Avrupa Parlamentosu seçimlerinden beklenen sonuç çıktı. Kimse çıkıp da, “bize haksızlık yapıldı, Türklerin oy kullanılması engellendi” demesin. Ya da başka mazeretlerin arkasına sığınmaya kalkmasın. Bu, bazılarının gördüğü bir rüya idi ve bitti. Hem de kabusla bitti…
Her ne kadar Sayın Mehmet Ali Talat basının konuya açıklık getirmediğini, vatandaşları uyarmadığını iddia etse de, ilk günden beri Güney’de yapılan bu seçimin “göstermelik” bir seçim olduğunu, Rumların AB’den gelebilecek baskıları önlemek adına böyle bir yola gittiğini hem köşe yazımızda yazdık, hem Radyo Havadis’te söyledik durduk.
Sonuç olarak, Rum tarafında yapılan seçimdeki Türk açılımı göz boyamaya yönelik olduğunu görmek istemeyenler de bizzat yaşayarak gördüler.
Bu seçimlere katılmanın amacını, çözüm sürecine olumlu katkı olarak değerlendirenler, dünden sonra, bu katkının ne olduğunu da açıklamalıdırlar.
Peki bu adım, ilişkilerin düzelmesine ne katkı sağladı söyler misiniz? Bence aksine iki toplumun ayrılığını daha da derinleştirmiştir…
Şunu kabul etmeliyiz ki, bu seçimlerin en baştan, şeklen kendisi yanlıştı. Rumlar,1960 Anayasası’nda yer alan, “her toplum kendi temsilcilerini seçer” hükmüne rağmen bunu yok sayarak, çıkardıkları bir yasa ile sözde seçimlere Türk adayların da katılımını sağlamışlardır…
Türk adayların en büyük şikayeti, Türk seçmenlerin oy kullanmasının engellendiği yönünde oldu. Peki ama, farz edelim oy kullanmaya gidenlerin oylarını kullanmalarına izin verselerdi, farklı bir sonuç mu ortaya çıkacaktı acaba..? Yaklaşık 607 bin Rum seçmene karşılık en iyi ihtimalle on binlerle ifade edebileceğimiz bir Türk seçmen sayısı. Yok eğer “Sayı önemli değil, Rumlar da bize oy verecekti” derseniz, dünkü sonuçlara iyi bakmanızı öneririm. İddiaya göre, oylarını kullanan Türk seçmenlerin birçoğunun, Türk adaylara değil, bir Rum partisine oy kullandıkları, hatta bu konuda kulis yaptıkları, Kuzey’deki bir sendikanın da söz konusu bu parti için çalıştığı bilinirken, Kıbrıs Cumhuriyetini temsilen bir Türk adayın kazanacağını hayal etmek ne derece doğru olur..?
Geçmişte aynı senaryo yine oynanmış ve sonuç pazar günkü gibi yine hüsran olmuştu. Bizdeki 5 aday da, gerçek olmayacağını bile bile hayallerinin peşinden koştular haftalar boyu. Keşke daha önce bu tecrübeyi yaşayan Mehmet Hasgüler’e sorsalardı…
Bence artık oturup ciddi ciddi düşünmenin ve boş hayaller peşinde koşmayı bırakmanın vakti gelmiştir. Zaten Rum İçişleri Bakanı Sokratis Hasikos, itiraz eden Türklere yönelik olarak, “3-5 kişi bağırdı diye seçimleri tehlikeye atmam” demedi mi? Onun için kendimizi daha fazla rezil etmenin bir anlamı yok… Sonuç olarak, boş hayaller peşinde koşmaktansa, enerjimizi daha güçlü bir şekilde, kalıcı bir çözüme harcamak hem bizim, hem de tüm ada için çok daha hayırlı olacaktır…
*****
Biden fotoğrafı netleşiyor…
Güney Kıbrıs’ta iktidar partisi DİSİ yanlısı Alithia Gazetesi önceki gün Biden’ın ardından, bir haber-yorum yayınladı. Haberde Biden’a atfedilen sözlerin, bizzat kendisinin ağzından birebir tercüme olduğu da iddia edildi.
Buna göre Amerikalılar, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon konusunda bağlantı halkasının Kıbrıs olduğunu, Türkiye de eğer bu projede yer almak istiyorsa, Kıbrıs konusunu çözmesi gerektiğini söylemişler. Hatta “Bölgedeki enerjiyle ilgili projeler Türkiye olsa da, olmasa da ilerleyecek” dedikleri de iddia ediliyor…
Ancak buna karşılık, Rum tarafına da şartlarını açık açık söylemişler. Kıbrıs üzerinden bir boru hattının çözüme bağlı olduğunu vurgulamışlar. Ayrıca Avrupa’nın Rus doğal gazına bağımlılığından rahatsız olduklarını söyleyen Amerikalılar, enerji konusunun bölgede dostu, düşmanı ortaya çıkarttığını, dostların yeni ittifaklar içine girdiğini belirterek, Güney Kıbrıs’ın da Rusya ile ilişkilerini gözden geçirmesi gerektiğini ima etmişler. Rumlara da aynen Türkiye için söyledikleri gibi, “Siz olmasanız da biz bu projeyi Mısır’daki terminaller ya da yüzer gaz sıvılaştırma tesisleriyle yaparız” demişler. Bu arada Kıbrıs’ta bir anlaşma için çok fazla beklemeyeceklerini de eklemişler.
Bence bu makale, Biden ziyaretinin gerçek özeti.
Anlayana….
