Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Quo vadimus”…

Bugün günlerden Raif… Sevgili dostum; toplumsal sorumluluğunu, insan sevgisini, inançlarını, kararlılığını, dürüstlüğünü, yurtseverliğini bire bir paylaştığım ve birlikte yürümüş olmaktan her zaman gurur duyduğum yol arkadaşımı, bundan tam 28 yıl önce kaybettik…
Herkesin kendine göre bir Raif’i vardı. Birilerinin oğlu, birilerinin kardeşi, birilerinin yol arkadaşı. Ama Raif aslında, bu toplumun tümünün geleceği için bir ışıktı. O ışığın sönmesiyle toplum olarak öyle çok şey kaybettik ki… Nur içinde yatsın…
Bugün sayfamı onun 5 Kasım 1982’de Arayış Gazetesi’nde yazdığı “Quo Vadimus” (Nereye gidiyoruz) başlıklı yazısından bir özete ayırıyorum. Yazı, Raif’in bir grup arkadaşıyla birlikte kurduğu Yurtsever Aydınlar Birliği isimli sivil toplum örgütünün kuruluş günlerine denk geliyor. Zaten Arayış da o örgütün yayın organı. Okuduktan sonra, bugün hala siyaset dünyamızın muzdarip olduğu çarpık popülist, partizan anlayışın temellerinin nasıl atıldığını bulacaksınız…
Quo Vadimus (Nereye gidiyoruz) diyor Raif.  31 yıl sonra, maalesef O’nun korktuğu yere gelmişiz. Ne yazık…  
“Çok partili politika yaşamın genelde geri bıraktırılmış ülkelerde ve özelde bizde, mazisi oldukça yenidir. Ya demokrasinin yeniliğinden (dolayısıyla yeterince özümsenmemesinden), ya geri bıraktırılmışlığımızdan (dolayısıyla ekonomik yönden dışa bağımlılıktan) ya da her iki nedenden birden çok partili politik yaşam, bizde ve benzer uluslarda dünyayla uçurumlar yaratacak bir görünüm arz etmektedir.
…Demokrasiyi gerçekten özümlemesine fırsat verilmeyen toplumların bireyleri, kendini, katmanlar arasındaki ekonomik uçurumlardan faydalanan siyasilerin ağına düşmekten koruyacak bilinç düzeyinde değildir. Gerçekte bu düzeye ulaşması, ister sağda, ister solda olsun, politikacıların pek arzuladıkları veya amaçladıkları bir husus değildir. Oysa ulusal varlık, ulusal bütünlük kadar gereklidir ve demokrasi her şey olmakla birlikte belki de yalnızca fertleri brbirine düşman etmemeyi amaçlayan bir uzlaşma rejimidir.
Bugünkü Devlet Başkanı’nın çağrısı ile kurulan Ulusal Birlik Partisi, 1976 seçimlerinde otuz milletvekili kazanmış, ilk beş yıllık icraatı sonucu, kendini kuran Başkan’a neredeyse seçimi kaybettirmeye varan bir kötü gidişin sembolü olabilmiştir… 1981 seçimleri ise, UBP’ye ancak 18 milletvekili getirebilmiştir. Beş yılda verilen bu kayıpların nedenleri çok çeşitli olmakla birlikte, demokrasiye gerek parti içinde, gerekse devlet yönetiminde yer vermemiş olmanın büyük payı olsa gerek….
UBP’nin süratle kötüye gidişini sağlayan yalnızca kötü icraatıyla, ganimet tüketimi değildi… Zaman zaman UBP içerisinde bir kesimce gençliğin gücü kabul edilmiş gibi olmuşsa da, tercihler, belirli kültür düzeyine ulaşanlar yerine, öğrenimini tamamlayamamış, işsiz ve belli bir kesime doğru olmuş, 1981’deki seçimlerde “oy”undan başka bir etkinliği olmayan kişilerle seçim garantisi sağlanmaya çalışılmıştır… Kendini yenileyemeyen UBP, kişilerin en doğal hakkı olan iş olanağını, sırf şirin görünmek amacı ile, plansız ve programsız bir şekilde belirli kesimlerden olan kişilere sağlarken, iktidarındaki gaflarından birini daha işlemiş, bu plansız icraatla bütçeye külfet yüklerken, yarattığı gizli işsizler ordusu ile devlet kurumlarına laçkalığı getirmiş, gereksiz istihdamlarla alınan memurların zaten boş olan vakitlerini, politika yaparak geçirmelerine neden olmuştur…
Çoban-sürü dengesinin bozulmamasına olağanüstü gayret sarf eden UBP üst kademe yöneticileri, kendi tabanlarını aldatıcı bir takım çıkışlarla meftayı canlı göstermeyi başarmışlar, böylelikle dağılma gösteren tabanı yerinde saydırabilmişlerdir…”

 

