Anayasamıza göre KKTC’de eğitim 15 yaşına kadar zorunlu, 18 yaşına kadar ücretsizdir. Kendi kendimizi kandırmayalım. Eğitim bizde 18 yaşına kadar ücretsiz değildir. Tamamen ücretlidir. Bir çocuğun üniversite eğitimine başlayacağı zamana kadar geçen sürede binlerce lira para harcıyoruz. Gerek ilköğretimde gerekse orta öğretimde sınıfta kullanılacak materyal ve ihtiyaç malzemeleri aileler tarafından alınıyor. Devlet kamusal eğitimden elini çektiği için en basit malzemelerin ücretleri bile aileler tarafından karşılanıyor.
Devlet kolejlerinde kitap ücretlerini aileler karşılıyor. Bin liraya yakın kitap parası veriliyor. İlkokulda İngilizce kitap paralarını yine aileler veriyor. Yıl içerisinde öğrencilerin yapacağı gezi, gözlem, çeşitli etkinlik ve okul faaliyetler için ailelerden ciddi miktarlarda paralar alınmaktadır. Ne yazık ki bu durum artık kanıksanır haldedir. Normal bir durum olarak karşılanmaktadır. Okul yönetimleri de devletin ilgisizliğinden ve çaresizlikten bunu bir hak olarak görmektedir. Bu ülkede çok sayıda asgari ücret ile çalışan ve geçinmek için uğraşan binlerce aile vardır. Eski Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu’nun dediği gibi vatandaşın %60’ı Mercedes sürmemekte, ayın sonunu getirmek için uğraşmaktadır. Çavuşoğlu bu ülkede yaşayan vatandaşları yüksek maaş alan memurlar zannetmektedir.
Çavuşoğlu herhalde biliyordur ki, yarışmacı sınavlar olan KGS, YGS ve LYS nedeniyle özel derslere binlerce lira harcamaktayız. Bir öğrenci için dershanelere harcanan paranın yılda 5 bin lira civarında olduğunu biliyor mu? Etüt ve özel derslere harcanan paraların da en az dershaneler kadar olduğunu söylememe gerek yok herhalde…
Bugün kamusal eğitime yeterince yatırım yapılmadığını gören vatandaş çocuklarını özel okula göndermek için çareler aramaktadır. Bugün özel okula giden öğrencilerin oranı %20’ye ulaşmıştır. Bugün özel okullara ödenen ücretler yıllık en az 10 bin liradır. Okul öncesi dönemde kreş ve etütler giden küçük çocukları ve onlar için harcadığımız paraları da unutmamak gerekiyor.
Biraz araştırıp bakarsanız, dünyada en pahalı eğitim hizmetini alan ülkelerden biri olduğumuzu görürsünüz. Yaklaşık 48 bin ilk ve ortaöğretim kurumlarına giden öğrencimiz var. Bu öğrencilerin her biri için ailelerin harcadığı parayı düşünürseniz, ortaya çıkanın korkunç yüksek bir miktar olduğunu söylememe gerek yok herhalde…
******
Geçtiğimiz gün markette karşılaştığım bir vatandaş koşarak yanıma geldi ve beni TV ve gazeteden takip ettiğini söyleyerek bu para meselesine konuyu getirdi ve üç aşağı beş yukarı şöyle dedi: “Hocam, kızım 10’uncu sınıf, oğlum 5’inci sınıftır. Kızım kolejde okuyor. GCSE özel dersleri için dünyanın parasını veriyorum. Ayda en az 2 bin lira. Oğlum da kolej hazırlığı için dershaneye gider. Karı-koca çalışmasak bu parayı nasıl ödeyecektik. Hanımın maaş olduğu gibi buraya gider. Çocukların diğer eğitim masraflarını daha tam olarak söylemedim. Ne olacak bu işin sonu, ne olacak bu eğitim?” dedi. Adama söyleyecek bir söz bulamadım. Aynı şeyleri düşündüğümüzü söyleyip adamın yanından uzaklaştım. Bu olay gibi benzeri durumlar bu toplumda çok yaşanıyor.
İşin ilginç yanı eğitime dünyanın parasını harcıyoruz ama karşılığını alamıyoruz. Devletin tüm ilgisizliğine rağmen vatandaşın yoğun çabası ile eğitim bir şekilde devam ediyor. Zaman geçiyor. Bu ülkede çağ nüfusu 3 bin 500. Her yıl yeni bir 3 bin 500 çocuk eğitim hayatına başlıyor. Bu çocuklar için ne yapılıyor?
Okullar açılalı üç hafta oldu. Kamusal eğitimde öğretmen eksikliğini, kitap eksikliğini, yönetici eksikliğini konuşuyorsak, “devlet ne için vardır?” diye sormaya hakkımız vardır. Devlet insanlara hizmet için vardır. Devletin asli görevi budur. Bizde bu biraz ters dönmüş gibi. Vatandaş devlete hizmet ediyor. Devletin öncelikli görevi, vatandaşa en temel ihtiyaç olan eğitim ve sağlık hizmetini sunmaktır. Hatırlatayım dedim.
































