Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sağın birinci partisi kim..?

Bu yazıyı kaleme aldığım sıralarda UBP ile DP-UG arasında yerel seçimlere yönelik işbirliğinin olup olmayacağı henüz belli olmamıştı. İşin gerçeği, her iki tarafın da aslında bu işbirliğine pek sıcak bakmadığıdır. Biraz da zorunluluktan, daha doğrusu UBP ve özellikle de DP’nin UG kanadının ısrarları işbirliği konusunu bu kadar ileri taşımıştır… Olası bir güç birliğinin artı ve eksilerini 3 temel noktada irdelemek gerekir diye düşünüyorum…
Birincisi DPUG bu işbirliğine ne kadar yakın durmalı? Seçimlerden sonra ortaya çıkan siyasi tabloda, yıllarca her türlü zorluğa rağmen DP’den ayrılmayanların,  verdikleri bu mücadelenin meyvelerini toplayacakları bir dönemde, birilerinin bu emellerine “ortak” çıkması pek de kabul görmedi. Seçimlerde arkalarına aldıkları rüzgarın ve iktidar olmanın etkisiyle ilk kez yakaladıkları bu fırsatı birileriyle paylaşmak, onlara koltuk değneği olmak istememekteler haklı olarak… Son seçimlerde kazandıkları 4 belediye başkanlığı ile girecekleri bu seçimlerde sayılarını ikiye, hatta üçe katlama fırsatı varken niye böyle bir işbirliğine gitsinler ki..? Bir başka önemli neden ise, Haziran ayında yapılacak yerel seçimlerde alacakları oylar ile “sağın birinci partisi olma” şansları var iken…
Bu güç birliği konusunda gerekçeler UBP için tam tersi. Son seçimlerde aldıkları hezimetin bir benzerini yerel seçimlerde de alma ihtimali oldukça yüksek. Partide henüz huzur sağlanmamış. Başkan ile örgütler arasında kopukluk sürüyor. Ve en önemlisi partide seçimleri finanse edecek maddi kaynak çok kısıtlı. Böyle bir ortamda başarısızlığın kaçınılmaz olduğunu görenler, DPUG ile güç birliğine gitme fikrine sıcak bakıyorlar. Zaten belli bir süredir UBP’den kayıp DP-UG’ye giden tabanın, olası bir seçim yenilgisiyle birlikte daha da artacağı endişesini taşıyorlar. Bu şartlarda mevcut 13 belediye sayısını artırmayı bırakın, korumakta bile zorlanacakları aşikar. Tabanın moralini bozmaktansa, kimin ne oy aldığı belli olmayan bir güç birliğinin UBP’nin işine geleceği çok net…
Yerel seçimlere ortak adayla girme konusuna etki edebilecek bir diğer faktör ise Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun tavrı olacaktır. Son genel seçimlerdeki etkisini bildiğimiz Eroğlu’nun, bu “dayanışmadan” elde edeceği faydanın ne olacağı konusudur. Bu güç birliğinin getireceği dinamizm ve oy oranı, Eroğlu’nun 2015 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde önemli bir “yoklama” olacaktır. İki partinin belediyelerde alacakları oy oranı, ya Derviş beyi rahatlatacak, ya da tam tersi olacaktır. Birleşmeye rağmen alınacak oylarda yaşanacak olası bir hayal kırıklığı, 2015 seçimleri için Eroğlu aleyhine bir deneme olacaktır. İşte bu güç birliğinde Derviş Bey’i ilgilendiren, adayların kim olacağından çok, alacakları oy oranıdır. Çünkü o oylar, Derviş beyin Cumhurbaşkanı adaylığındaki gücünü de belirleyecektir…
Dedim ya, bu yazıyı yazarken iki parti güç birliği konusunda henüz kararlarını açıklamış değillerdi. Ancak karar ne olursa olsun, olumlu veya olumsuz, karar bu üç temel nokta çerçevesinde şekillenecektir…   

 

Sistem böyle düzelir…
Türkiye’deki Dershaneler Yasası büyük tepkilere rağmen geçti. Yasanın eleştirilecek birçok yönü olabilir. Ancak benim dikkatimi bir tek madde çekti. O da şu; bu yeni yasayla atanan öğretmenler bir kere başlangıçta ÖSYM’nin yaptığı sınavla geçici olarak atanacaklar. En az bir yıl çalıştıktan sonra da “performans değerlendirmesine” göre yeniden sınava tabi tutulacaklar. Üst üste iki sınavı geçemeyenin memuriyetle ilişiği kesilecek…
Şimdi buna tabii bizdeki sendikalar tepki gösterecekler. Her yerde bir müktesep haktır gidiyor. Şartlar değişmiş, istihdam bekleyen nüfusun sayısı eskisi gibi değil. Ekmek aslanın ağzında… Nitelik dereceleri eskisi gibi ortalama değil. Dünyanın en iyi üniversitelerinden mezunlar var. O halde başarılıyla, başarısızı ayırt etmek, başarısız olanı ta başından sistemin dışına itmek zorunluluğu var.
Bugün artık dünyanın kabul ettiği bir performans sistemi ve başarı kriteri var. Sadece şirketler değil, kamu yönetiminde de, eski sicil uygulamalarının yerini performans değerlendirmeleri aldı. Bizde de Ferdi Sabit Soyer’in döneminde başlatılan bir uygulama bu. Ama adam gibi bir ceza ya da ödüllendirmesi yok. Böyle bir düzenlemeyle, partizanlığa imkan verilebilir mi? Söyler misiniz, böyle bir sistemin sadece öğretmenler için değil de, tüm kamu çalışanları için geçerli hale gelmesinin faydası mı var, zararı mı..?
Artık nitelikli, niteliksiz bakılmadan devlete doldurulan insanlar fasariyasından kurtulmanın zamanıdır. Özellikle de birkaç yıldır yaşanan rezaletlerden sonra.

