Köşe Yazarları

Ahali bildiğini okur…






Konu Murat Belge’nin bir yazısında geçiyordu.

Cumhuriyet kurulduğunda haliyle ulus-devlet çabaları da hızlanmıştı.

Bu çerçevede Türkiye’nin her yerinde yabancı yer isimleri Türkleştiriliyordu!

Bu çaba çok uzun yıllar sürdü, Kürtçe isimler de bundan payını aldı ve bu günlere gelindi…

Günümüze hakim siyaset İslamlaştırma siyaseti.

Bu sefer de sokak ve yer adlarının İslamlaştırılmaya çalışıldığı ya da İslami çağrışımlar yapacak değişiklere gidiliyor.

Belge’nin verdiği çarpıcı bir isim değişikliğinin hikayesi şöyle:

Bilindiği gibi Türkiye’de çarşı-pazar işlerini gören küfeciler var.

Bunlar çarşı-pazardan alış veriş eden vatandaşların mallarını küfelerle evlerine kadar taşıyorlar.

Haliyle küfeci ta adrese varsın tuttuğu yolun çeşitli yerlerinde dinlenme ihtiyacı duyuyor.

Küfecilerin mola vererek dinlenmeleri için yolların çeşitli yerlerine belirli mesafelerde taşlar konmuş ki küfeciler bu taşlara vardıklarında dinlenebilsinler.

Bu yüzden sokağın veya bölgenin birine “Molataşı” adı verilmiş.

Vakta ki İslami eğilimli siyaset başgösterdi, “Molataşı” oldu “Molla taşı!”

Halbuki o bölgenin geçmişinde herhangi bir Molla yok; böyle bir hikaye de yok!

Şimdiki gidişat, Tükleştirmek değil, İslamlaştırmak!

Konuyu irdeleyen Murat Belge tarih açısından “olan” değil “olmayan” tarihin yazıldığına işaret ediyor…

Bir dönem yoğunlukla burada da yer ve bölge isimleri Türkçeleştirilmeye çalışılmış, ortalık hikayesiz yer isimlerine dönmüştü…

Şimdilerde Ayasofya’nın müze halinden çıkarılıp cami haline getirileceğinden söz ediliyor.

İstanbul’daki Ayasofya, 1935 tarihinde Atatürk tarafından müze olarak belirlenmiş ki bunun altında yatan niyetin dünyaya bir barış mesajı olduğu söyleniyor.

Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi ile ilgili görüşler UNESCO tarafından mercek altına alınmış.

Bakalım ileride ne olacak…

Lefkoşa’da da bir Ayasofya var.

Müze halinde değil, cami halinde.

Ayasofya, Lefkoşa’nın fetih günlerinde cami haline döndürülmüş, bir “dönme” haline getirilmiş, hatta Lala Mustafa Paşa burada ibadet etmiş, II. Selim de camiye konmak üzere kılıcını göndermişti, hani1980’lerde çalınan kılıç!

Ayasofya’nın adı Selimiye Camii olarak konmuştu ama ahali resmi kayıtlara rağmen burasını Ayasofya Camii olarak bilir, önündeki meydanı da Ayasofya Meydanı olarak beller.

İstanbul’daki Ayasofya camiye dönüştürülürse adı Ayasofya Camii olacakmış.

Böylece hem İstanbul’da hem Lefkoşa’da iki tane Ayasofya Camii olmuş olacak.

Doğrusunu söylemek lazım gelirse İslam dinine sahip Türklerin kiliseleri camiye döndürerek buraları “Tanrı’nın evi” olarak ibadet yerleri olarak kullanmaları iyi bir şey; dinler arasındaki hoşgörüye de yakışır bir tutum.

Bir tane caminin başka bir dine ait ibadet yerine dönüştürüldüğü, hele de bir kiliseye dönüştürüldüğü görülmemiştir…

Yine de tarihe mal olmuş Hıristiyan ibadet yerlerinin müze olarak kullanılması ya da buna benzer amaçlar için elverişli hale getirilmesi daha akla yakın.

Lefkoşa’daki Ayasofya’yı müze haline getirmek mümkün mü?

Cenaze kaldırma törenleri oradan sökülüp alınmışken?

Murat Belge, “Halk etimolojisi diye bir şey var, anlamazsa ya da dili dönmezse değiştiriyor halk” diyor.

Her yerde böyledir.

Ahali bildiğini okur!







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu