Türkiye, son dönemde çocuklara karşı işlenen suçların artması karşısında infial içinde… Şimdi bu konuda işlenen suçların sürelerinin artırılması konusunda bir düzenlemeye gidiliyor…
Biz de geçen yıl, ucundan kıyısından bir düzenleme yapmıştık.
Ancak görünen o ki, caydırıcı olamamış… Her gün bu iğrenç suçlara yenileri ekleniyor…
Acaba hafifletici nedenlerden mi? Oysa Fasıl 154 Ceza Yasası’nın içinde müebbet hapis de var. Ancak yapılan araştırmalar, verilen cezaların yetersiz kaldığı bulgusuna ulaşıyor. İnsan Hakları Vakfı’nın yaptığı bir araştırmada, “Ne yazık ki gerek içerik bakımından gerekse de verilen cezalar bakımından bu maddeler çocuk istismar ve ihmalini önlemede yeterli değildir” deniyor.
Mesela 153. Maddenin ilk fıkrasına göre “On üç yaşından küçük bir kızla yasa dışı cinsi münasebette bulunan herhangi bir kişi müebbet hapis cezasını geçmeyen hapis cezası ile cezalandırılır” denirken, aynı maddenin 2. Fıkrası, “aynı suça teşebbüs eden kişi hafif bir suç işlemiş olur ve üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir” diyor…
Çocuk istismarı genel olarak, 4 ana dalda inceleniyor: Fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar, ihmal…
Şimdi şöyle bir geriye doğru bakın… Özellikle son bir kaç yıl içerisinde yargıya ve ardından basına yansıyan olayları hatırlayın. Kendi çocuğuna cinsel tacizde bulunan, öldüren, küçük kız çocuklarına tecavüz eden, okul önlerinde taciz yapan, çocuklarını ihmal edenlerle ilgili kaç vahşi olaya tanık olduk…
En son da markette ailesinin yanındaki çocuğa taciz… Akıl alır gibi değil.
Suçu işleyenin cezalandırılması olayın bir yönü. Ya mağdur olan çocukların durumu? Onlarda meydana gelen ruhsal hasarlar? Bunlar o çocukların gelişimini her açıdan olumsuz yönde etkiliyor.
Meclisimizde bu konulara duyarlı milletvekilleri var. Bu sorunu en ciddi şekilde ele alacak olanlar da, yine onlar diye düşünüyorum. Eşcinsellik konusunda gösterdikleri duyarlılığı bu konularda da göstermeliler.
Hem Ceza Yasası’nın yeniden gözden geçirilmesi, hem bu suçların önlenmesi, hem de istismara uğrayan çocukların rehabilitasyonu konusunda düzenlemelere acilen ihtiyaç var. Bu da aile, okul, hastane iş birliğinde, organize projeler gerektiriyor.
Hep birlikte bir duyarlılık yaratmak zorundayız. Lütfen daha fazla seyirci kalmayalım. İşler kötüye gidiyor. Toplumu bu kirlilikten kurtarmak hepimizin boynunun borcu…
YERİN KULAĞI VAR
TÖRE’YE YAKIŞIR:
Kıbrıs Time’ın haberine göre, DP-UG’den istifa ederek bağımsız kalan Zorlu Töre 16 Mayıs Cuma günü UBP’ye katılacakmış. Zorlu Töre’nin yeniden UBP rozeti takacağı gün, genel merkezde çok büyük bir tören de düzenlenecekmiş. Bence bu büyük transferin şanına yakışması için gündüz 21 pare top eşliğinde toplu kurban kesimi, akşam ise havai fişenk gösterisi yapılmalıdır. Nasıl olsa siyasetin yapılma sebebi bu onlara göre… Bir oraya, bir buraya…
BU İLK DEĞİL Kİ:
CTP-DP hükümeti döneminde işten durdurulan ve önceki gün eylem yapan 366 İnisiyatifi adına konuşan Sadık Gardiyanoğlu, Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti Ulusal Güçler Genel Başkanı Serdar Denktaş’ın, “Bu gençlerden bir kişi bile işten durdurulursa bu hükümetin sonu olur, hükümetten çekiliriz?” sözlerini de anımsattı. Denktaş daha önce’de çok sözler vermişti hatırlarsanız, “Birinci parti çıkmazsam istifa ederim, Başbakan olmazsam kabinede görev almam” diye. O sözleri ne kadar tutmuşsa, bunu da o kadar tutacak…
ÖZERSAY ADAY OLUR MU:
Hayırlısı ile 29 Haziran’daki yerel seçimleri atlatalım, ardından gündem Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlenecek. Herkes seçimleri Eroğlu mu, Talat mı kazanır diye tartışadursun, bir yerlerde bu ikili dışında başka senaryolar yazılıyor. Örneğin Cumhurbaşkanlığı’ndaki görevinden olaylı bir şekilde ayrılan, ancak daha sonra aynı göreve geri dönen Kudret Özersay faktörünü atlamamak gerek. Zaten kendisi de, “İhtimal dışı değil ama henüz kararımı vermedim” derken, hakkındaki iddiaları da doğrulamış olmuyor mu..?