YERİN KULAĞI VAR

LTB AYAĞINA KURŞUN SIKIYOR:
Yıllardır maaş bile ödemekte zorlanan, çeşitli dönemlerde yapılan istihdamlarla şişirilen LTB, yine popülizme kurban edildi. Yeni toplu sözleşme ile belediyede geçici olarak çalışan 112 işçi kadrolanıyor, çalışanlara ayda 500 lira “aile yardımı” yapılması da öngörülüyor. Sorunlar yumağına dönmüş bir belediyenin tüm çalışanlarıyla bazı fedakarlıkta bulunması daha doğru olmaz mıydı? Sokaklar köstebek yuvasına dönmüş, etraf pislikten geçilmiyor ama, sırf yaklaşan seçimler uğruna popülizm sınır tanımıyor…

VİCDAN MUHASEBESİ:
UBP kurultayı döneminde işe alınan 366 kişinin işten durdurulması ortakların arasını açtı. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, hükümetin DP kanadı söz konusu kişilerin işten durdurulmalarına karşı çıkıyor. Bu durumun hükümet içerisinde yarattığı kriz daha vahim sonuçlar doğurur mu bilemeyiz ama, unutmayın ki kırılan yeniden tamir edilse bile, eskisi gibi olmaz…

SORUN İDEOLOJİKSE:
CTP milletvekili Asım Akansoy, kurultay döneminde aday çıkmasının nedeni olarak, “dışlanma ve iletişim eksikliği”ni göstermişti. Ancak görüyoruz ki şimdi de partideki temel sorunun iletişimsizlik değil, ideolojik kırılma olduğunu idrak etmiş. İletişim eksikliği giderilir ama, sorun eğer ideolojik bir ayrışmaysa, işte o zaman durum vahim demektir…

BU İŞTE BİR İŞ VAR:
Ülkemizde gençler iş bulamamaktan şikayet ederken, şirketler de personel bulamamaktan yakınıyor. Sizin anlayacağınız neredeyse işsiz sayısı kadar,  münhal olduğu iddia ediliyor. Peki bu işsiz insanlar niye boşta oturuyorlar acaba? Bir yerlerde bir yanlış var mutlaka…  Hep söylediğimiz şey, özel sektörün hiç bir denetime tabi olmayan özgür kuralları: Düşük maaş, aşırı çalışma saatleri, iş güvencesi ya da en azından sözleşme zorunluluğu olmaması…

HALA NET AÇIKLAMA YOK:
Hem Başbakan, hem Maliye Bakanı 13. maaşların en geç cuma gününe kadar ödeneceğini açıklamışlardı hatırlarsanız. Ancak bugün günlerden Perşembe ve hala daha bu konuda hükümetten tık yok. Hade 13. maaşları ödediniz diyelim, normal maaşlarla ilgili, ne gün ödeneceği konusunda tarih verebilir misiniz..? Üstelik de ayın 1’inden önce maaşların ödenmesi zorunluluğu var. Arada KTHY çalışanlarına ödemeyi taahhüt ettiğiniz yaklaşık 10 milyonluk ödemeyi de unutmadınız umarım…

KİM DENETLİYOR:
Tüm yerleşim birimlerinde en işlek caddelerde boy gösteren bet ofislerin casino gibi çalıştığını ve iddia dışında bazı kumar oyunlarının oynandığını belgeledi Kudret Özersay. İçeride ne olup bittiğinin görünmesini engellemek için, dev panolarla dışa kapatılan bet ofislerin içinde kimler ne yapıyor kim bilebilir? Bu yerleri kimler, hangi sıklıkla denetliyor, duyan var mı? Gece kulüplerine yapılan baskınlar sık sık polis bültenlerinde yer alırken, bet ofislerin denetimiyle ilgili bir haber gören var mı yıllardır..?

ZİRVEDEKİLER

Alev Şensoy: Lefkoşa Türk Belediyesi’nin başkanıyla aynı partiden bir Meclis üyesi…  Parmağının ya da partisinin arkasına saklanmadan gerçekleri söylüyor ve “Mali gerçeklerle bağdaşmayan” bir toplu sözleşmeye imza atmayacağını ilan ediyor. Şensoy, “Sendika da ‘sendikalizmin’ kurbanı oluyor, çünkü gerçeklerle uyuşmayan taleplerin realize olmaması sürpriz olmaz” diyor… Cesaretine ve sorumluluk duygusuna bravo…

DİPTEKİLER
Eli Boş Dönen Bakan Bakırcı: Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Hamit Bakırcı, AKSA’ya 11 Eylül’de bir ziyaret yapmış, filtre konusunda şirkete 1 ay süre verdiklerini, önce şirketin sözünü tutmasını bekleyeceklerini, sonra da gereğini yapacaklarını söylemişti. Önceki gün bir ziyaret daha gerçekleştirdi ve şirketten “Çalışmalar bir yıl sürer” yanıtı alarak geri döndü. Herkesin bildiğini şirket de biliyor; sen devlet olarak kendi santraline filtre takmazken, üstelik de sözleşmende “filtre takmazsa ceza öder” diye bir madde varken, şirket ne düşünsün ki… Bakan Bakırcı, sonuçta AKSA’dan yine eli boş döndü…