Kıbrıs’taki iki halkı çözüm için teşvik etmek bu konuda sürekli açıklamalar yapmak başkadır, çözümü sağlayacak politik girişimlerde bulunmak başkadır. Hatta “taraflar üzerinde baskı uygulamak” da başkadır…
Gerçekte bu konuda Kıbrıs sorunu ile ilgili ülkelerin bugüne kadar “çözümü destekliyoruz” deyişlerinden öte somut olarak görebildiğimiz önemli katkıları olmadı. Bildiğimiz kadarı ile AB adadaki STÖ’lerinin çözüme ilişkin örgütlü çalışmalarını desteklemek için 30 milyon euroluk katkıda bulunma kararı aldıydı. Aynen Annan planı arifesinde olduğu gibi.
MESEJLAR BİTMİYOR! Mesela şimdilerde de devam ediyor. Kelimeleri gelinlik kız gibi süsleyip püsleyip barışçı söylemlere dönüştürüyorlar! Taraflara politik dilden çok edebiyat yapar gibi yumuşatılan kelimelerle çağrılar yaparlarken, çözüm olduğunda adanın nasıl refah ve saadete kavuşacağının mesajlarını veriyorlar! Kahve telvelerine bakar gibi geleceği okuyup “hadi evlatlarım anlaşın da şu çözümü sağlayalım” diyorlar… FAKAT: Bu güzelim söylemler devam ederken bakın bir yandan da neler oluyor: “İsrail ile Rum tarafı denizde ve havada askeri tatbikat yapıyorlar! Buna karşın müzakere masasında gözlemcisi olan AB’den tıs çıkmıyor! En azından, “müzakereler devam ederken bu tip kışkırtıcı tatbikatlardan kaçının zaten bölge ateşler içinde yanıyor zaten İran füzelerini patlatıp ardından İsrail’i bir gün nasıl haklayacağının düşmanlık dolu açıklamaları ile tehdit ediyor, zaten TC ile AB mültecilerle ilgili şartlı anlaşması sinirleri tambura teli gibi germiş ha koptu ha kopacak yeni anlaşmazlıkların krizlerine giriliyo. Bari ey Rum liderliği biraz sakinleş, ateşe benzin dökme” demiyorlar!
HİÇ SANMIYORUZ! Dün Havadis gazetesinden Esra Aygın’ın AB Parlamentosu Başkanı Schuls ile bir röportajı yayınlandıydı. Ayni zamanda Filelefteros gazetesinde de ortaklaşa yayınlanan bu röportajda Schuls’un söylediklerini şöyle bir taradım. Mesela “Kıbrıs’ın birleşmesi ile AB de sonunda gerçek anlamda bir birlik oluşacak” diyordu!
Pekala bu birleşmenin tamamlayıcısı son halka kim olacak? Zaten Rum tarafı AB üyesidir. Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır dediği anavatanı Yunanistan da AB üyesidir.. Geriye kalıyor Kuzey’deki Türk halkı! Demek ki AB’nin bugüne kadar “tam bir birlik olamamasının tek nedeni Kıbrıs Türk halkının dışında kalmasıymış! Meğer biz neymişiz be abi!
TÜRKİYESİZLEŞTİRME SENARYOSU: Anastasiadis “AB müktesabatı 1. hukuk olacak” diye boşuna yırtınmıyor! Ve bazıları euronun tadı ile tatlı tatlı yalanırlarken, “AB’ye girdiğimizde Türkiye’nin garantisine ihtiyacımız olmayacaktır” propagandasını boşuna yapmıyorlar! Ve bazılarımız “askerlik kalksın” diye yollarda boşuna yürümüyorlar! Ve son zamanlarda TC ile ilişkilerde “iki ayrı dünya ülkesi” gibi anlaşmalar yapıp karşılıklı taahütlerde bulunulması da boşuna değilmiş!
Vesselam “bindik bir alamete…” Henüz kıyamet falan yok ama eğer bizi çorap ipliğine bağlar gibi bir çözüme bağlar, ardından da Türkiyesiz bir Kıbrıs “oluştururlarsa” işte o zaman “gideceğiz kıyamete!”
