Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AHMET SANVER: (“KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI ANILARIM”)

Geçen haftaki “Pazar Sohbetimde” Türk halkı bünyesindeki “din” olayını yaşayıp gördüklerimle öne çıkarırken, gelecek pazara, niçin Kıbrıs Türk halkının büyük oranda “dinden koptuğunu anlatırım” demiştim…
Ne var ki elimde bir süre önce bana ulaştırılan Ahmet Sanver’in “Kıbrıs Barış Harekâtı Anılarım” adlı son yayımladığı kitabı vardı, okuyup bitirdim ki anlatımını öne çekerek, düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak istedim.
Kimdir Ahmet Sanver? Bir TMT’ci… Şu anda başarılı bir iş insanı… Daha önce yayımladığı iki kitabını da imzalayıp bana gönderdiydi. Özellikle “Akritas’a karşı TMT kitabı” mücadele tarihimizin bir belgeseli niteliğinde. Onları da hem bir devrin anılarını tazeleyerek hem de “meğer neler yaşanmış neler olmuş” diyerek okuduydum…


Parantez içinde yazayım. “Bu arkadaşlarımdan yaşça daha büyük olduğum halde benim dünyam her zaman küçük oldu! Mesela çok büyük olaylar yaşamadım… Çok gezemedim dolayısıyla çok göremedim… Çok büyük maceraların insanı da olmadım… Bu nedenle hem dünyam küçük kaldı hem hayallerim…
Mesela TMT’ci olmadım çünkü olmak istemedim. Oysa tam göbeğinde yaşıyor, kim oldu kim olacak, Türkiye’ye eğitime kim gitti kim gidecek biliyordum… Çünkü Mağusa’da TMT’nin üst düzey yetkilileri eniştemdi, aileden insanlardı. “Çok konuşuyorsun” dediler beni dışta bıraktılardı!
Bunu niçin yazdım? Ahmet Sanver’in ilk iki kitabını ve son kitabı olan “Kıbrıs Barış Harekâtı anılarım” adlı kitabını okuyup bitirdikte keza bu kitaplar benzeri hatıraları içeren diğer kitapları da okudukta, anladım ki “o mücadele tarihi” içinde olmama karşın ben o mücadelelerin bu kadar büyük fedakârlık ve kan gözyaşı içinde yapıldığını çok da bilmiyormuşum…
Kaldı ki diyorum, yeni yetişen nesiller bilecek? Ki TMT’ye faşist örgüt diyerek EOKA ile özdeşleştiriyorlar! Barış Harekâtı’nı kınıyorlar! Askeri küçümsüyorlar, çekip gitmesini istiyorlar! Hatta eğer TC’nin icazetinden kurtulmak mümkün olursa “bu adada Türk ve Rumların eskiden olduğu gibi kardeş kardeş yaşayacaklarını” bile söylüyorlar!
Çünkü onların dünyası da küçüktür! Buna karşın “dünyalara sığmayan hayalleri ile globalisttirler!” Bu da bir başka ikilemdir ki Kıbrıs Türk halkının başına ne geldiyse ayakları yere basmayan böylesi hayallerin siyasi soruna adapte edilmek istenmesinden geldi!
UZATMADAN KİTABA GEÇEYİM: Sanver ilk iki kitabında çocukluğundan başlayarak lise yıllarını, TMT’ci oluşunu, o saflarda hangi görevlerde nasıl mücadele ettiğini silah arkadaşlarını anlattıydı… O kitapları okurken hem bildiklerime yeni bilgiler ekledimdi hem de Kıbrıs Türk halkının EOKA ve Rum saldırılarına hatta emperyalizmine karşın nasıl direndiğini somut ispatı içinde daha bir ayrıntıları ile öğrendiydim…
1974 Barış Harekâtı artık çok yakınımızda bir olay ama… Aradan sadece kırk yıl geçti. O gün ve sonrasında on yaşında olanlar bugün elli yaşlarının hatıralarında size anlatacakları yığınla “1974”leri vardır…
Sanver kitabının başında 1974’e nasıl gelindiğini anlatır. Makarios’un siyasi şarlatanlıklarını, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini nasıl sindiremediğini, Akritas planının hazırlayıcılarından olduğunu, 1974 darbesini falan…
Ve araya 1963 Kanlı Noel’inden sonra Rum’ların Türkleri nasıl yollardan çevirip kurşuna dizildiklerini anlatır. Mesela Limasol’dan Lefkoşa’ya gelirken Nevzat Yücel’in de Mağusa Kapısı Rum barikatından alınarak götürüldüğünü ve kaçırılan diğer Türklerle birlikte nasıl kurşuna dizildiğini fakat Yücel’in o kalabalık içinde (toplu katliam yapıyorlardı) kurşunlanıp şehit olanların üzerine düşmesi sonucunda sadece yara alarak kurtulmayı başardığını anlatır! Yücel halâ yaşamaktadır ve iyi bir esnaftır…
Bunları okurken bu memleketi “yaratıp sonra inşa eden insanlarımızı” yeniden hatırlarsınız… Onlara verilecek en büyük mükâfat “bir çözüm” olmalıydı. Yazık ki aradan kırk yıl geçti hâlâ o çözümün peşinde koşturuyoruz! Neden bilir misiniz? Bugün horlanıp dışlanan o TMT ruhunu, 1974 heyecanını, 1983’lerde ilan ettiğimiz halde sahip çıkmadığımız devletimizi “yok” farz ettiğimiz için! Hatta hiç birinin olmaması gerektiği inancında kendi varlık nedenimizi inkâr ettiğimiz için! İngiltere’nin bir İrlandalısı, İskoç’u, İspanya’nın Katalan’ları Yugoslavya’nın Hırvat’ları, Bosna’sı, Çekoslavakya’nın Slovakya’sı hatta Türkiye’nin Kürt’ü kadar olamadığımız için! Her neyse kitaba göz atmaya devam edelim:
Sanver 1974’e nasıl gelindiğini detayları ile anlatırken biz de kendimizinkileri yaşıyoruz… Mevziler, şehitler, katliamlar, kısaca kan ve ateş! Ölüm ve gözyaşları!