HANGİ BAŞARIDAN BAHSEDELİM:
Sağlık Bakanlığı kendileriyle ilgili yargısız infaz yapıldığını öne sürerek, “Ne var ki, ülkemizde sağlık sektöründe başarılar neredeyse hiç konuşulmamakta, dünya ortalamalarına göre düşük olan ve istenmeden yaşanılan başarısızlıklar büyütülmektedir” yorumunda bulunmuş. Hangi başarıdan söz edelim acaba? Su baskını nedeniyle ölen insanlardan mı, yoksa ilaç olmadığı gerekçesiyle yapılamayan tedavilerden mi veya doktor, hemşire eksikliklerinden mi..? Yok eğer, göreviniz icabı yapmak zorunda olduklarınızı başarı diye kabul ediyorsanız, o başka bir şey…
ÖNEMLİ OLAN:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Gürpınar, “4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası” nedeniyle düzenlenen sempozyumda, yasaları uygulama bakımından çok geride olduğumuzu söyledi. Onlarca uygulanmayan veya takibi yapılmayan yasalar var. Yasa yapmak kolay, önemli olan yasaların uygulanmasını, denetimini sağlamak…
ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK:
Geçtiğimiz gün bir alışveriş merkezinde annesiyle birlikte iken 13 yaşındaki çocuğa tacizde bulunan ve 2 ay önce çalışmak için KKTC’ye gelen zanlı, “Çok sarhoştum. Böyle bir suç işlediğim için utanıyorum” demiş. Hani bir söz var, “özrü kabahatinden büyük” diye. Bu da aynen öyle…
KRİTİK AMA KİMSENİN UMURUNDA DEĞİL: Özersay görüşmelerde kritik bir aşamaya girildiğini söylüyor. Dünyanın da bir ölçüde ilgisi seziliyor. Ancak halkın genelinin bu “kritik” duruma ilgisi yok. Nasıl olsun ki, aynı safta olanlar bile başka başka tellerden çaldıklarına göre… İnsanlar söylenenlere inanmıyor bir kere…
ZİRVEDEKİLER
Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu: Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hacısalihoğlu, Lefkoşa’da verdiği konferansta “Ne kadar güçlü olduğunuz önemli değil, ne kadar güçlü olduğunuzu pazarlamanız önemlidir ve ayrıca neyin olduğundan ziyade neyin doğru olarak algılatıldığı önemlidir. Büyük yalanların içine serpiştirilmiş küçük doğrular bu amaç için çok işlevseldir” dedi. Hoca bunları uluslararası ilişkiler açısından söylemiş. Ama sanki de bizim iç politika kurnazlarını tarif etmiş. Bunca yıl, her türlü yanlışlarına rağmen yine, yeniden seçilmenin püf noktasını öyle iyi biliyorlar ki…
DİPTEKİLER
Dipkarpaz’da Görünmeyen Tehlike: Dipkarpaz’da önceki gün Lefteris Elefteris isimli Rum’a ait ambar kundaklanmış, 600 adet balya yanmış. Bu Lefteris’in başına gelen ilk olay değilmiş. Daha önce de kamyonu, evi, traktörü yakılmaya çalışılmış. Belli ki, olay göründüğü kadar basit değil. Ya birileriyle sorunu var ya da birileri provokasyonla bezdirme metodu uyguluyor. Benzer bir şekilde sürekli saldırıya maruz kalması, geçmişteki olayların yeteri kadar takip edilmediğini, aydınlatılmadığını gösteriyor. KKTC sınırları içinde yaşayan bir avuç insan bunlar. Ancak eğer saldırılar organize ise, yaratacağı etki tahminlerin ötesinde olacak. Polisin biraz daha duyarlı olması gerekmez miydi..?
































