Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Acaba bu defa olur mu?

Dün oturdum, Meclis’i izledim. Merak ettiğim kent güvenliğiyle ilgili yasanın geçecek olmasıydı.

İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars’ın geçtiğimiz ay Ankara’da imzaladığı Kent Güvenlik Yönetim Sistemi ve Sınır Kapılarında Yapılacak Güvenlik Arttırıcı Çalışmalara İlişkin Protokol dün Meclis’te onaylandı…

Son dönemde artan suç oranları, protokolun yasalaşması için sanırım çalışmaları hızlandırdı. Genelde biz bu sürate alışkın değilizdir çünkü.

Her neyse, yasanın içinde anladığımız kadarıyla, Türkiye-KKTC arasında online bilgi sistemine geçilmesi var. Kapıya gelen kişinin suçla ilgili geçmişini buradaki muhaceret memuru görecek.

Yasada ayrıca tüm vatandaşların ve dıştan gelenlerin takibi konusu da var.

Bir de mobese denilen kent kameraları sistemi var.

Hani şu yılan hikayesine dönen kamera işi.

Bu önlemler nasıl devreye girer, ne zaman uygulanır, gerekli denetim için yeterliliğimiz var mı, bunlar hala soru işareti…

Güvensizliğe öyle alıştık ki, güvenemiyoruz.

Oysa bunların pek çoğu, protokola ya da yeni yasaya gerek olmadan da halledilebilecek işlerdi.

Kapıda gelen yolcuyu sorgulamak için yasa gerekmezdi.

Kapıdan girenin kaçağa düşüp düşmediğini takip etmek için de yasa gerekmezdi.

Ama gelenin nerede kalacağını bilseydiniz eğer…

Bu noktada devletin nasıl bir atalet içinde olduğu ortaya çıkıyor.

En az üç değişik bakanın ağzından bu mobese konusunu duyduk. Hatta zamanında bir makam, kaynağını da verdi de yine takılamadı…

Ne zaman ki olaylar baş edilemez hale geldi, bu hükümet de olayın üstüne gitmeye karar verdi. Umarız son olur ve bu kez gerçekleşir.

Dün Meclis oturumunda kent güvenliği, standartlar ve tarım konularında Türkiye ile imzalanan protokoller görüşülürken, UBP milletvekilleri sürekli olarak, “Biz başlattık, biz de şunu yaptık, falanca bakanımız da bunu dile getirmişti” şeklinde konuşmalar yaptılar. Siyasi laga luga…

Aslında en büyük ayıptı bu.

Adama sorarlar, “O zaman neden sonuçlandırmadın” diye. Öyle ya…

“Biz bu yasaların geçmesini önemsedik, milletvekillerimiz muhalefette olmamıza rağmen, komite toplantılarına eksiksiz katıldılar, destek verdiler” falan.

E, ben dinledim. Üç protokolun görüşüldüğü üç ayrı komitenin raporunda, UBP milletvekili Yasemin Öztürk’ün komite çalışmalarına “katılmadığı” duyuruldu.

İşte bunun için siyasete güven yok. Tutarlılık yok çünkü. Muhalefette olan için de, iktidar olan için de belli jargonlar, belli ezberler var, bunları kürsülerde çıkıp söyleyince siyaset oluyor. Doğru mu, eğri mi, oooo kim bakacak…

Oysa siyaset herkesin yaptıklarıyla değerlendirildiği bir mecra. İyi yaptıklarıyla, kötü yaptıklarıyla.

Yok, bizde laf cambazlığıyla.

Gün geçsin diyerek oturulan koltukların bedelini ödüyoruz şimdi.

Herşey gecikmiş, herşey rayından çıkmış, üretemeyen, ürettiği tüketilemeyen, kırk yıl önce bile çok daha çağdaş olan sistemleri bozulmuş bir düzensizlik, bir geri kalmışlık.

Aslında dinlemek istemiyor insan ama, yine de merak işte…

YERİN KULAĞI VAR

NELER OLUYOR:

Yenidüzen gazetesi, güney Kıbrıs kaynaklarına dayandırdığı bir haberde, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Rum lider Anastasiadis’in, New Yorka’ta bir görüşme yaptıkları iddiasında bulundu. Bunu gayet normal bir görüşme olarak düşünebilirsiniz ancak, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, “Kıbrıs Türkü devre dışı bırakılıyor” anlamını taşıyan son açıklamasıyla birlikte değerlendirirseniz, Rum’un yıllardır Kıbrıs konusunda tek muhatap olarak görmek istediği Türkiye’yle temasa geçmiş olduğu anlaşılıyor. Bu da Akıncı’nın bu konudaki kuşkularını doğrular nitelikte…

