Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Soğuk savaş döneminden kalanlar kimdir acaba…

CTP Milletvekili Birikim Özgür, bir sol partinin özelleştirmeyi savunabileceğini, özelleştirmeyle solculuğun alakası olmadığını söyledi. Özgür, sürdürülebilir bir yapı için ve de toplumsal kimliğin, kültürün, onurun ayakta kalması adına, sosyalistlerin de bazı politikaların yanlış olacağını kabul etmeleri gerektiğini ifade etti.
Bunlar ciddi anlamda cesur söylemler. 
Sadece cesur değil, aynı zamanda gerçekçi…
Ancak Özgür, bu sözleri söylediği andan itibaren, sol statükonun saldırısına maruz kaldı.
Yani şimdi Allah aşkına söyledikleri yalan mı?
Kendisinin ve partisinin “sosyalist” olduğunu savunanlara sormak lazım; acaba o Tüzüğünde “sosyalist” yazan parti, hangi iktidar programına o ideolojinin gereklerini koydu ki?
Ya da bugüne kadar 3 dönem iktidarlarında, hangi sosyalist prensibi uygulamaya koydular?
Devletleştirme mi yaptılar, liberalizmi mi reddettiler?
GSM şirketleriyle sözleşmeler CTP döneminde imzalanmadı mı?
2008’de AKSA’nın sözleşmesini uzatan kimdi?
CTP, mevcut liberal ekonomi politikalarının devamını sağlamadı mı?
Hangi üretim araçları toplumun malı oldu? Hangi fabrikalar, hangi tarlalar, hangi bankalar, kooperatifler…
Zaten günümüz dünyasında da sosyalizm, sosyal reformlar üzerine yoğunlaşmamış mıdır?
Bakın CTP’nin bizzat kendisi ekonomi politikasını nasıl anlatıyor;
“…sosyalizme geçişin sağlanamadığı koşullarda piyasa ekonomisinden tamamen vazgeçmenin mümkün olmadığının bilinciyle, bu modelin, sosyal devlet uygulamaları, devletin düzenleyicilik ve denetleyicilik misyonuna saygı temelinde ekonomiye kamu yararı amaçlı müdahalesi, sosyo-ekonomik hak ve özgürlükler, özerklik, özyönetim, kooperatifçilik ve ekonomik demokrasi gibi uygulamalar aracılığıyla insanileştirilmiş, olabildiğince sosyalleştirilmiş, zenginlik dağılımı adil ve piyasayı fetiş haline getirmeyen bir biçimini savunmaya devam edecektir…”
Daha ne olsun?
Birikim Özgür, CTP’nin özellikle soğuk savaşın son bulduğu tarihlerden buyana yaşadığı çelişkiye neşter vuran sözler söylüyor. Hani hep sağ-milliyetçi kesimleri “soğuk savaş döneminden kalma kafalar” diye suçlayanların çelişkilerini…
Günün gerekleri, gerçekler ışında yerine getirilmek zorunda.
Aksinde ısrar etmek, statükoculuktur ve korkunç bir bağnazlıktır bence. Gelişmenin önünü tıkamaktır…
Sürdürülemeyeceği artık açık olan “devlet kaynaklarını peşkeş çekme” dönemine son vermenin tek yolu da, da dünyada geçerli olan sistemleri kurmak ve denetlemektir…
Reform budur…

 

Girne Belediyesin’de ihalesiz işler..!
Hafta sonu bir okurumdan gelen bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Belediyelerin durumu hepimizin malumu. Büyük çoğunluğu zar zor ayakta duruyor, birçoğu maaş ödemekten bile aciz durumda. Ancak hala daha belediyeleri, “yolunacak kaz” gibi görenler var. Hele de konunun muhatabı bir belediye meclis üyesi ise durum daha da vahim oluyor…
Yanlış bilmiyorsam belediye meclis üyesi bir kişinin, belediyeye ait ihalelere katılması, hatta birinci derece yakınının bile belediyenin açtığı ihalelere katılması yasal olarak yasaktır. Ancak Girne Milli Arşiv yolunun aydınlatılması işinin, son yerel seçimlerde UBP’den Girne Belediyesi Meclis Üyeliğini kazanan Ali Tektan’a, ihalesiz ve Meclis Üyelerinin bilgisi dışında verilmesinin belediyede büyük rahatsızlık yarattığı iddia ediliyor. Hatta olayın duyulmasının ardından, tepki koyan diğer Meclis Üyesi Özmen Kalfa ile Ali Tektan’ın belediyede kavga ettikleri duyumları geliyor. İşin parasal tutarı pek önemli değil. Dediğim gibi konu etik olarak doğru değildir. O nedenle kimse çıkıp da “önemli bir meblağ değildi, ihaleye çıkılması gerekmezdi, Başkanın inisiyatifindedir” gibi gerekçelerin arkasına sığınmasın. Eğer Meclis üyesi olduğunuz bir belediyeye, gerekçesi ne olursa olsun para karşılığı iş yaparsanız, bunu kimseye izah edemezsiniz… Hele de bu iş el altından yapılmışsa…
Ve yine Girne Belediyesi ile ilgili bir başka iddia ise, Kale Arkası diye bilinen bölgeye döşenen ve gerçekten de takdir ettiğimiz parke işi… Bu konuda da işin ihalesiz olarak ve Nidai Başkan’a yakınlığı ile bilinen bir inşaat şirketine verildiği iddiası. Hatta ihaleye çıkılmadığı için ödenecek paranın yasalar zorlanarak küçük meblağlara bölünüp faturalandığı ve ödemelerin de bu şekilde Başkan tarafından yapıldığı iddiaları da var…
Dediğim gibi bunlar ciddi iddialar. Hele de “şeffaf bir yönetim” sözü ile başkanlığa seçilen birisi söz konusuysa, olay daha ciddi bir hal alıyor. Sayın Nidai Güngördü’nün bu iddialarla ilgili söyleyecek sözü, kendisini haklı çıkaracak gerekçeleri vardır sanırım…

