Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AKDENİZ’DEKİ ADALAR GERÇEKLERİ VE KIBRIS

“Akdeniz’deki adalar” gerçeğini görebilmek için büyük çaba sarf etmenize gerek yoktur. Açarsınız önünüze Akdeniz çanağını gösteren haritayı zaten çoğu ezberinizde olan adalara bakarsınız. Hatta akıldan, büyükten küçüğe doğru sıralamalarını bile yaparsınız: “Sicilya, Sardunya, Kıbrıs,  Girit, Malta, Rodos, Meis, Korsika,  Onikiadalar, Yunan adaları…”
Bunların içinden Kıbrıs ve Malta’yı ayırırsanız, geriye kalan irili ufaklı binlerce ada ve adacığın İtalya’ya, Yunanistan’a, Türkiye’ye, Fransa’ya bağlı olduklarını görürsünüz…
Kendi egemenliklerine sahip olmaları da mümkün değildir çünkü etnik yapıları itibarıyla ya bağlı oldukları ülkelerin halkındandırlar veya var olmak için zorunlu olarak bu ülkelere bağlıdırlar… Adaların kaderidir bu!
Pekala bu kaçınılmaz kaderde Kıbrıs nedir? Niçin anavatanları olarak Türkiye ve Yunanistan’ı kabul eden Türkler ve Rumlar ayni adayı paylaşırlarken ayni zamanda  “egemen ve ayrı devletler oluyorlar?”
İŞTE SORUN: Olamıyorlar ki! Eğer tarihi süreç içinde Türkiye Kıbrıs’a yeri ve zamanı geldikte müdahale etmeseydi Rum adayı Yunanistan’a bağlayacak çoktan “Enosis”i gerçekleştirecekti…
Şimdi,  “asırlarca bu adada Türkler ve Rumlar kardeşçe birlikte yaşadılar” diyenlere soruyoruz: “Var mı şu yukarıda yazdıklarımıza itirazınız?
O zaman gelin Türkiye tarafından önüne barikat çekildiği için   gerçekleştirilemeyen “Enosis”e karşılık BM’ler ve AB üyesi yapılan tüm adanın tanınmış devleti durumundaki Güney Kıbrıs Rum Devletine bir de bu açıdan bakalım ve soralım.
Onca kanlı savaşlarına karşın Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlayamayan fakat adada tek egemen devlet olan Güney ile tabii ki Anavatan’ı Yunanistan şu sıralarda ne istiyor? Nasıl bir çözüm gözlüyor? Mesela:
BİR: Hem BM’ler hem AB üyesi olarak adanın tek tanınmış devleti gibi siyasi avantaja sahipken bu siyasi kazanımından fedakârlık yaparak Türk halkı ile siyasi eşitlikte adayı paylaşmak mı istiyor?
İKİ: İki asırdır Kıbrıs’a tümden egemen olmak hayalini silkip atarak Türk halkı ile yeni bir federal Kıbrıs mı oluşturmak istiyor?
ÜÇ: Yoksa artık bu adada Enosis’i gerçekleştiremeyeceğini, tüm adaya tek egemen devlet olarak sahip olamayacağının idrakine varmışlıkta, en azından çoğunluğa dayalı bir federal sistemde şimdilik kaydı ile büyük oranda hem siyasi  hem fiziki olarak adaya hakim olmak mı istiyor?
Doğru olan işte bu “3’üncüsüdür.” Dolayısıyla bizim tarafa dönüp bir daha seslenelim: “Tanınmış Rum devletine yamalanmak mı yoksa “egemen Türk halkı olarak Kuzey’de var olmak mı?” Tabii bir zamanlar  Türk halkına layık görülen, Kıbrıs’a karşılık Meis Adası’na aktarılma olayı da var ki aman dikkat diyoruz!  Varsın koskoca Akdeniz’de Türkiye dışındaki bir adada bağımsız ve egemen bir de Türk yönetimi olsun… Kıyamet mi kopar?

