Kimi belediyeler, hükümeti Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Bakan olan Sayın Beşir Atalay’a şikayet etmişler.
Haliyle Başbakan bu duruma içerledi.
Yorgancıoğlu, ülkenin içişleri ve ilgili bakanları varken, Türkiye’nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu bile olsa, başka bir ülkenin bakanına, başka ülkeyi şikayet etmenin doğru olup olmadığının tartışılabileceğini söyledi.
…
Evet.
Bu durum tartışmalı.
Ta Osmanlı’dan beri ipini koparan birbirini Türkiye’ye şikayet ediyor.
Temel karakterimiz budur…
…
Karakterimiz bu iken,
Bir başka boyuta geçelim.
Hayal edelim.
Ve diyelim ki istihdam sorunu halledildi.
Artık geçici meçici olmayacak.
Diyelim ki elektriğe zam falan artık yapılmayacak.
Diyelim ki maaşlarımızı da kendimiz ödeyebiliyoruz.
Maaş artışı bile yapabiliyoruz.
Diyelim ki, partilerimiz artık demokrasiyi kanıksamış oldu, kavgadan patırtıdan uzaktırlar.
Diyelim ki Surlariçi’ne bir de tuvalet yapıldı, esnafın şikayetleri de göz önünde bulundurularak yayalaştırılma gerçekleştirildi.
Hatta, Lefke, Mağusa ve Lefkoşa’nın eski kentleri Prag gibi oldu.
Diyelim ki, güzel ülkemizin her köşesi turistten geçilmiyor.
Diyelim ki Kanlı Dere şırıl şırıl akıyor. Pis kokular artık yok. İçinde kayık bile kaydırıyoruz.
Diyelim ki, Hurma, Zeytin, Karpuz gibi festivallerimiz artık uluslar arası festival oldu.
Diyelim ki hastanelerde kuyruk muyruk yok, ilaç sıkıntısı yok, doktor sıkıntısı yok, sağlık sorunları dibe vurmuş, herkes oraya güle oynaya girip çıkıyor.
Diyelim ki Tanrı da bizi gördü, yağmurlar istenildiği oranda yağıyor, kuraklık falan yok.
Diyelim ki hiçbir belediyemizde bir sorun kalmadı, her şey yolunda, ağaç bile dikebiliyorlar, park bahçe bile yapabiliyorlar.
Diyelim ki eğitimimizdeki tüm sorunların üstesinden geldik, öğretmenlerimiz de sendikalarımız da çok huzurlu.
Diyelim ki, Doktor unvanlı akademisyenlerimiz, tıptaki doktor sayısını geçti.
Diyelim ki üniversitelerimiz dünya üniversiteleri arasında ilk 20’nin içine yerleşti.
Diyelim ki, bir edebiyat sınıfı ile işçi sınıfı arasında hiçbir fark kalmadı.
Hatta, diyelim ki, sendikalarımız grev sözcüğünü tüzüklerinden bile kaldırdılar.
Diyelim ki tüm atamalar liyakata göre yapılıyor ve müşavirlik meselesinin kökünü de kazıdık.
Hatta diyelim ki, refahımız gayet tamam, holiday yapmayan bir tek kişi bile yok.
Diyelim ki, kimse kirada değil, herkesin evi barkı üstüne tapulu.
Ve diyelim ki, uygarlığı fena yakaladık. Köpeklerimizi, kedilerimizi sokaklara, parklara pisletmiyoruz.
Diyelim ki yağmalanan ve viran hale getirilen bütün Hıristiyan Kültürel varlıklarını bir tamam restore ettik. Dünya gerçekten hayran kalmakta.
Diyelim ki, o kadar çok olduk ki, Rum komşularımız barış yapalım diye bize yalvar yakar olmakta.
Diyelim ki bilinmeyen gök cisimleri ile ilk iletişimi biz kurduk.
Hatta, üstünde hayat olan uzaydaki ilk gezegeni biz keşfettik diyelim.
Diyelim ve dileyelim ki, önümüzdeki yıl fizik dalında Nobel Barış Ödülünü biz almış olalım.
Diyelim ki, aramızdan bir sinema yönetmeni yetişti ve Alfred Hitchcock’a taş çıkarttı.
Bir doktorumuzun kanseri yok eden tedaviyi bulduğunu düşünelim.
Diyelim ki Suriye’deki iç savaşa biz aracı olduk ve barışı biz sağladık.
Diyelim ki Türkiye’de cumhuriyet karşıtı gelişmelere sert çıktık ve titreyerek kendilerine geldiler.
Petrolumuz olunca ve üstümüzden başımızdan taşınca, komşularımızı ve Yunanistan’ı bile borç batağından biz kurtardık diyelim.
Diyelim ki, işler ters döndü ve Türkiye’deki memurların maaşını biz ödüyor ve onlara dayanamadığımızda “Besleme” diyoruz.
Diyelim ki çok vefalı bir toplum olduk, Mehmetaliler’in, Ahmet Beceriklilerin, Çoroniklerin bile heykellerini diktik.
Ve diyelim ki,
Sokak çeşmelerimizden sular akıyor.
Esnafımız holding patronları gibi.
Gelecek kaygımız yok.
Geçmişteki kaygılarımızı da def ettik.
Öyle demokrasi yerleştirdik ki, hakkında en ufak bir dedikodu çıkan, iyi niyetten tek yol giden siyasilerimiz hemen istifa etmekte…
…
Diyelim de…
Bu boyutta bile,
Sizce, gene de biz adam olur muyuz?

Önceki Haber
Sonraki Haber

























