelerden başkası değildi.
Köleler zaman zaman başkaldırırlardı.
Spartaküs gibi.
Şimdi de ordular var.
Kimi zaman işçi sınıfını bastırdıkları oluyor, kimi zaman gençleri ya da başka kitleleri.
Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanları.
Modern köleleri, emekçileri, çalışanları.
Bu açıdan bakılırsa, eski ile yeni arasındaki durum aynı tas aynı hamam…
…
Antik Yunan’da sosyal hayat gelişirken kanunlara da ihtiyaç duyuldu.
Aradan yüzyıllar geçerken demokrasinin ilk temelleri atıldı.
Bu temellere harç koyan ilk kanun koyuculardan Klistenes yaptığı yasalarla sınıf farkını ortadan kaldırdı.
“Demokrasiye karşı olanları tehlikeli insanlar ilan etti.”
…
Gazeteci Can Dündar imamların marifetlerini ortaya seren belgeleri ortaya koyunca, kendisine dava açıldı.
Hakkında iki kez müebbet ve ekstradan kırk yıl isteniyor…
…
Anlaşılan orada çok Tanrıcılık var.
Ölmeyeceklerini zannediyorlar.
Ama belli ki,
Türkiye kendi Klistenes’ini bekliyor…
































