Başbakan Hüseyin Özgürgün, “Buyursun onlar seçim önerisi getirsin, ben evet diyeyim. Ama onlar istiyor ki, hem seçim kararını ben alayım, hem de ben önergeyi vereyim. Böyle birşey kabul edilemez. Hükümet daha bir yılını doldurmadan seçim olsun diyenlerin, ciddiyetle bu seçim talebini Meclis’e taşımalarını ve seçim önerilerini vermelerini bekliyoruz” dedi…
Özgürgün’ün bu meydan okumasının muhatabı ana muhalefet CTP’den başkası değil. CTP, daha birkaç gün önce, “Hodri meydan, elli defa, hiç olmazsa yedi kişinin imzasını getirin hemen tamamlayalım ve erken seçimi ilan edelim” demişti…
Peki ama bu karşılıklı “hodri meydan” çekmelerin bir geçerliliği var mı?
Meclis İç Tüzüğü Madde 81 ve 98’e göre vekiller seçimlerin yenilenmesi önerisi verebilir. Meclis Başkanlığı bunu Hukuk ve Siyasi İşler Komitesine derhal iletir.
Sonra Genel Kurul’a gelir ve orada üye tam sayısının salt çoğunluğuyla onaylanırsa seçimlerin yenilenmesi kararı alınmış olur…Yani erken seçim kararı almak için 26 vekilin onayına ihityaç var. Diğer partileri bir kenara bırakalım, sadece CTP(20) ve UBP’nin(18) toplam sayısı 38…Yani o hodri meydan çektikleri erken seçim için eksikleri yok, fazlaları var… Daha da açık yazayım, 12 fire verme şansları bile var…
Ancak CTP Başbakan Özgürgün’ün “al da at” dediği topu kale yerine, avuta atarak, UBP’ye tepe tepe kullanacağı bir fırsat verdi. “Erken seçim” önerisi yerine “ güvensizlik önerisi” vererek adeta kendi bindiği dalı kesti. Güvensizlik önergesinden bir sonuç çıkmayacağını onlar da çok iyi biliyor olmalılar. Yok eğer “bağımlı bağımsız” vekillere güvenmişlerse yarı yolda kalacaklarını da bilmeleri gerekirdi. Kısacası CTP’nin bu yaptığı, “günü kurtarma”dan başka birşey değildir. Haftalardır çektikleri ‘hodri meydan’ların aslında sünnetçi korkusundan öte bir anlamı yoktu…
Ve Meclis’te grubu bile bulunmayan, Çakıcı’nın istifası ile sandalye sayısı ikiye düşen TDP, erken seçim önerisi vererek, seçimlerin 2 Temmuz’da yapılmasını talep etti. Kusura bakmasınlar ama koskoca ana muhalefet CTP, TDP kadar cesur olamadı…
“YAZIK OLDU YARINLARA”…
Her seferinde bu kez daha iyi olacak deriz… Her geçen günün sonunda, bir sonraki günü umutlarımızı taşıyarak karşılarız… Hani belki bugün dünden daha iyi olacak diye… Ancak son dönemlerde yarını beklemek umut değil, umutsuzluğu getiriyor… Yarınlarımızı teslim ettiklerimiz, yarınlarımızı yok etmekle meşguller…
Yaşı 50’yi geçmiş olanlar çok iyi hatırlayacak İlhan İrem’in “Yarınlar” şarkısını. Bizim gençlik yıllarımızın o ünlü aşk şarkısını. Ne diyordu sanatçı;
“Yarınlar…Yarınlar… bizim demiştin
Yazık oldu yarınlara avunurum anılarla
Hani nerde ümitlerim hepsi sanki bir rüya
Döküldük dile düştük bir solmuş yaprak gibi…”
Sanki bugün düştüğümüz durum için yazılmış gibi…
Sloganlarımız muhtelifti. “Birlik Mücadele Dayanışma” , “Kıbrıs’ta Barış Engellenemez”, “Barış Hemen Şimdi”, “KKTC sonsuza kadar yaşatılacak”, “KKTC kendi ayakları üzerinde duracak” ….
Bakın bakalım, hangisi gerçekleşti?