    **********     

  “SU VE ENERJİ”: İŞTE HEM BARIŞIN HEM DE ÇÖZÜMÜN ANAHTARLARI
Geçen gün Havadis Gazetesi Kuzey Kıbrıs’ın adadaki kader yolculuğunun bir sayfasını çevirirken, manşetinde, “Kritik Hamle” diyordu. Ve Türkiye Milli Güvenlik Kurulu kaynaklı haberi şöyle veriyordu:  “Sivil ve askeri yetkililerden oluşan Türkiye Milli Güvenlik Kurulu’na sunulan ‘Türkiye’den KKTC’ye su temini ve elektrik nakli projeleri konusundaki gelişmeler raporu önemli bilgiler oluşturuyor…”
İşte “Akdeniz’deki adaların kaderini” ayazlatan bir gerçek daha… Ki hiçbiri bağımsız ve egemen olamaz çünkü binlercesinin de “su ve enerjiye” ihtiyaçları vardır… Hatta sırtlarını dayadıkları ülkelerin “himmet ve kayırmalarına da…”
Çünkü hemen hepsi de susuzlukla ve enerji sorunları ile boğuşurlarken kendilerine yakın ülkelerden su ve elektrik temin ediyorlar yahut etmek için uğraşıyorlar…
Kıbrıs Adası da bu kaderin yahut kadersizliğin yolcusudur.  Güney’i de Kuzey’i de. Suya da ihtiyacı vardır elektriğe de…  Mesela hemen şuradaki Türkiye ile iş birliğine de…
Bu büyük ve kaçınılamadığı için zorunlu “gerçek” adanın Türk ve Rum’lar tarafından siyaset dışı bir anlayışla yeniden restore edilerek “barış adası” haline getirilmesini emretmektedir. “Emir” ise ne benim gibi “devletçilerden” ne de federal sitemi savunanlardan gelmiyor…  “Emir,” Kıbrıs’ın da Akdeniz’de bir ada oluşundan kaynaklı doğasal yapısından geliyor. Susuzluk ve kuraklığından geliyor… Enerji fukarası oluşundan geliyor… İstese de turizm ve hafif sanayi ile tarımdan öte ekonomik şansı olmadığından geliyor… Beğenmese de yamacındaki Türkiye ile işbirliği yapmak zorunluluğundan geliyor…
Çözüm arayışları istenildiği kadar bu gerçeklerden kaçırtılabilir… Hiç çaresi yoktur! Gündemi her zaman zorlayacaktır. İşte TC Milli Güvenlik Kurulu’na kadar gelen Su ve Elektrik olayı budur!  Bir süre sonra Rum’un gazı da gelecektir…  Sadece bu doğasal gerçekler iki halkı iki ayrı bölgelerinde “iş birliğine” zorlayacak barışçı ortamları yaratmaya yeter de artar bile… Ada kaynakları paylaşılıp refah arttıkça zaten öyle uzun boylu karmaşık çözüm modelleri aramaya da gerek kalmaz…         

            **********   

   BİTMEYEN MAĞUSA LİMANI LAFLAMALARI
Tutun ki ta 1955’lerden beridir sırtımda torbalarını kalaslarını taşırken kara asfalt rıhtımına akıttığım terlerim hâlâ kurumadı. O Mağusa Limanı “ekmeğimiz, velinimetimizdi…” Babam bu limanda “hamaldı.” 
Memlekete ilk sendikal hareketler bu limanla geldiydi. İlk Türk Rum kavgaları ile iş birliktelikleri de… Mağusa demek liman, liman demek Mağusa idi..
Ve Barış Harekâtı ile birlikte “sahibi mutlakı” olduk ki işçinin çalıştığı işyerine sahipliğinde… Ve kadere bakın: Tüm elimize geçen öteki “tesis ve sektörler gibi” Mağusa Limanı da her yıl gelişip memleket ekonomisine yansıyacakken, nihayet ha battı ha batacak durumlara geldi. Hem alt yapı sorunları ile hem işletmesi ile…
Şimdi sorumlu ve yetkili Bakan Kaşif ikide birde “Mağusa Limanı’nı kurtarmalıyız” diyerek açıklamalar yapmakta…           Tabii birtakım işler de yapılmış ve halkla alay edilircesine denmiş ki “Mağusa halkını denizle buluşturduk!” Neymiş yapılan da Mağusa halkı denizle buluşmuş? Duvarları yıkmışlar yerine aralıklarla metal parmaklıklar çekmişler! Mezbelelik yine aynı… Pejmürdelik yine ayni… Ha şimdilerde de kel başa şimşir tarak o halka açtıkları liman kapılarını bu kez kapatıp yerine askeri kışlaya girer gibi kartla giriş sistemi getirdiler… Ne yenilik!
ÖNERİMİZDİR: Bakın Maraş’ın iadesi bile söz konusu değil ama daha kokusu çıkar çıkmaz adamlar oturdular “bir gün iade edilirse nasıl yıkıp yeniden nasıl yapacağız” diyerek krokiler planlar çizdiler, medyada da  “işte yeni Maraş” diye resimlerle takdimini yaptılar  Şimdi biliyoruz bizde para yok! Fakat sizi tutan da yok! Oturun limanın “Serbest bölgesinden” Marina’ya kadar yeniden ve ne yapılacağını belirleyen planlarını,  fizibilite raporları hazırlayın ve bir yerlerden  “işe başlayın” ki her gelen iktidarın şu veya bu Bakanlığının kafasına göre uyduruk işler yapılmaya!  En azından  “işte geleceğin limanı bu olacaktır” deyin yeter. Ona bile razıyız!