“Bu toplum çok çekti diyoruz” ya… Gerçekten öyle. Mesela Sanver 1974’te havancıydı. 60’lık havan atıyordu. Mağusa’da Yenikapı üzerinde ben de altmışlık Havan topunun başındaydım. (Desem ki müthiş havancıydım mesela Barış Harekâtının ilk günü şimdilerde Yeni Liman olan karşımızdaki Karakol düzlüğünde Rum askerleri vardı, onlara havan mermisi yağdırıyorduk. Birinci gün yüzü aşkın mermi attıydım, bunların elliye yakını patlamadıydı! Çünkü mermilerin emniyet pimlerini çekmeyi unutuyordum! Tabii “ecemilik” diyerek kahkahalarda da gülüyordum!)
Ne var ki Sanver, “Savaşta ben de korktum” diyor kitabında. İnsan korkar tabi! Hele düz arazide karşı karşıya kalındı mıydı düşmanla ya o sizi öldürecek ya siz onu. Yaşamak için bir başka çarenin kalmadığı o anlarda sizi ancak korku kurtarır. Çünkü korku “felaketlerden” korunmanın doğal duygusudur.
AHMET SANVER kitabı okudukta anlarım ki Barış Harekâtı’nda en şiddetli çarpışmaların yapıldığı ve hâlâ efsane olarak anlatılan yerde yani Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı’nın yanında bir birlikteydi. En güçlü düşman askeri birliği karşılarındaydı ve Yunan askerleriyle takviye edildilerdi. (Resmen adadaki Yunan alayı!) Hava desteği de yapılamıyordu çünkü savaşanlar neredeyse iç içe geçtilerdi! Dolayısıyla göğüs göğse çarpışmalar oluyordu.
Sanver diyor ki bizim Türk alayına yaptığımız destek, zaman zaman Rum-Yunan askerini tahrik ederek dikkatlerini üzerimize çekmek bu arada Alay’ın az biraz soluklanmasına kendine gelmesine katkıda bulunmaktı…
Ve ekliyor: 1974 yılında “süngü savaşı!” “İnanılır gibi değil” dedikten sonra TMT’ci olarak eğitim dönemlerini hatırlatıyor. “Ankara’da komutanları size süngü savaşını öğretmeyeceğiz çünkü balistik silahlar o kadar gelişmiştir ki artık iki düşmanın süngü savaşı yapacak kadar yakınlaşması imkânsızdır” demişti! Oysa Türk alayı Yunan askerleri ile resmen süngü savaşına girdiydi!
Tabii Sanver de dayanamaz! Ve “sulh kahramanlarından” da söz eder! Bunlar her şey olup bittikten, ölenler şehit olduktan, ocaklarla birlikte yürekler canlar da yandıktan, memleketin ateşleri söndükten sonra ortaya çıkan “kahramanlardır!”
Bir de “korkularını” güven yapmak yerine “panik” yapıp toplumunun huzurunu kaçıranlardır o sulh devri kahramanları! Bakın çevrenizde çok göreceksiniz!
Sanver kısaca bunlara da değiniyor… Vesselam’ı kelam, 1974’ü kendi yaşadıklarıyla bircik anlatıyor ve Kıbrıs Türk halkına “bu konuda bir tarihi belge de kazandırıyor!”
Hep söylerim: İnsanların anlatacakları varsa anlatmalı, kitaplaştırmalıdırlar… Bugün Kıbrıs siyasi sorununda eğer başımız olumsuz bir takım politika oyunları ile ağrıyor, Rum tarafının oyunları ile zor ortamlara ve çözümsüzlüğe tutsak ediliyorsak, bunun nedeni ne istediğimizi bilmememizdendir… Bize ne istediğimizin yolunu yordamını gösterip bilinçlendirecek olan ise önce “nereden nasıl geldiğimizi bilmektir.” Bilmeliyiz ki “geleceklere, doğru yolda uzanalım.” O bilinç işte Ahmet Sanver gibi bir devri yaşarken, yaşadıklarını kitaplaştıran insanların böylesi hatıralarında vardır… Sanver’e daha nice anlatımlar, yayımlar dilerim…