Haber’in başlığı şöyle; “ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Anastasiadis’e Türkiye’nin çözümde ısrarcı olduğu mesajı verdiği bildirildi”.
Siz bundan ne anlarsınız?
Türkiye’nin, bir anlaşmayı istediği konusunda ABD’yi ikna ettiğini değil mi? Teyid ediyor, doğruluyor.
Bence Biden’ın bu sözü bir yerlere mutlaka not edilmelidir ki, yarın bir gün karşımıza “uzlaşmaz tarafsınız” diye gelirlerse, yüzlerine vurulsun.
Her neyse… Durum bu olduğuna göre, çabaların yoğunlaştırılması gereken taraf, Güney Kıbrıs değil mi?
Bu kadar basit.
Özellikle Eroğlu döneminde, Rum tarafının bilinen parametrelerden en az 30 yıl geri gitmeye çalıştığını hep birlikte gördük.
Bırakın dönüşümlü başkanlığı, federasyonu bile tartışmaya başladılar.
Biden’ın sözlerini Rum basınına anlatan Anastasiadis’te yine aynı terane. “Amerikalılardan Türkiye’ye baskı yapmasını istedik” diyor. Ardından da Biden’ın kendisine, Türkiye’den, niyetini kanıtlayacak “bir şey” getirme sözü verdiğini ekliyor.
Son New York buluşmalarının arkasından benim gördüğüm manzara; her şey ortada olduğu halde, süreci hızlandırmak değil, biraz daha, biraz daha uzatmak.
ABD’nin de Güney’in de niyeti bu.
Gündüz rüyası görenlere duyurulur…
*****
Nemelazımcılık…
“Balık hafızalısınız, yapılanları çok çabuk unutursunuz” dediklerinde çok kızarız. Ama ne yazık ki, gerçekten balık hafızalı bir toplum olduk çıktık. Hem halk, hem siyasi partiler, hem de sivil toplum örgütleri olarak en büyük hastalığımız, tepkimizin günübirlik oluşu ve yapılanları, verilen sözleri bir gün sonra unutmamız…
Örneğin bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin verdiği sözleri, vaatleri ara sıra bile olsa hatırlayanınız var mı? Ya da bunların neden yerine getirilmediğini sorgulayan? Hayır, yok…
Bu konuda, son yıllarda bolca örnek yaşadık. Batık bankalar, KTHY, “uçacak” yeni havayolu, sosyal güvenlik sisteminin düzlüğe çıkarılması, özelleştirme-özerkleştirme yasaları, sayabileceğimiz yüzlerce örnekten sadece birkaçı…
2009 seçimlerinde UBP’nin tek başına iktidara gelir gelmez “hesap sormak ve usulsüzlükleri araştırmak için” kurduğu Başbakanlık Denetleme Kurulu ne oldu? Bugüne kadar hangi iddiayı denetleyip sonuca ulaştırdı, bileniniz var mı..? Ama yöneticileri, müsteşar maaşını almaya devam ediyor.
Ve bir başkası…Zamanında transfer karşılığı kurulduğu iddia edilen ve sözde Dış Türklerin sorunlarını çözmeye yönelik olduğu açıklanan “Dış Türkler Masası” ne oldu? Başkanlığına Ejder Aslanbaba’nın getirildiği kurumda, emrine verilen memurların yan ısıra, devlet kasasından ödenen ve iki günde harcanan 100 bin liranın akıbetiyle ilgili kim, ne biliyor..?
Anayasa’ya aykırı bir şekilde, tam 5 ay emeklinin maaşından kesilen paraların akıbetini bilen var mı peki..? Mahkeme kararına ve dönemin Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın yargıçların huzurunda verdiği “ödeyeceğim” sözüne rağmen, emeklilere hala daha ödenmeyen kesintilerin akıbetini merak eden kaç kişi kaldı…
Dünün muhalefeti, bugünün iktidarının, “Eğer bu yasa geçerse Meclis’i başlarına yıkarız” sözlerine ve sendikaların, “Israr eder, yasayı geçirirlerse günlerce sokaklarda eylem yaparız” demesine rağmen, geçtiği yetmezmiş gibi, hala yürürlükte olan yasalar… Ne o günün muhalefeti, Meclisi birilerinin başına yıktı, ne sendikalar günlerce sokaklarda eylem yaptı… Tam tersine, eylemciler de, siyasiler de ertesi günü hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ettiler…
Toplum olarak bu yaşadıklarımızdan dolayı birilerinden hiç hesap sorduk mu? Gelen ağam, giden paşam mantığıyla hep günü kurtarmaya çalışmadık mı..?
