Oyun üstüne oyun çeviren Anastasiadis’i eleştiren Rum gazetecilerin sayısı her gün artıyor.
Gerçi iş işten geçmiş olsa da, ortaya koydukları tezler gerçekten dikkat çekici.
Bizde de arkadaşlar yalvar yakar olmaktan vazgeçip, gerçekleri görmeye, tartışmaya başlar mı diye düşünmeden edemiyor insan.
Cyprus Mail’de bu defa Christos P. Panayiotides “Kıbrıs’ın bölünmesi Yakın” başlıklı makalesinde, kendi toplumunu analiz etmiş…
Anastasiadis’in çözümcülükten, çözüm karşıtlığına geçişinin hikayesini yazan Panayiotides, bunun altında geçen yılın sonbaharında Anastasiadis’in yaptırdığı gizli bir anketin yattığını belirtiyor…
Anket, başkanlık seçimlerine yönelik olarak liderlik tarafından yaptırılmış.
Sonuçta halkın çoğunluğunun bir anlaşmaya bu defa da “hayır” diyeceği ortaya çıkmış…
Bu kendilerini telaşa düşürmüş.
Çünkü eğer Anastasiadis’in onay vereceği bir planı halk reddederse, bunun hem hedefleri için, hem de Anastasiadis’in politik geleceği açısından çok kötü sonuçları olacağını biliyorlarmış…
Bunun üzerine başka manipülasyonlara girişmişler…
Kıbrıs Rumları süreç boyunca yanlış bir şekilde yönlendirilmiş, güdümlü bir medya bombardımanına tabi tutulmuş.
Mesela, Türkiye’nin 80 milyon Türk’e Kıbrıs’ta yerleşme hakkı verilmesini istediği, Türkiye’nin masada kabul ettiği hiç bir konuda samimi olmadığı, esas hedefinin adanın tümünü Türkiye’ye ilhak etmek olduğu falan yayılmış…
Sonuçta da adanın bölünmesinin en iyi çare olduğu algısı güçlenmiş…
Yazar, bu kampanyanın içinde, adada bir uzlaşma olmasını istemeyen yabancı güçler olduğunu da savunuyor ve bugünkü sonucu sağlayanları üç grup olarak niteliyor…
Bunlardan birincisi, çözüm halinde politik hayallerini kaybedecek olanlar… Bunlar her fırsatta çöüm karşıtlığı yaparak makam kapanlar. Öyle büyük yerler de değil beklentileri, yancılık…
İkincisi, 1974’ün yarattığı statükoyla elde ettiklerinden vazgeçmek istemeyenler…
Üçüncüsü de, geçmişin tüm suçlarını Türkiye’ye yükleyen “vatanseverler”…
Panayiotides bunların, her zaman hükümetlere yakın, çıkar karşılığı herkesi karalayan, eleştirileri susturan bir kitle olduğunu da ekliyor.
Bu gibi yorumları okuyunca insan, hem Güney’in nabzını daha iyi tutabiliyor, hem de bu statükonun aslında her iki halkın da baş belası olduğunu görüyor.
Anlatılanlar ne kadar tanıdık geliyor değil mi?
Çıkarları etrafında kenetlenen kitleler, adanın Kuzey’inde de Güney’inde de aynı…
Ve sonuçta o çıkarlar ellerinden alınmadıkça, iki halkın uzlaşması imkansız.
Yazar Panayiotides bu durumda, bölünmenin kaçınılmaz olduğunu düşünse de, bence çare, önce her iki halkın kendi statükosuna son vermesi…
Daha doğrusu, Başaran Düzgün’ün dünkü yazısında kullandığı “müseccel düzen”in yıkılması…
Sevgili Başaran “Her iki taraf da kendi ‘müseccel düzenlerinde’ yaşamaktan memnun ve mutludurlar.
