Cumhurbaşkanı Akıncı Ankara’ya gidiyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşecek.
Bence mükemmel bir zamanlama…
Bir “çalışma toplantısı” olduğu açıklaması da başlı başına dikkat çekici.
Görüşmeler ciddi bir dönemece gelmiştir ve garantiler konusu garantörlerin de söz sahibi olduğu bir meseledir. Şüphesiz bundan sonraki adımlar birlikte şekillenecek. Önümüzdeki aylarda garantörlerin de katılacağı bir toplantıdan söz edilmekte. Bunlar yüz yüze istişare edilmesi gereken konular.
Diğer taraftan, müzakerelerin başı olan Cumhurbaşkanı’na Kıbrıs konusunda yöneltilen isnatlar ortada. Bu durum da masada istenmeyen durumlara sebebiyet verme aşamasında.
Rum tarafında spekülasyonun bini bir para…
Bir yandan Türk Ordusu’nun bugünkü yapısıyla artık garantör olmaması gerektiği yönünde bir fırsatçılık devam ediyor. Diğer yandan, içte Cumhurbaşkanı’nı sanki yalnızlaştırmak istercesine sürdürülen kampanya, ellerine ciddi bir malzeme veriyor…
Sürekli olarak, Kıbrıs Türk kamuoyunu rahatsız edecek spekülatif haberler sızdırılıyor.
Sanki bir şeyler olmuş, bitmiş, Akıncı halkına sormadan bir şeyleri kabul etmiş gibi.
Bunlar da dönüyor, içte karışıklık yaratmaya yetiyor… Birbirinden beslenen iki odak gibi… Sonuçta ortaya çıkan dumanlı havadan en fazla zarar gören, yine Kıbrıs Türkü…
Belli çevreler günlerdir Politis gazetesinde çıkan bir haber üstünden Akıncı’ya veryansın ederken,
Rumlar, şart üstüne şat koşuyorlar.
Maraş, Güzelyurt, daha bakalım neler…
Önceleri kötü polisi oynayan muhalefetten çıkan sesleri, şimdi bizzat iktidar da tekrar ediyor.
DİSİ, Anastasiadis’in partisi. Başkanı Averof Neofitu’nun ağzından çıkan da, halihazırda izledikleri resmi politika anlamına geliyor…
Neofitu, ‘garantilerin olacağı ve Güzelyurt’un iade edilmeyeceği’ bir anlaşmayı desteklemeyeceklerini söylüyor…
AKEL’den de, Yunanistan’dan da, diğer muhalefet partilerinden gelen açıklamalar da buna paralel… Sürekli aynı temalar işleniyor…
Düğüm tarağa geldi dediğimiz anda, Rum tarafı bir bütün olarak, işi yokuşa sürme niyetini gösteriyor. Onlara bu fırsatı tanımamak için, resmi ağızların bir bütünlük sergilemesi gerekiyor. Parçalı, bölük pörçük, birbiriyle kavgalı bir Türk tarafı görüntüsü, yıkıcı, yıpratıcı…
Biz burada ne kadar bağırsak da boş…
Türk tarafının tutumunun ne olduğunu ve Rumların gerçekte ne yapmaya çalıştıklarını dışarıdaki güç çevrelerine anlatacak olan Türkiye…
O halde, müzakere masasında gelinen noktayı bizzat Cumhurbaşkanı’nın ağzından dinlemek istemeleri en doğru olanı.
Ve tabii ziyaret, aynı zamanda, burada yürütülmeye çalışılan kampanyaya doğrudan bir cevap olacak.