YERİN KULAĞI VAR
ÖNÜMÜZDEKİ PİLAVA BAKALIM:
Biden’dı, bayraktı, AP seçimleriydi derken, kendi gündemimizden koptuk bir haftadır. Halbuki bir ay sonra kurulacak bir sandık için adaylar koşturuyor. Önümüzdeki hafta, sokaklar şenlenmeye başlayacak, akşamları sofralar kurulup “oy avcılığına” başlanacak. Biden’mış, AP seçimleriymiş bize ne faydası var ki? Çöpümüzü toplayacak, yolları süpürecek ve de en önemlisi, çalışanların maaşlarını eksiksiz ve gününde ödeyecek başkanlara odaklanmamız gerek. Şunun şurasında seçimlere bir ay kalmış…
YASALARIN RUHU YOK OLACAK:
Cinsel suçlar konusunda yapılan değişiklikten sonra, Ceza Yasası birkaç ay içinde bir kez daha değiştirildi. Bu defa konu rüşvet, zimmet, sahte evrak, güç kullanma… Önce kamu görevlisi tanımı genişletiliyor. Memurla yanında, hükümet üyeleri, milletvekilleri, yargıçlar, savcılar, belediye başkanları, muhtarlar, ihtiyar heyetleri, tasdik memurları, kamu kurumlarının yöneticileri ve avukatları da kamu görevlisi kapsamına alınıyor. Suçların tanımı da genişletilerek cezalar 8 yıla kadar arttırılıyor. Keşke her bir kaç ayda bir yasaları ellemek yerine toptan bir çalışma yapılsa. Aksi takdirde yasaların ruhu ortadan kalkacak…
RÜŞVET OLAYINDA ARTIŞ MI VAR:
Ceza Yasası’nda rüşvet konusu açıkça giriyor ya, benim de aklıma Nazım Çavuşoğlu’nun bakan olarak bir müdürünü suçüstü rüşvetten yakaladığı iddia edilen ve sonradan üstü kapatılan olay geliyor… Sahi ne olduydu o mesele? Her neyse, işin en ciddi tarafı, acaba kamuda rüşvet, zimmet, sahtecilik ve zor kullanma çok mu yaygınlaştı ki, hükümet de önlem alma yoluna gidiyor? Şimdi durduk yere çıkmadı herhalde bu değişiklik. Baksanıza Çakıcı da “Bu ülkede yaygın şekilde rüşvet olduğuna inanıyorum” dedi…
PEKİ YA DIŞİŞLERİ BAKANI?:
Biden görüşmesinde Dışişleri Bakanı, hükümet ve muhalefete yer verilmemesi konusunda eleştirilen Cumhurbaşkanı dün bir açıklama yaptı ve kendisinin bu öneriyi yaptığını, Amerikalıların kabul etmediğini söyledi. Yine de hiç olmazsa Dışişleri Bakanı’nın görüşme masasında yer alması sağlanabilirdi. Cumhurbaşkanı’nın açıklamasında “Dışişleri” kelimesi bile geçmiyor…
BU NASIL NİKAH:
Yıllardır iki toplum arasında bozulan birlikteliği yeniden sağlamak için uğraşıp duruyoruz. İkiliyi barıştırmak için yıllardır onca aracı geldi gitti. Pazar gün taraflar barış çabalarını yeşertmek ve ileriye daha umutlu bakmak için önemli bir sınav verdi. Bu bir nikah tazeleme de olabilirdi ama, taraflardan birisi nikahtan önce eski taktiklerini yaparak, olası bir nikahı bertaraf etmeyi tercih etti. Hani bir laf var, zararın neresinden dönsek kardır…
NE DURUYORUZ O ZAMAN:
KKTC’ye gelen dünyaca ünlü rock gurubu Deep Purple’ın, “Rum toprağı” diye sahneye çıkmamayı düşünürken, kendilerine gösterilen “Osmanlı Tapusu” ile ikna oldukları ve konsere çıktıkları iddia edildi. Bu tapu eğer Deep Purple’ı ikna ettiyse eğer, yarından tezi yok, söz konusu tapuyu alıp memleket memleket gezip, “bu topraklar bizimdir” propagandasına başlamalıyız. Yarım asırdır ikna edemediğimiz dünyayı belki bu tapu ile ikna edebiliriz…
ZİRVEDEKİLER
Zeki Çeler: TDP Milletvekili Zeki Çeler, sosyal paylaşım sitesi Facebook hesabında “Meclise yasa önerisi sunuyorum! Madem ki yaz burslarını kesip ekonomi yapacaksınız, hade bakalım; 2 aylık Meclis tatilinde vekillerin maaş ödenmemesini talep edeceğim…” diye yazmış. Bu öneriye kaç vekil parmak kaldırır acaba dersiniz, çok merak ediyorum…
DİPTEKİLER
Tarım Bakanlığı: Tarım Bakanlığı’nın Mağusa Limanı içerisine Veteriner Dairesi kurma çabasında olduğu bildiriliyor. Kent halkını denizden koparan yük limanının ucube gibi durduğu yetmezmiş gibi, şimdi de tarihi surların dibine lüzumsuz eklentiler yapılıyor. Amerikalılar bile Mağusa Limanı’na proje geliştirmekle meşgulken, biz var olanı daha berbat hale getirmeye mi çalışıyoruz? Bölgede yapılaşmaya son verilmesini isteyen Mağusa İnisiyatifi’ne sonsuz destek…
