    

YERİN KULAĞI VAR
BAŞBAKAN’A YAKIŞMADI:

Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nun KTHY eski çalışanları ile ilgili imzaladığı protokol kağıdını gördünüz herhalde. En hafif tabiriyle bir ciddiyetsizlik örneği. Başlıksız bir kağıda yazılan ve devlet üslubu ile uzaktan yakından alakası olmayan bir metnin altına, hükümetin başı olarak nasıl imza atıldı anlamıyorum. Ben vatandaş olarak, bir Başbakan’ın böyle ciddiyetsiz davranmasını, üç sendikanın “Yeniçeri üslubuyla” baskısına alet olmasını  kabullenemedim…

MÜŞAVİR OLACAKLAR:
Geçen hafta, kendilerini atayanlar tarafından biri bir yıl içinde, diğeri 4 ayda görevden alınan Orman Dairesi Müdürü ile Eski Eserler Dairesi Müdürü’nün 17B mevkisine geri döndükleri savunması yapılıyor. Ancak Kamu Görevlileri Yasası, bu durumda olanların “müşavir” olacaklarını yazıyor. Yani, 18A değil de 17B çekecekler, ama eski görevlerine dönmeyecekler, müşavir olacaklar. Bu kadar açık…

CTP YİNE KULAĞINA MI YATACAK:
DPUG ile kurduğu koalisyon ortaklığında bir türlü beklenen performansı yakalayamayan ve ortağı ile sürekli sorunlar yaşayan CTP’nin son gelişmeler üzerine ne yapacağı merak ediliyor. Zamanında 12 vekilli ortağı ile yaptığı pazarlıklar sonucu 4 bakanlığı veren CTP’nin, vekil sayısı 7’ye düşen ortağıyla yeni bir değerlendirme yapma niyeti var mı, yoksa geçmişte olduğu gibi yine  kulağının üstüne yatıp, duymazdan gelmeyi mi tercih edecek, hep birlikte göreceğiz…
 
BÖYLE GELMİŞ; BÖYLE GİTMEZ:
Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türk siyasetçilerinin 40 yıldır bir şey yapmadığını, bu durumu da “böyle gelmiş, böyle gider” diye ifade ettiklerini ancak bu durumun böyle gidemeyeceğini kaydetmiş. Sayın Akıncı doğru demiş ama, 40 yıllık Kıbrıs Türk siyasetinin en az 30 yılında kendisinin de fiilen siyasetin içinde olduğunun farkındadır sanırım…

DAÜ SİYASETE TESLİM:
DAÜ VYK’nın vekaleten rektör vekili ataması için açılan yürütmeyi durdurma davalarını mahkeme salonuna gelerek, DAÜ-SEN ile DAÜ BİR-SEN saflarında sonuna kadar izleyen Sayın Rıza Çinkılıç sonunda mükafatını aldı…Verdiği hizmetler karşılığı Rıza Çinkılıç Genel Sekreter Yardımcısı görevine vekaleten atanmış…

ARTIŞ BEKLEMEYİN:
Bu yılki bütçe memura pek artış öngörmüyor. Arka kapıdan her gün kamuya yapılan istihdamların, yaratılan müşavirlerin paralarını ödeyebilmenin tek yolu, çalışana verilecek artıştan kısmaktır. Onun için sendikalar da boşuna artış için yollara dökülmesin…

 

ZİRVEDEKLER
Ertuğrul Hasipoğlu: Eski siyasetçilerden Hasipoğlu, “Bizim neslimiz gençliğini yaşamadı. Biz 1958,1964 ve 1970’li yıllarda bir savaş verdik. Mücadele sonucu bu devleti kurduk. Bizden sonra gelen nesillerin; gençlerin bu ülkeye sahip çıkması gerekiyor “dedi. Doğru diyorsunuz da, yıllardır ülkede yarattığımız çirkin siyaset yüzünden gençleri devletten soğutan siz siyasiler olmadınız mı Sayın Hasipoğlu..?

DİPTEKİLER
Siyasette Kirlilik: Siyaseti iki paralık edenler, siyaseti toplum için değil de kendi ikballeri için kullananlar, siyaset yapmanın tek yolunun koltuktan geçtiğine inananlar, aslında koltuk gidince bir hiç olduklarını görüyorlar. Kaybeden sadece onlar olsa, yüreğim yanmayacak ama, günün sonunda onlarla birlikte toplum da kaybediyor…