Dediğim gibi, zamanlama mükemmel…
YERİN KULAĞI VAR
BAKANLAR DİKEN ÜSTÜNDE: Bazı çevrelerin Türkiye’deki darbe girişiminden sonra ısrarla kabine değişikliği olacağı iddialarına yanıt veren Başbakan Hüseyin Özgürgün, sanki de iddiaları doğrular şekilde konuştu. 4 aydır görevde olan hükümette şu aşamada bir sıkıntı olmadığını da söyledi, ama “Siyasette 24 saat dahi uzun bir süredir” de dedi. Yani bugün yok ama her an olabilir. Hatta kabine değişikliği için yol kazaları olsa da, şu an şartların değişiklik için yeterli olmadığı şeklinde de bir ifade kullandı. Yine ne dediği anlaşılamadı. Anlaşılan tek şey, bakanların diken üstünde oturmaları mesajıydı…
BİR ŞEYLER OLUYOR: Hep diyoruz, yaz ile birlikte ülke de tatile girdi diye. Ama son bir haftada yaşananlara bakınca da biz tatildeyken, birilerinin son sürat çalıştığını görüyoruz. Sonbaharla birlikte ülkede iç ve dış siyasette bazı değişikliklerin yaşanacağıyla ilgili kokular geliyor burnumuza. Kötü düşünmek istemiyorum, iyisi mi “hakkımızda hayırlısı” deyip, şimdilik noktayı koyalım…
ANLAYAN VAR MI: Kimse kusura bakmasın ama, Başbakan Özgürgün’ün son açıklamaları kafa karıştırmaktan öteye gitmiyor. Öyle çıkışlar yapıp, öyle şeyler söylüyor ki, inanın kendisi bile ne demek istediğini anlamıyor. Cumhurbaşkanı Akıncı için, “ ezilmiş, büzülmüş, bitmiş ve anlaşma dilenen ortamın lideri” ifadelerini kullanan Özgürgün, tepki gören bu sözleri üzerine, “bu Cumhurbaşkanına güç ve destek verir, elini güçlendirir” diyerek, herkesi şaşırttı…
ZOR DEĞİL, BİR CÜMLE: Hükümet yasa gücünde kararname çıkartma konusunda pek becerikli. O zaman işi gücü bıraksınlar ve uyuşturucu sayılmayan, ancak dünyada yasaklanmış olan şu gülme gazı denilen şeyi de uyuşturucu kapsamına alıversinler. Yasa gücünde kararname, acil durumlar için zaten. Bundan daha acil bir durum olabilir mi? Uzağa gitmeye gerek yok. Güney Kıbrıs geçtiğimiz yıllarda bunu yaptı. Zor değil yani, Yasa’ya bir cümle eklenecek o kadar. Aksi takdirde, gecede binlercesi satılmaya devam edecek…
KİMİ KORUYORSUNUZ?: Bakan Saner, muhaceret affının elzem olduğunu söyledi. Tamam, bu işçilerin değil işverenin suçu, kabul ediyorum ama anlamadığım, bu işverenlere çalışma izinsiz işçi çalıştırması halinde verilen asagari üceretin 5 katı cezayı, niye bir asgari ücerete düşürdüğünüzdür. İşçiyi izinsiz çalıştıran, sosyal haklarını yatırmayan bunlar değil mi? Bunun karşılığı ödüllendirmek mi olmalı? Kısacası bu af ile, işçinin ağzına bir parmak bal çalarken, işverene de yemesi için tüm şişeyi veriyorsunuz…
SADECE ALKOL DEĞİL Kİ: Bakın Dr. Mehmet Avcı ne diyor; “Madde kullanmış ve alkol testinde temiz çıkmış birini de polis tekrardan yollara bırakıyor. Hükümetler ısrarla bunun denetlenmesinden bilinçli olarak kaçınıyor ve biz de nedenini çok merak ediyoruz, bunun kontrolü zor değil yasal bir düzenleme ile her şey hallolabilir. Birçok ülke ve Türkiye’de tükürükle bu test yapılıyor”… Ve tabii denetim yetersizliğinden söz ediyor. Toplantı üstüne toplantı yapmaya ne gerek var ki? Ana yolların girişinde hiç olmazsa hafta sonları sürekli denetim koymak bu kadar mı zor..?
ZİRVEDEKİLER: Cafer Gürcafer: “Biz bütün ülkenin planlanarak kurtarılmasını savunuyoruz. Demokrasinin vazgeçilmezi hukukun üstünlüğüdür. Mahkeme o iki kat için ara emri vermiş biz emirname değişikliği konuşuyoruz. Önce gidip o 2 katı yıkacaksınız. Eğer benim mahkemem ara emri verdiyse öncelikle o 2 kat yıkılsın. Burada sorun çok önemlidir, hukuk katledilmiştir…”.
DİPTEKİLER: Sahile Tecavüz: Sahiller halkındır. Anayasamız “Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve yalnız kamu yararına kullanılabilir” diyor. “Belediyeler kamu yararına bir iş yapsa bile doğayı bozamaz” da diyor… Mağusa Belediyesi sahile beton döküyor. Ne için, engelliler, yani kamu yararı diyerek. “Uzmanlar” da uygun raporu veriyor, Anayasaya rağmen. İşte Tatlısu Belediyesi. Kurduğu portatif bir platformla aynı yararı sağlıyor. Şimdi hangi birine yanalım. Onay veren ÇED uzmanlarına mı, dünya kadar gereksiz masrafa mı, doğanın katledilmesine mi? Beceriksizlik bu başka bir şey değil. Mağusa Belediye Başkanı gelsin Kervansaray plajında yapılan benzerini görsün, bir ayda deniz altını oydu, çöktü gitti…
