 

YERİN KULAĞI VAR

NE ADA’YMIŞ BE:
Kıbrıs’ta soruna çözüm çabaları sürerken, bizim dışımızda herkes kendince bir senaryo yazıyor. Bu kez mutlaka bir anlaşma olacağını söyleyenler ve tam tersine “boşuna heveslenmeyin” diyenler… Olası bir anlaşmada Türk’lerin karlı çıkacağını söyleyenler kadar, Girit örneğinde olduğu gibi asimile olacağımızı söyleyenler de var. Sizin anlayacağınız dünyanın gözü üzerimizde, herkes ucundan tutmaya çalışıyor. Öyle görünüyor ki kıymetini bir tek bizler bilememişiz…

NE KADAR VERGİ VERDİ: 
Havadis gazetesinin dünkü sür manşetinde YDÜ Kurucu Rektörü Suat Günsel’in servetinin, geçen yıla oranla 100 milyon artarak, 1 milyar 200 milyon dolara çıktığını yazıyor. Allah artırsın, Allah sağlıkla harcamasını nasip etsin ancak, bu servete rağmen sayın Günsel’in ülkesine ne kadar vergi verdiğini bilen veya duyan var mı…?

HER YERDE KAVGA:
Öyle bir toplum olduk ki, kavga etmeden duramıyoruz. Sorunlarımızı medeni insanlar gibi konuşarak, uzlaşarak halletmek yerine kavgayı tercih ediyoruz. Parti seçimleri, sendika, dernek seçimlerine bakın, kavgasız bir tane bulamazsınız. Son örnek ise Müteahhitler Birliği seçimlerinde yaşandı. Neyi pay edemiyorlar, başkanın “O” veya “Bu” olması neyi değiştirir anlayamıyorum…

KEŞKE HERGÜN SEÇİM OLSA:
Tüm belediyelerimizde hummalı bir çalışma var son günlerde. Yollar süpürülüyor, çukurlar yamalanıyor, yeni asfaltlar dökülüyor. Görmeye pek alışık olmadığımız başkanlar, sokak sokak dolaşıp etrafa gülücükler saçıyor. Dört yıl elini kıpırdatmayanlara bugünlerde bir çalışma hevesi geldi ki sormayın. Ah bu seçimin gözü kör olsun. Vatandaşa hizmet etmek için ille de seçim mi olması lazım..?

BENCE KOZ:
Güney’deki hükümet krizi Anastasiadis’in elini güçlendirir deniyor. Öyle mi acaba? Bence tam tersi… “Bakın, halkımın çoğunluğu müzakerelere temkinli. Oldubittiye karşı çıkıyor” diyerek zamana oynamak için büyük bir koz elde etmiş durumda. Hatta koalisyon bozuluyor, kimseden tık yok…

ARTIK KAYITSIZ ARAÇTAN SÖZ EDİLMEMELİ:
Sigorta Sisteminde yeni yapılan düzenlemenin, sigorta şirketlerinin çalışmaları ya da trafik kazalarının azaltılmasıyla ilgili getirileri olduğu muhakkak. Ancak sistemdeki kaçağın kolayca tespit edilecek olması bence hepsinden önemli.  Sigorta şirketlerinin oluşturduğu Trafik Bilgi Merkezi Sistemi’nde seyrüsefer ve ehliyet yenilemeleri de bulunuyor. Artık Maliye, bizzat kendisi takibini masa başında yapabilecek. Böylece, Sigorta ve Reasürans Şirketler Birliği Başkanı Ülker Fahri’nin de işaret ettiği gibi polis artık evrak kontrolü yerine, daha çok devriye yapma imkanı bulacak…

 

ZİRVEDEKİLER
Yeni Sigorta Yasası: KKTC’de araç sigorta sisteminde köklü değişiklik, uygulamaya girdi. Yürürlüğe giren yeni sistemle iyi sürücüye indirim, kötü sürücüye yüksek prim uygulanacak. Buna göre, kaza yapmayan sürücüler, kaza yapan ve yüksek risk sınıfında yer alan sürücülerden ayrı değerlendirilerek indirimli tarifeden sigorta yaptıracak. Dünyalı olmak böyle bir şey olsa gerek…

DİPTEKİLER
Merkezi Cezaevi: Kapasitesinin çok üstünde mahkum barındıran cezaevinin yetersizliği ABD’nin bu yılki İnsan Hakları Raporu’nda önemli bir yer tutuyor. 291 kişi kapasiteli Cezaevinde, raporun yazıldığı 30 Eylül itibarıyla yatak sayısının 452’ye çıkarıldığı, çocuklarla yetişkinlerin, tutuklularla mahkumların ayrılmadığı, yeterli sağlık hizmeti, tam zamanlı doktor bulunmadığı,  uyuşturucu bağımlılarının rehabilitasyonunun yapılmadığı, güvenlik sorunu bulunduğu, mahkumların gardiyanlarca işkenceye tabi tutuldukları gibi hususlar yer alıyor…