Mutludurlar ki anlaşmaya ulaşacak kadar taviz vermiyorlar… ‘Müseccel düzenlerini’ bozmak istemiyorlar” diyor…
Aynen bu işte. Kuzey’de de bu, Güney’de de bu…
Bence bunun tercümesi, yine ev temizliği…
Hani bazılarının “biz kendi kendimize yapamayız” dedikleri…
Oysa adanın “ortak statükosu” iki taraf da kendi temizliğini yaptığında ortadan kalkacak…
Keşke yıllarca “haydi, hemen çözüm” sloganları yerine, bu işlere kafa yorsaydık…
YERİN KULAĞI VAR
KALDIK MI BİZ BİZE:
Müzakere sürecinin çökmesinin ardından herhangi bir girişim üstlenme niyetinde olmayan Birleşmiş Milletler’den sonra Avrupa Birliği de son dönemde özlü müdahil olduğu ve çözüm talep ettiği Kıbrıs sorununu, sorun olarak gündeminden çıkarmış. Adamlar haklı, elli senedir iki kıytırık toplumun sorunlarıyla uğraşıyorlar. Sonunda bu işin olmayacağına inanmışlar ki bize, “ne haliniz varsa görün” deyiverdiler. Belki böylesi daha iyi olur, al takke, ver külah biz bize anlaşırız…
SON ÇIRPINIŞLAR:
Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulidis,“Türkiye ve Akıncı, BM kararları ve AB ilkeleri aracılığıyla Kıbrıs sorununun çözümünü gerçekten istiyorsa, hiçbir şekilde AB üyesi bir ülke sıfatıyla bağdaşmayan görüşleri ve tezleri terk ederek Anastasiadis’in kamu oyu önündeki çağrısına karşılık versin” demiş. Böyle karşılıklı suçlamalarla, sorumluluğu başkalarına yüklemekle ne çöüm olur, ne de Anastasiadis emellerine ulaşır. Bunlar son çırpınışlar…
MARAŞ VAKIF MALI MI?:
Bu günlerin gündemi Maraş konusunda Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Prof. Dr. İbrahim Benter, kapalı Maraş’ın ellerindeki tapulara göre yüzde yüz vakıf malı olduğunu ve bunların, “Lala Mustafa Paşa Vakfı, Abdullah Paşa Vakfı ve Bilal Ağa Vakfı”olduğunu söyledi. İyi de elimizde tapular varsa eğer, neden yıllardır burayı pazarlık konusu yapıyoruz onu anlamadım. Zamanında bizim liderliğin Vakıf mallarını para karşılığı devrettikleri yönünde iddialar da var. Zaten öyle olmasa burası yıllar önce iskana açılırdı, kimse de birşey diyemezdi…
“YÖNETİM DEĞİŞECEK”:
HP Genel Başkanı Kudret Özersay’ın Kooperatif Merkez bankasıyla ilgili “kötü yönetiliyor”iddiaları, Banka Yönetim Kurulu’nun karşı açıklamalarına rağmen, belli ki hükümette kabul görmemiş olacak ki, Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, Yenidüzen gazetesine verdiği röportajında, “Yönetimde değişiklik yapılacak. Kaç zamandır bu konu gündemde” diyerek ilk sinyali vermiş oldu.
“REDDEDİYORUZ” SAHNE ALIYOR:
Yurtdışı Koordinasyon Ofisi anlaşmasına karşı düzenledikleri eylemlerle tanıdığımız Reddediyoruz Platformu yeniden harekete geçiyor. Söz konusu anlaşamanın yeniden Meclis gündemine alınmasıyla birlikte, Platform bugün Cumhuriyet Meclisi Mavi Salon’da, ülkede yaşanan son gelişmeleri değerlendirerek, önümüzdeki süreçteki eylem planlarını belirleyeceklerini açıkladılar. Desenize sokaklar yine renklenecek…
VİZYONSUZLUK:
Anıtlar Yüksek Kurulu, St Hilarion Kalesi’ne yapılması öngörülen Teleferik Projesini reddetmiş. Daha önce de Gorno tepesi için sunulan önerinin reddini anlıyorum da, St. Hilarion gibi turistlerin yoğun ilgi gösterdiği ve ulaşması hayli zor olan kaleye teleferik yapmanın kime ne zararı olur ki? Biraz çevrecilerin korkusu ama, en önemlisi vizyonsuzluk dünyada birçok örneği bulunan bu tür projelerin hayata geçirilmesine olanak tanımıyor ne yazık ki…
ZİRVEDEKİLER
Mete Tümerkan: “Gelinen aşamada Kıbrıs konusundaki en büyük sıkıntı bundan sonra ne olacağına ilişkin var olan büyük belirsizlik. Bu belirsizliğin ne zaman sona ereceği ve müzakerelerin nasıl ve hangi zeminde yeniden başlayabileceği konusunda kimsenin bir fikri yok…”.
DİPTEKİLER
Rüşvete Alışmak: Dün bir haber vardı, adam cinayet zanlılarından “ben polisim, sizi tutuksuz yargılatırım” diyerek para kopartmış. Bir dostum çok ince bir detaya vurgu yaptı. En endişe verici olanın, insanların artık bu ülkede her şeyin rüşvetle yaptırılacağına inanıyor olmaları olduğunu söylüyor. Gerçekten de ne büyük çürüme…
