 

AYRILIK FİKRİ RESMİLEŞİYOR:

Rum resmi politikasının “ayrılık” olduğu açık ve net olarak ortaya çıkıyor. Anastasiadis’in kendi partisinin Başkanı Neofitu, “federasyonu çöpe atıyoruz” dedi. Federasyon ‘kendileri için en güvenli gelecek’ olduğu halde, bunu “başa bela” olarak görenler olduğundan bahsetti. Anastasiadis’i suçlamasa da, böyle bir gelişmenin varlığını vurguladı. Diğer yandan Politis gazetesi, doğrudan Anastasiadis’i suçladı ve “federasyondan uzaklaşıyor, farklı bir yol izliyor” dedi. AKEL de benzer tespitleri yapıyor. Aynı fikirdeyiz. Kıbrıs’ın geleceğine bir kez daha ihanet ediyorlar, yine dizlerini dövecekler…

 

VERSİN DE NASIL:

KTAMS hayat pahalılığı oranının kriz dönemi süresince her ay maaşlara yansıltılması talebiyle bugün bir eylem yapıyor. Aylardır Türkiye’den para gelmiyor, kendi yağımızla kendi ciğerimizi kavuruyoruz. İsteyin istemesine de olmayan parayı nasıl versin? Bence bu dönemde maaşları eksiksiz ve gününde aldıklarına dua etsinler. Hani bir söz var, “herkes anamızı sorar, babamızı soran yok” diye. Sendikaların bu talebi de aynı buna benzer…

 

YALAN MI:

CTP milletvekili Doğuş Derya’nın bazı çıkışları ülkede krizlere neden olabiliyor. Derya, Filelefteros gazetesindeki röportajında, yine çok konuşulacak iddialarda bulundu ve KKTC’deki demografik yapının son 10 yıl içerisinde değiştiğini, Rumların, 10 sene sonra Türkiye ile komşu olacağını, müzakere edecek Kıbrıslı Türk bulamayacağını söyledi. Bence Derya’ya kızmak yerine oturup bir düşünün. Söylediklerinin neresi yanlış? Bu gidişle değil 10 sene, 3-5 sene sonra dedikleri gerçek olacak…

 

NEYDİ O OTURUM ÖYLE:

Meclis Başkan Yardımcısı Zorlu Töre, dün oturumu yönetmekte zorluk yaşadı. Katip oturduğu yerden sufleler verse de, yürümedi. Kağıtlar karıştı, notlar eksik çıktı. Yanlış duyurular, atlamalar, tekrarlar… Meclis çalışanlarından mı kaynaklandı, kendisinden mi anlaşılamadı. Nedendi acaba? Sebebi ne olursa olsun hiç yakışmadı…

 

TURİST DEDİĞİN:

Turist dediğiniz geldiği ülkenin güzelliklerini görür, yeme içme kültürünü öğrenir, tarihi mekanları gezer ve gider. Bizdeki turist profili ise biraz farklı. Onların merağı ne kültürümüz, ne de tarihimiz. Tek dertleri soygun ve gasp. Bir de kaçak yaşam. Memleketi bu hale getirenler yarattıklarıyla ne kadar gurur duysalar az…

 

 

ZİRVEDEKİLER

10 Aylık Giderler Kendi Bütçemizden: Geçtiğimiz gün, Türkiye’den cari bütçeye destek kalemi için para gelip gelmediğini merak ettiğimi söylemiştim. İşaretini Maliye Bakanı Serdar Denktaş verdi. “Hâlâ savunma bütçesi dahi kendi kaynaklarımızla ödenebiliyorsa bunun anlamı çarkların en azından 3-4 ay öncesine kadar iyi dönmekte olduğuydu” dedi. Demek ki, sadece reform, alt yapı için değil, cari bütçe için de para akışı olmamış. Aslına bakarsanız, bir yılın 10 ayını kendi kaynaklarımızla geçirmiş olmak büyük bir başarıdır. Görmek istediğimiz de bu. Devamı için de gelirleri artırmaktan başka yol yok…

 

DİPTEKİLER

Umudu Olan Var MI?: Tarım alanında kullanılacak su olmaması nedeniyle ülkede üretim durmak üzere… Yükselen faiz oranları nedeniye, toptan iflasların yaşanmasının kaçınılmaz olacağı belirtiliyor… İşsizlik yüzde 50’lere dayanacak…Vatandaş hem maddi, hem de manevi çöküntü içinde…Bugün için memleketin ruh hali böyle. Gelecek için hala umudu olan kaldı mı?…