Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yargıyı rahat bırakalım…

Son günlerde sendikalar tarafından “Göç Yasası” olarak bilinen Kamu Çalışanlarının Aylık (Maaş-Ücret) ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasası ile ilgili çeşitli eylemler ve açıklamalar yapılmakta.
Öncelikle şunu söyleyelim, hükümetin “kaynak yaratması” durumunda bu yasa kapsamına giren kesime artış yapmasına hiç itirazımız yok. Ancak dün yazdığımız gibi, diğer kamu görevlilerin veya milletvekillerinin maaşlarından kesilerek bu kesime aktarılmasına itirazımız var. Doğrusu ilgili sendika başkanının bunu bir “kaynak yaratma” olarak nitelendirmesin popülist bir davranıştan öte bir anlamı yoktur. Kamu görevlilerini diğer kamu görevlilerine düşman etmek bu sorunu çözmez. Kaldı ki, belirli kamu görevlilerin maaşlarının önemli bir bölümü kesip, başka kamu görevlilerine aktarmanın da hukuken mümkün olmadığını bu sendikacıların bilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Kazanılmış haklara dokunulmaması Anayasal bir ilkedir. Üstelik, maaşlarının önemli bir bölümünü kesilmesini istedikleri bu kamu görevlilerinin de, bu maaşlarına güvenerek çeşitli yükümlülükler altına girdiklerini de unutmamak gerekir…
“Kaynak yaratmak”, başka kamu görevlilerinin maaşlarından kesin demekle olmaz. Bu sendikacıların, bütçeye artı bir değer sağlanacak yöntemleri de göstermesi gerekmektedir. Örneğin, kamu hizmetlerini de aksatmamak şartıyla ek mesailerin kaldırılması, vardiya usulüne geçilmesi düşünülebilir. Bu sadece bir örnek. Ondan kes, buna ver değil…
Diğer yandan, dün başka bir sendikacı da yeni seçilen Yüksek Mahkeme Başkanı Şafak Öneri’ye, bu yasanın Anayasa Mahkemesi’nde görüşüldüğü sırada ortaya koyduğu karşı görüşleri hatırlatıp, şimdi iptali için “katkı koymasını” talep ediyor…
Bu sendikacımızın görüşüne katılmak asla mümkün değil. Yargıçlar, ancak kararlarıyla konuşurlar ve Sn. Öneri de ilgili dava Anayasa Mahkemesi’nde görüşülürken kendi görüşünü belirtmiş, ancak yasa, 4’e karşı 1 oyla Anayasaya uygun bulunmuştur. Artık o noktadan itibaren azınlık görüşünün hiçbir önemi yoktur. Aynı yasanın, mahkeme tarafından yeniden denetlenmesi veya iptali de mümkün değildir. Böyle bir şey Anayasa’ya aykırıdır…
Yüksek Mahkeme Başkanlığı ise idari bir görevdir ve geçmişte bu konuda azınlık görüşü verdi diye bir başkanın bu yasayla ilgili yeni bir tasarrufta bulunması da söz konusu olamaz…
Eğer bu görüşü ortaya koyan sendikacımız, Yüksek Mahkeme Başkanı’nın “katkıda bulunması”ndan bahsederken, siyasiler nezdinde girişimde bulunmasını kastetmişse, bu çok daha korkunç…
Yargıyı lütfen rahat bırakalım. Eminim ki Sn. Öneri de gündelik siyasetin içine çekilmeyi arzu etmeyecektir. Bizim demokratik geleneklerimizde de bu yoktur…
Yasa hakkında bir karar verilecekse, bu siyasi bir karardır ve son noktayı da sadece siyasiler koyacaktır. Yargı, söyleyeceğini dava sonunda söylemişti…

YERİN KULAĞI VAR
ULAŞ GÖKÇE’NİN MÜKEMMEL TESPİTİ:

Gökçe, sol görüşlüdür. Ancak ideolojisi günümüzün gerçekleriyle çelişmeyen, bağnaz olmayan bir genç akademisyen… Önceki gün yazdığı bir makalede, bakın özetle ne diyor: “Kuzey Kıbrıs’ta bir grup sözde devrimci, özde tamamen gerici unsur var. Bu tiplerin eline küçük bir iktidar geçse insanları perişan ederler… Kıbrıs milliyetçisidirler. Türk milliyetçiliğinin düşmanıdırlar ama 19 yaşında bir ülkücünün sığlığında milliyetçilik yaparlar. Burunlarının önünü göremezler. Her milliyetçi gibi bilme üzerine değil, az bilme üzerine inşa edilmiştir dünyaları… Öztatminci-devrimcilerden Kıbrıslı Türklere bir yarar gelmez. Bize direnecek, proje üretecek, fikir üretecek, sokakta, akıllı, milliyetçilikten uzak, çağdaş insanlar gerek.” Durum bundan güzel anlatılamazdı…