**********
HAZİNE KURUDU MU? (BİRİKİM ÖZGÜR’ÜN FERYADI!)
Allah kimseyi “hazinedar” yapmasın! Hele almadan vermek, kazanmadan sarf etmek, toplamadan harcamak zorunda kalıyorsa! Vakti zamanında önemli söyleyeceği var diyerek Padişahın huzuruna çıkan bir gariban yalvar yakar yardım ister.. Padişah çıkarıp bir “onluk” verir! Çil çil altınlar beklerken, dilenciye sadaka verir gibi verilen bir onluk adamın gücüne gider. “Bu ne” der, “siz ki yedi düvelin padişahısınız…” Padişah bir sağa bir sola bakar sonra adamın kulağına eğilerek, “bana bak der al şu onluğu, çek git, yoksa öteki kullarım sana para verdiğimi işitir de buraya doluşurlarsa bunu da bulamayacaksın!..”
Birikim Özgür galiba öylesi durumlara düştü ki son uyarısını yaptı ve dedi ki “Türkiye ile ekonomik protokol imzalanmadığı için kamu maliyesi ince bir ip üzerinde büyük sıkıntılarla yürümektedir! Aman acı reçeteler uygulamak zorunda kalmayalım…”
Hemen aklıma gelmişken yazayım: O acı reçeteler uygulandığı anda bu koalisyon hükümeti tepetaklak gider. Şu veya bu şekilde yerine gelecek olan da kendinden önceki hükümetin neden gittiğini bildiği için daha hükümet programını bile yapmadan Ankara’ya gider, KKTC-TC Mali ve Ekonomik protokolünü imzalar! Ve göreve başlarken bilir ki mali yönden kriz çıkmayacaktır…
ŞİMDİ SORALIM: Eee, bu gidişin sonu eğer siyaseten böyle ise mevcut hükümet neden protokolü imzalamasın? Çünkü efendim bizzat CTP içindeki bir kesim “özeleştirmelere falan karşı imişler!” Çünkü sendikalar da zaten tabiatları gereği her şeye karşı olduklarından dolayısıyle onlar da karşı imişler! Çünkü ve hatta artık memleketin ekonomik geleceğini Güney’le işbirliğinde gören KTTO’sını bu TC’li protokoller ırgalamadığından onlar bile da karşı gibiymişler!
Çünkü yapacak başka muhalefetleri olmadığından muhalif siyasi partiler de muhalefetleri gereği karşı imişler!
CANI EPEY SIKKIN. Bunca “karşı oluşu” karşısına almak zorunda kalırken “artık yetti be” diyen Birikim Özgür de gözlerini kapatarak “e be ben de size karşıyım işte” dedikten sonra “zaten bilir bilmez işkembe’i küpradan atıyorsunuz” çıkışı ile “restini çekiverdi!
GELELİM CİDDİYETE: hatırlanacaktır. Yorgancıoğlu Hükümeti döneminde de 2013-2015 Mali ve Ekonomik protokolü imzalanmasına karşın uygulama hiç denecek kadar az oldu! Sadece “Sütçülük” Kooperatif haline getirildi ki bugün de üretimine başarı ile devam ediyor.
Öte yandan: Rekabetsiz “özelleştirmelerin” tekel yarattığı gerçektir.. Fakat KKTC’deki kaygı bu ekonomik gerçekten çok, Sol kesimin eldeki devlet sektörlerini kendi siyasi iradesi altında tutmak istemesinden kaynaklıdır.. Üstelik bu tutumun çitasını yükselttiğinde görüyoruz ki TC’nin içinde ve iradesinde olmadığı bir sosyoekonomik yapı gözlemektedir. Fakat “Türkiyesiz” kaldığında da mevcutların yıkılmasını bile önleyememektedir! Kurumlar ortada! Kısaca sorunu TC ile çözmekten başka çare yoktur!
































