Sadece bir günde tarımla ilgili birçok haber, bir çok şikayet…
Bir kısım çiftçi, 2013 kuraklık tazminatlarının adil ödenmediğini söylüyor. Aslında tam bir ihbar…
Toprak Ürünleri Kurumu’nun sattığı tohumlar yeşermemiş. Dolayısıyla verim şimdiden büyük ölçüde düşmüş.
Geçen yıl plansız, programsız saman balya ihracı yapıldığından, hayvanlar açlık sınırında, ölümler başlamış. Bunun sonucu da süt verimi düşmeye başlamış…
Tarım ürünleri ithalatında fon sorunu var, kredi maliyetlerinin yüksekliğinden şikayet var, mazot ve elektrikteki artışlar girdi maliyetlerini olumsuz ölçüde etkilemiş.
Tarım Sigorta Fonu’nun doğru kullanılmadığından şikayet var, bulaşıcı hastalıklar artmış, devletin kaynak ayırmamasından şikayet var. Un üreticileri, hem un ithalini, hem buğdaydaki fonu protesto ediyor, hükümete işten çıkartma yapacakları konusunda göz dağı veriyorlar.
Bunlar bizim basında gördüklerimiz, daha kim bilir neler var…
Oysa her dönem hükümet programlarında, tarım konusunda da ne süslü laflar vardır. Sadece iki örnek; mukayese edilebilsin diye;
2004 CTP-DP Hükümeti tarım politikasını AB ölçütlerinde bir yeniden yapılandırmaya dayandırmış. Malum o günlerde konu “çözüm ve AB olduğundan, çözümler de AB’ye ihale edilmiş, detay bile verilmemiş. Ama hedefler büyük, çağdaş bir tarım politikası geliştirilmesinden, tarım sigortasının gözden geçirilmesine, uluslararası piyasalarda rekabet etmeye, hatta Kooperatif Merkez Bankası’nın gerçek sahiplerine iadesine kadar hedefler konmuş. Ne ilginçtir ki, 2013 CTP-DP hükümet programı da sanki bunun tıpatıp kopyası.
Geçelim 2009 UBP hükümet programına… Onlar da en beylik lafı kullanmış, “yeniden yapılandırma” demişler. Başka, Tarım Master Planı demişler, aradan 4 yıl geçmiş İrsen Küçük “İnşallah 2014’te” demiş… 2014’e gelmişiz, ortada ne İrsen Küçük var, ne Master Plan… Bu plansızlık ortamında Türkiye’den su neredeyse adaya ulaşmak üzere… Tam 3 sayfa, tarım konusu işlenmiş. Tek tek baktım, bugün dile getirilen sorunların tümü “çözülecek-iyileştirilecek”ler arasında. Konan hedeflerin hiç biri gerçekleşmemiş…
Bu sorunlar için bugünün Tarım Bakanı’nı suçlamak haksızlık olur. Ama bugüne kadar gelmiş geçmiş hükümetlerin tümünü suçlarsak, kimse ellerini yıkayamaz. Yüzyılardır bu adada kuraklıktan başka ciddi bir sorunu olmayan tarım sektörünün, teknoloji ve bilgi birikimiyle gelişmesi gerekirken, aksine yeni yeni bin bir türlü derdi türemiş. Beceriksizlikten mi? Hayır kesinlikle değil. Sadece umursuzluktan ve partizanlıktan. Sorunların çözülmesi bir yana, dağ gibi artması, her yıl tekrar tekrar gündeme gelmesinin ciddi sebeplerinden biri umursamazlıksa, diğeri de, maalesef yine siyasi rant olayı. Yani, devletin imkanları sektörün tümünün sorunlarını çözmek için kullanılmamış, oy karşılığında birilerine dağıtmak tercih edilmiş. Tarımsal kurumlar da aynı şekilde “arpalık” olarak görülmüş. Bu noktada, kimse kusura bakmasın ama, karşılıklı bir alış veriş durumu olmuş. Sonuçta da en can alıcı bir sektör, 40 yılda ilerleyeceğine geri gitmiş. Daha açık yazmaya gerek yok, herkes ne olduğunu biliyor…
YERİN KULAĞI VAR
KATIR MI, KIRK SATIR MI:
Hükümetin sessiz sedasız Türkiye ile mutabakat metni imzalaması, muhalefetin eline iyi bir koz verdi. UBP Genel Sekreteri Sunat Atun, Başbakan Yorgancıoğlu’nun kredi ve hibe yardımlarını kullanabilmek adına mutabakat metni imzaladığını, ancak bunun hükümetin iddia ettiği gibi yeni bir mutbakat olmadığını ve mevcut pakette yer alan hiçbir maddenin de değiştirilmediğini iddia etti…
HANGİ SİYASİNİN OĞLU:
