KKTC ilan edilmeden önce de tartışması sürüyordu. “Ayrı devlet” savunucuları için Kıbrıs Cumhuriyeti “kadük” olmuştu, üzerinde hak hukuk sayıklaması yapmaya hiç gerek yoktu!
Buna karşılık “KKTC’nin ilanını kıyasıya eleştiren Sol cenah, KC üzerindeki haklarımızın devam ettiğini, bunlara sahip çıkmamız gerektiğini savunuyordu..
DOĞRUSU ya çok tuhaf bir siyasi durumdu! Nitekim 2013’de sınır kapıları açıldıkta binlerce insan Güney’e akmakla kalmadı.. Kimliğinden pasaportuna kadar “ben tüm adanın tek tanınmış devletiyim” diyen Güney’in nimetlerinden de yararlanmaya başladı..
Fakat bununla da yetinilmedi. Birisi Kuzey’de “Türkiye ordusu tarafından işgal edilmiş korsan devletle” diğeri Güney’de Kıbrıs Cumhuriyetinin tek tanınmış Rum devleti yurttaşları, “çözümsüzlüğü” çözüme evirmek için kucaklaşıp koklaşırlarken.. Evvel emirde “KKTC”i yıkıp yerine “federal Kıbrıs devletini” kurmak için müzakere masası kurdulardı..
ZATEN Anastasiadis de başından beri “çözüm Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmiş hali olacaktır” diyordu hâlâ da öyle diyor…
“Eee, ne var bunda” demeyin. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyetini Türk tarafı değil Rum tarafı yıktı! Fakat 56 yıldır yıkan taraf değil, cezalandırılan Türk tarafıdır! Üstelik “Kıbrıs Cumhuriyetinin” tek devleti olarak tanınan Güney hem BM’lerle AB üyesi oldu hem de 55 yıldır Türk halkını “adanın esiri” haline soktu! Dahası “kimliği” ile pasaportunu” emrimize amade kılarak “bu tek devlet oluşunu” bize de kabul ettirdi!
KISACA: İki cami arasında binamaz kaldık! Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamadık! Ne KC’nin bize tanıdığı dünyasal haklardan yararlanabildik ne KKTC’i tanınmış bir dünya devleti yapabildik…
Şimdi ise Rum tarafı Türkiye’den çok önce, “benim münhasır ekonomik bölgelerimdir” dediği Doğu Akdeniz’deki parsellerinde vakta ki hidrokarbon yataklarına ulaştı; bir kez daha hatırımıza geldi ki biz gerçekte “Kıbrıs Cumhuriyetinin yurttaşlarıyız ve bu doğalgazda payımız vardır!”
ASIL enteresan olan da daha düne kadar “KKTC’i Denktaş’ın devleti addedenlerin dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyetine sahiplik koyanların, şimdi “KKTC devleti olarak Rum’dan gaz payı istemeleri!”
Bu adada artık ne olduğumuzu bir bilebilsek diyorum!
**********
MUHALEFETİN KOLAYLIĞI (İKTİDARIN ZORLUĞU!)
Eski defterleri karıştırmak istemiyorum. Bu nedenle Dörtlü Koalisyon hükümetine “muhalefet kolaylığıyla iktidar zorluğunu” hatırlatmayı da abese iştigal olarak görüyorum.. Ancak yanlarına STÖ’ni de alarak yıllarca muhalefet yaparken, iktidarları erken seçime sürükleyecek çelmelerinin sonuçta siyasi partilere hiçbir şey kazandırmazken, memleketin sosyoekonomik büyümesine tırpan attığını da hatırlatmak gerekir.. Konuya gelelim:
Genelde her yeni hükümete yahut belediyelere icraatlar yönünden altı aylık süreler tanınır. Bu hükümete sadece üç ay tanıyorum! Çünkü memleket müthiş bir paniğe sürükleniyor..
Mesela gazetem Havadis’in dünkü manşetine bakın: “Ülke yangın yeri” diyordu!” Başta “döviz vurgunu” ve gitgide artan kredilendirmelerden kaynaklı “borçlar” sorunu hemen her kesimin boğazını sıkıyor!
Para ile oyun olmaz! Ama şimdilerde “dövizi nasıl TL’ye çevireceklerinin akılları uçurtuluyor.. Ki hatırlarsınız 2001’lerde döviz krizi baş gösterdiğinde bu kez de bankaları kurtarmak için TL kredilerini dövize çevirdilerdi! Daha doğrusu ömür boyu borç ödeyen kadersiz insanları ileride hiç ödeyemeyecekleri dövizin esiri haline getirdilerdi!
Şimdi tekerlek döndü “bankalar ensemizden vole çekiyorlar” denilerek bu kez de “TL’ye sığınılmak isteniyor!
Aslında para senin değilse işler nanaydır!” Yalnız şu gerçeği de yadsımamak gerekir. Eskiler çok atıp tutan lafazan insanlara “maliyen kadar konuş” derlerdi. Neydi İngiliz dönemindeki o “maliye” lafı? “Vergi!”
Ki bir devlet “dolaylı vergilerle” değil, “direkt vergilerle” beslenir.” Talihe bakın ki KKTC’nin bu yönden de nasip kısmeti hiç olmadı. Beş on kuruluşun ötesinde kimselerin eli cebine gitmedi! Bazıları “yatırımlarına” sığınarak çalışanlarının sigorta ve ihtiyat sandığı paralarını bile ödemedi! Öyle bir “mütegallibe” sınıfı yaratıldı ki tam yüz karası!
Kısaca KKTC evet zor günlerden geçiyor. Kimin eli kimin cebinde bilinmiyor! Fakat “hadi gene başlamayalım” deyip yeni hükümetin başlamasını bekleyelim!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (BİZ MAMURİS ETTİK, KALDI GÜNEY!)
Ne diyorduk? “Muhalefet yapmak kolaydır!” Ankara’ya dönüp dönüp “ne paranı ne askerini istemiyoruz” dedikleri yıllar ötesinden bugünlere gelirken, “suyunu da istemeyiz” dedilerdi her halde şimdilerde de denizden kablolarla gelecek elektrik akımını da istemeyecekler!
Diye düşünürken baktık Özdil Nami bir yandan “Rum’un gazında bizim de payımız vardır” derken “TC’den gelecek elektriği Rum tarafına da verelim” diyor.. Ki su akmaya başladığında “Güney’e de akıtalım” diye yalvar yakar oldulardı..
Nedense Kuzey’e “tırnağını koklatmayan, patatesini bile almayan Güney’e armağanlar sunma merakımız hiç bitmedi! Mesela Vakti zamanında 2. Cumhurbaşkanımız Talat da TC’den akacak suyun tartışmaları yapılırken “merkezi hükümete bağlayalım” diyordu! Merkezi hükümet de malum “Rum Türk federasyonu!”
Nedir bu Rum’a hediyeler sunma yarışı? Belki kandırırız da “çözüm” mü olur? Yoksa “Birleşik Kıbrıs’ı mı oluşturmak?”
Boşuna uğraşılıyor ama! Bu Rum’a sevaplarınızı bağışlasanız kabul etmez! Ha bir zamanlar elektrik aldıydı.. Çar naçar kaldığından!
Bu nedenle hem akan suyu hem gelecek elektriği önce Türk halkına nasip kısmet eyleyin de artarsa Rum’a da himmette bulunursunuz? (Yani “biz mamuris ettik de kaldı Rum tarafı” demek istedim!)
