Hepsi balon, hepsi rüyaymış…
“Birlik, beraberlik, mücadele, kalkınma, büyüme” sözleri meğer “ben ve ailem dayanışması” için söylenmiş… O sloganlarla birileri yerlerini korumuş, dünyalığını yapmış, o kadar…
Evet, döküldük, yerlere düştük ve yaprak gibi savrulduk. Enayi yerine de konduk, ahmak yerine de, hem de defalarca…
Hala yarınlar için umut besleyenler var… Bu kahrolası tekerleği tersine çevirmedikçe, daha çok rüya görür, ahmak yerine konuluruz…
YERİN KULAĞI VAR
OLACAĞI BUYDU:
CTP’nin hükümet aleyhine güvensizlik önergesi vermesini eleştiren UBP milletvekili Ersin Tatar, “Tufan Erhüman, erken seçim önergesi vermek yerine güvensizlik önergesi vererek erken seçimden kaçtığını gösterdi. Bizim kendi hükümetimize güvensizlik oyu vereceğimizi düşünüyorlarsa yanılıyorlar” dedi. Koskoca CTP’nin düştüğü hale bakar mısınız…
DEĞİŞİM KAÇINILMAZ:
Memleket erken bir seçim havasına girdi. Hangi siyasi partiye sorsanız seçim istemeyen hemen hemen yok. Ve kime sorsanız sandıktan birinci parti olarak çıkacağını söylüyor. Son seçimden bu yana ülke siyasetinde çok önemli değişiklikler oldu. Bu siyasi değişimler olası bir seçimde nasıl hayat bulacak bilemeyiz ama, daha şimdiden Meclis’te büyük değişikliklerin yaşanacağını görebiliyoruz…
ÖZELLEŞTİRİN KURTULALIM:
Her yeri özelleştiren, sahilleri dağıtan hükümet, yıllardır ülkenin ve turizmin yüzkarası olan Girne Antik limanını da özelleştirsin. Kimsenin sorumluluk almadığı ve her gün daha da kötüye giden liman belki o zaman adam olur. Acaba hükümetin niyeti de bu mudur? Yoksa öylesi bir tarihi dokunun, gözlerimizin önünde yok olmasının başka bir gerekçesi olamaz…
ELEN-ORTODOKS SİSTEMİNE DEVAM:
Daha önce de yazmıştım, Güney Kıbrıs’ta eğitim sistemi, “Elen Ortodoks” ilkeleri temelindedir. Zamanında DİKO-AKEL hükümet ortaklığında AKEL kanadından Eğitim Bakanı olan Sofianos, ‘çağdaş eğitim sistemi’ getirmeye çalışınca, bizzat kendi partisi tarafından bakanlık görevinden azledilmişti. Şimdi yıldönümleri konusunda DİSİ’nin değişiklik talebi, Rum Meclisinde aynı duvara çarpıyor. Bıraktım anlaşma niyetlerini, iki toplumlu komitelerin de Rumlar açısından ne kadar göstermelik olduğu çok açık.
ASLINDA, ‘BİZ SİZE BUNLARI YAPTIK’ DİYOR:
Anastasiadis’in yaptığı tipik bir demagoji… “Neyi düzelteyim, tarihi mi” demiş. Tarihi düzeltmenin imkanı yok… Hele kastettiği enosisin yaşattığı acıları, hiç… Şu da bir gerçek ki, uzlaşma isteyen biri, anlaşmaya çalıştığı tarafa, sürekli olarak geçmişte yaşattığı acıları hatırlatmaz… Aksine geçmiş geçmişte bırakılır ve yeni bir sayfa açılır. Kime ne mektup yazarsa yazsın, ne açıklama yaparsa yapsın, Anastasiadis’in de yeni bir sayfa açma niyeti yok ki, durmadan “biz de size bunları yaşattık” dercesine hatırlatmalar yapıyor…
ARZ-TALEP DENGESİNE UYGUN DEĞİL:
Avrupa ülkelerinde otellerin doluluk oranı ortalama yüzde 45-50 civarında. Bizdeki rakama yakın. Sadece Güney Kıbrıs’ta yüzde 70’in üstünde… Yani şu andaki yatak kapasitemizin yarısını doldurabiliyoruz. Peki nasıl oluyor da, sürekli olarak yeni 5 yıldızlı otel izni ve daha da önemlisi teşviği, arazisi tahsis edip duruyoruz? Bence bu işin içinde başka bir iş var…
ZİRVEDEKİLER
TDP: Herkes birbirine hodri meydan çekerken, erken seçim önergesini, daha kısa bir süre önce bölünmüş, kan kaybetmiş olan TDP’nin vermiş olması takdire şayan. Şimdi kim kabul edecek, kim reddedecek, kim seçim istermiş, kim istemezmiş belli olacak…
DİPTEKİLER
Nazım Çavuşoğlu: Her saat 8 bin metreküp suyun denize akıyor olmasıyla ilgili konuşan Bakan Çavuşoğlu, “Borular döşenene kadar, su maalesef denize akacak. Bu konuda başka başka fikirler ortaya atılıyor ancak şu anda çok mümkün gözükmüyor, projenin dışında bir yaklaşımla tarım sulama suyunun topraklarımıza ulaşması çok mümkün gözükmüyor” demiş…
