Lefkoşa’daki eski Astro, şimdiki Lemar’ın altında açılan ve basında da yer alan, “Stantoto Betting” ofisin, önemli bir siyasetçimizin oğlu tarafından işletildiği iddia ediliyor. Yine iddiaya göre söz konusu bet ofislerin 2-3 ay içerisinde açılacak olan yeni 3-4 şubesi daha varmış. Boşuna dememişler bal tutan parmağını yalar diye…
ÇEVİR DE KAZ YANDI:
Türkiye ile imzalanan ekonomik protokolle ilgili olarak söylenenlerin daha mürekkebi bile kurumadan, mevcut hükümet söz konusu paketle ilgili olarak, Türkiye ile yeni bir mutabakat metnine imza atmış. Hazırlanan mutabakat metniyle ekonomiyi tetikleyecek acil önlemlerin alınacağı söyleyen CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk, “ek protokolde iyi olan bir diğer şey de, bunu bizim yapıyor olmamızdır” demiş. Keşke ilk günden bunu yapsaydınız da ne siz, ne de toplum bu tartışmaları yaşamasaydı…
KİM BU ŞİRKET:
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı 3 aydır dıştan bir şirketten hizmet alımı yapıyormuş. Önce kızının, Çevre Bakanlığı Bakanlık Müdürlüğüne atanması ile tepki toplayan Ahmet Kaşif’in, dıştan ücret karşılığı hizmet alımı yaptığı şirketle, yakın dostluk ilişkisi içerisinde olması kafalarda soru işareti oluşmasına neden oldu. Devlette var olan onlarca uzmana rağmen dıştan hizmet alımı yapmak, aslında birilerine menfaat sağlamak değil mi? Öncelikli hedefi tasarruf olan hükümetin, dıştan hizmet alımı adı altında bir şirkete para ödemesi ve Sayın Bakan’ın bu şirketle ilişkisi kamuoyunda çeşitli dedikodulara neden oluyor…
SERBEST LİMANDA 25 BİN DOLARLIK RANT:
Bir gemi şirketi ve bir acente. Türkiye’nin çeşitli limanlarını gezip yük toplayan ve bu yüzden tercih edilen bir gemi, her ay yaklaşık 500 konteyneri KKTC’de faaliyet gösteren bir acenteyle anlaşmalı olarak Serbest Limana indiriyor ve çıkışı buradan veriyor. Böylece orada faaliyet gösteren acente her ay havadan 25 bin dolar kazanıyor. Buraya indirilen konteynerlerin her birinin tekrardan yüklenmesi için ise bir şirkete konteyner başına 50 dolar ödeniyormuş. Benim anlamadığım, serbest liman KKTC için 3. ülke konumundadır ve reeksport yapmak içindir. Serbest limana inen mal nasıl oluyor da ülkeye giriyor?
AL GÜLÜM VER GÜLÜM:
Hakkındaki türlü iddialara rağmen Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarlığına atanan Sevgi Değgin’in bu göreve atanmasının altında, Bakan Mustafa Arabacığlu ile birinci derece akraba olmalarının bulunduğu iddia ediliyor. Meğerse Bakan Arabacıoğlu, Sevgi Değin’in dayısı oluyormuş. Değgin bu iş için uygun birisi olabilir, ona bir sözümüz yok ama, böylesi bir akrabalık ilişkisi bulunan birisinin atanmasında türlü dedikoduların konuşulacağını bile bile, ben olsam onay vermezdim…
ZİRVEDEKİLER
Rauf Raif Denktaş: Siyasi duruşunu, fikirlerini ve hatta savunduğu bazı düşünceleri beğenmeye bilirsiniz ancak, Kıbrıs Türkü’nün özgürlük tarihine damga vuran Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın mücadele ruhu ve kararlılığına sadece bizler değil, dünya saygı duymuştur. Bugün onun ikinci ölüm yıldönümü. Bir anıt mezarını yapmaktan aciz bile olsak, yine de saygı ve hasretle anıyoruz…
DİPTEKİLER
Mehmet Göksoy: Bir değil, iki değil. Adam bu işi adet haline getirdi. Cennet hurması olayında mahkemenin verdiği kararın mürekkebi kurumadan, aynı kişi ve aynı ürünle ilgili yeni bir sansasyon… Kusura bakmasınlar ama, verilen ceza caydırıcı değil, teşvik edici olursa, üstüne parayı basıp dışarıya salıverilirse olacağı budur. Kimse kalkıp da Göksoy’u suçlamasın. Ne yazık ki, sistem onun lehine… Sahi neydi o sertifika konusu? Hala bakanlıktan açıklama bekliyoruz. Niye bu hurmaların sertifikası yok?
Ulukışla’da yaşanan dolu felaketinin üzerinden iki hafta geçti. Ancak evleri, arabaları eşyaları zarar gören vatandaşlara hala hiçbir yardım yapılmadı
