Kendimizi hayatın akışına teslim etmek ve, “nemelazımcılık” daha çok işimize geldiğindendir belki de tüm bu yaşadıklarımız…
YERİN KULAĞI VAR
İNANMAKLA HATA ETMİŞİZ:
Değirmenlik’te futbol oynayan Rum Vasiliu’nun başına gelmeyen kalmadı. Önce çalıştığı iş yerinde tacize uğrayan Vasiliu, ardından KOP’un “Çözüme kadar bu eylemler normal değil” açıklamasıyla şok yaşadı. Ve son olarak da Rum fanatikler tarafından evi basıldı. KOP ile KTFF arasındaki varılan mutabakata destek veren birisi olarak, bu son olayla birlikte herkes gibi ben de yeniden değerlendirme yapma gereğini duydum… Bu zihniyetle nasıl bir anlaşma yapacağız? Gerçekten düşünmek lazım…
HER OKULA BİR DİEGO:
Cezaevine uyuşturucu sokulmasını önleyemeyen devlet, çareyi narkotik detektör köpeği Diego’yu devreye sokmakta bulmuş. Cezaevini böylece hallettik de, sokaktakileri ne yapacağız? İlkokul sıralarına kadar giren uyuşturucu için, son çare olarak her okula bir diego mu yerleştirsek acaba? Nasıl olmasa devletin bu işi çözeceği yok gibi…
ÇÖZÜLÜYORUZ:
Hırsızlık, darp, tecavüz,cinayet, uyuşturucu…Ne oluyor Allah aşkına bize. Artık gazete okumaktan korkar olduk. Sayfalar bu haberlerle dolu. Bunca olay var ama, bakıyorum umursayan yok, resmen kabullendik. Toplum olarak umudumuzu çözüme bağladık, her şeyin çözümle düzeleceğine inanmaktan, etrafımızda yaşananları görmüyoruz. Halbuki çözüm diye diye, biz çözülüyoruz ama haberimiz yok…
HUZUR OPERASYONLARINA DEVAM:
Şu huzur operasyonları süreklilik kazansa keşke. Toplam 1310 araçtan, 352’si rapor edilmiş. Neredeyse her dört araçtan biri. 15 tanesi trafikten alıkonmuş. Memlekette trafik anarşisinin ne boyutta olduğunu gösteren tek bir günlük örnek. Kontroller sürekli olsa, bu insanlar kuralları bu kadar kolay ihlal edebilirler mi? Şimdiki gibi keyfi sokağa çıkabilirler mi? Hem kendilerinin, hem başkalarının hayatını tehlikeye atmak için bu kadar cesur olabilirler mi..?
BRUCELLA PARASI, KURAKLIK TAZMİNATINA: Brucella haberleri yine gün yüzüne çıktı. Aslında bu felaketin hiç yok olmadığını, önlenmediğini, brucellalı etleri yıllardır yediğimizi, sadece bizden gizlendiğini de Detay gazetesinin haberinden öğrendik. Bizzat Veteriner Dairesi Müdürü “denetleyemiyoruz” diyor. Bir de itirafta bulunuyor ki, evlere şenlik; AB’nin brucellayı yok etme projesi olarak verdiği para da, kuraklık tazminatına gitmiş. Aklıma geleni buraya yazsam, “Etik Kurulu” kınayacak. Her neyse, sizin de aynı şeyleri düşündüğünüzden eminim.
VEFA NEREDE:
DAÜ Rektörü Abdullah Öztoprak için hükümet “bitirme” kararı almış. Abdullah Öztorprak’ın yaptıkları ortada. DAÜ’nün nereden nereye geldiğini hepimiz gördük. Başbakan için söyleyecek sözüm yok ama, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın Öztoprak ailesiyle ilişkilerini bilmeyen yok. En kötü günlerinde ona destek veren aileye karşı, hiç mi vefa borcu yok? Şimdi birileriyle el ele verip, Öztoprak’ı bitirme operasyonuna destek vermesini anlamak inanın mümkün değil…
ZİRVEDEKİLER
Atletizm Federasyonu: 10 ülkeden 63 atlet, Federasyon’un düzenlediği Dr. Küçük Atletizm Şampiyonası’nda ambargoyu deldiler. Geçtiğimiz hafta ülkemizde Avrupa Ralli’sini gördük, bu kez de uluslararası nitelikli atletizm yarışlarını. Sporcularımız dereceye girememiş, ne önemi var, kendi dışımızda katıldığımız nadir organizasyonlardan biri bu. O ortamda yarışmak onları mutlu etmeye yetmiştir sanırım…
DİPTEKİLER
Orman Dairesi Müdürü: Orman Dairesi Müdürü Cemil Karzaoğlu, Kıbrıs Postası’na konuşmuş, “devlet memurları kaçak kesim yapıyor” diyor. Eee sizin işiniz ne? Bunları tespit edip takibini yaptırmak değil mi? Kaç tanesini şikayet ettiniz? Onu da söyleseydiniz… Ormanlarda digital kameralar varmış ama, Daire’nin teknik elemanı yokmuş, kullanılamıyormuş. Hey Allahım. Bir memura hizmet içi eğitim verdirmek de mi zor. Sorunları aşmak için inisiyatif kullanmayı akıl etmek yok. Sanki bulundukları yer şikayet makamı. Özrü kabahatinden büyük…
