DAHA BEKLEYİN:
Su konusunu defalarca yazdık, ama yazmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Hükümetin suyun yönetimi konusunda bir türlü karar alamaması, yasayı çıkartamaması, kimin işleteceğini belirleyememesi sadece bizim, değil herkesin dikkatini çekmiş durumda. Ferdi Sabit Soyer’in dediği gibi “Sanki bizim meselemiz değilmiş gibi bir durgunluk, bir yabancılık” yaşanmakta. Yahu su geldi gelecek, hala daha, “onun tepkisini almayalım, bunu gücendirmeyelim” diye bekler durursunuz. Şimdi projeye milyar lira harcayan Türkiye hükümeti ya da DSİ önünüze bir plan koyacak, yapmak zorunda kalacaksınız, ondan sonra da “Türkiye işimize müdahale ediyor” diye bağırınacaksınız. Bu mudur..?

HAKİKATEN GÜZEL HALLETMİŞ:
Hem Başbakan, hem de Başbakan Yardımcısı, CAS çalışanlarının sorunlarını halledecekleri sözünü vermişlerdi. Özellikle de Serdar Bey ta Türkiye’lere bile gitmişti. Gelişinde yaptığı açıklamalarla da, CAS çalışanlarının kahramanı olmuştu adeta. Ama bir baktık ki, kazın ayağı hiç de göründüğü gibi değilmiş. Evet hükümet sorunu halletmesine halletmişti ama karşılığında, “sefalet ücretine” çalışma şartıyla. Beğenenler buyursun gelsin…

İSMİNİ SÖYLEMEDİ AMA…:
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklerinin Nami ve Özersay’a olmayacağını çünkü, her ikisinin de tıpkı Eroğlu ve ekibi gibi Türk Dışişleri’nin belirlediği politikanın sözcüsü olduklarını söylemiş. Bu durumda geriye iki isim kalıyor. Biri Sibel Siber, diğeri Mustafa Akıncı. Sibel Hanım da olmayacağına göre, destekleyecekleri adayın kim olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek…

ONLARDAN FARKIMIZ:
İstanbul’da meydana gelen ve 10 işçinin ölümüyle sonuçlanan asansör kazası, hükümetin, muhalefetin ve STÖ’lerin gündeminden düşmüyor. Kaza yeri hemen her gün farklı eylemlere sahne oluyor. Aynı günlerde bizde de “ihmal” nedeniyle toprak altında kalarak can veren 19 yaşındaki genç işçiyi hatırlayacaksınız. Peki sonuç..? Bir iki bildiri, birkaç popülist açıklama ve olay unutuldu gitti. Şimdi anladınız mı bizim onlardan, daha doğrusu onların bizden farkını…

ŞİRİN GÖRÜNMEK İSTEDİ:
Kumarcılar Hanı’nın adının Hımarcılar Hanı diye değiştirilmesini talep eden Tanju Müezzinoğlu’nun niye bu ismi önerdiğini araştırdım. Hımar’ın kelime anlamı, kadınların “başlarını” örtmeleri ile yani örtünmekle ilgilidir. Tanju Müzezzinoğlu, “Kumarcılar Hanı’nın ismini Hımarcılar Hanı olarak değiştirilmesini isterken bunun ne manaya geldiğini bildiğinden eminim. Ancak orijinal bir ismi sırf, “kötü alışkanlığı” temsil ettiği gerekçesiyle değiştirilmesini isterken, o da son yılların modasına uymuş anlaşılan. Amacı bir yerlere şirin görünmekse, onu bilemiyorum…

ZİRVEDEKİLER
Rauf Ersenal: Projenin fikir babası Ersenal… Adı; 1.Uluslararası Akdeniz Pişmiş Toprak Sempozyumu… Dünyadan 41 seramik sanatçısı, 7-22 Eylül tarihleri arasında, Kıbrıs’ta yeraltından çıkarılan tarihi eserlerin, aynı tekniklerle birer kopyasını yapacaklar. Heykeller daha sonra köyde yapılacak müzede sergilenecek. Tanıtım budur, vizyon budur. Aslında ülkenin turizmini de sanatçılara havale etmek gerek. Düşünün, yaratıcılıklarıyla neler yapmazlar…

DİPTEKİLER
Girne Belediyesi: Sümer Aygın’ın yaptığı güzel işlerden biri, sokak hayvanlarına gösterdiği ilgiydi. Hayvanların aşıları yapılıyordu, caddelerde su ve yem kapları konmuştu. Dün dehşetle öğrendik ki, belediye bu kapları kaldırmış. Esnafın kendi koyduğu kaplara dahi izin vermiyormuş. Hayvanlar aç, susuz. Hayvan barınağı yaptıracağız diyen yeni belediye başkanı Nidai Güngördü, bu gidişle barınak yapılana kadar hepsini yok edecek…