Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ARADAKİ “İYİMSERLİK” FARKI: (RUM TARAFININ OLMAZSA OLMAZLARI!)

Anastasiadis’li Rum Tarafı ile Akıncı’lı Türk tarafındaki en açık seçik fark müzakere sürecine yönelik “iyimserlik” gösterisidir. “Kabul” diyoruz.
Evet Türk tarafı çözümsüzlük nedeniyle büyük kayıplara uğradı hâlâ kaybetmeye devam ediyor.
Evet Türk tarafı dünyadan izale edildi hâlâ dışlanmaya devam ediyor.
Evet Türk tarafı dünya hukuğu içinde yerini alamadı hâlâ da alamıyor!
Evet Türk tarafı 1974’den sonra Rum’dan kalan mülkü  “iyi yönetemediği”  için bugün hesap vermesi gereken taraf durumuna düştü hâlâ da hesap vermesi istenmekte!
Evet Türk tarafını TC’den gayrı hiçbir ülke tanımadı hâlâ da tanımamakta ısrarlı!
Evet Türk tarafı  nüfus ve mülk çoğunluğunu elinde bulunduran Rum tarafına karşılık azınlık konumundadır ve 41 yıl sonra bile hâlâ bu konumundan  kurtulmadı!
Ve evet doğrudur: Türk tarafının çözüm istemek için “yüz nedeni vardır fakat Rum tarafının sadece üç beş tane!”
BUNA KARŞIN. Yeniden 1974 öncesine dönmeyeceğim! Rum-Yunan ikilisi Türk halkına neler yapmadı  demeyeceğim! Bu nedenle Rum  tarafı müzakerelere bile layık değildi de demeyeceğim! Zaten Annan planına hayır demekle şansını yitirmişti hükmüne de varmayacağım!  
Fakat:  “Tük tarafının çözüm istemek  için yüz nedeni varsa Rum tarafının çözüm istemek için sadece  üç beş nedeni” vardır dediğimin arkasında dururken “o nedenlerine itirazım vardır” diyeceğim! Çünkü: O “Çözüm koşulları” dediği nedenlerden her biri, vakti zamanı geldiğinde ipini çektiği anda Türk halkının boynuna dolanmış ilmiğin sıkışıp “ölüm fermanını”  okuyacağı müthiş tuzaktır! Bunları  tekrar ederken, Rum tarafının kesinlikle istediklerini  bir daha yazalım: 
Bir: Evvel emirde Türkiyesiz ve TC’nin garantörlüğünü içermeyen bir Kıbrıs! Hem askeri hem nüfusu ile…
İki: Çözümde iki bölgelilik esas da alınsa kesinlikle uygulanacak AB müktesebatı. Dört özgürlüklerle birlikte…
Üç: Siyasi eşitlik yerine “üniter  bir federal Kıbrıs..” Yürütme ve güç paylaşımında çoğunluk azınlık sistemi ile!
Dört: Cumhurbaşkanı ile öteki parlamenterlerin Türk Rum seçmenleri tarafından birlikte oylanması. Çapraz oylama dedikleri… 
Beş: Mülk sorunu ile sınırların yeniden çizilmesinde   Annan  planı esas alınırken, bu kez o  mülklerin üzerinde mülk ve  toprağın Rum sahiplerine iadesi…
GERİYE KALAN NE? Nüfusu 250 binlerde seyreden minik bir Türk cemaatı!  Üstelik nüfus artışı bile denetlenirken!.. Dikkat diyoruz. Gün gelir bir parmağımızı ısırırken on’unun birden sızısı yakar yüreğimizi!
    **********  

     KKTC DEVLETİ: (ZAFİYETE DÜŞMÜŞ DE OLSA BİZİM DEVLETİMİZDİR.)
Hükümetin artık konuşup açıklamalar yapmak için  sermayesinin kalmadığı yerde, önüne gelenin konuşmasını yadırgamamak gerekir. Dolayısıyle “başarısı” sorgulamalı fakat natıkası güçlü Lefkoşa Belediye Başkanı Harmancı’nın TC’den akan suyun, Hükümetin  acizliğinden dolayı hâlâ çözümlenmemiş yönetim ahvali karşısında konuşup açıklama yapması çok olağandır.
Öyle de her şeye karşın bu memleketin bir devleti bulunduğunu, anayasası, meclisi, siyasi partileri, kurum kuruluşları ile bir siyasi iradesi olduğunu düşündükte insanın  canı sıkılır! Çünkü “yönetim erki” şamar oğlanına döndü bu da halk katlarında “devletin aczi ile güvenirliğini yitirmesini” getirdi! Çünkü  güven duyulmayan bir devlet zaten istese de “memleketi yönetemez!” Dolayısıyle TC’den akan suyu da yönetemez!
Buna karşılık ne diyor Harmancı? “Tepkim çok sert ve büyük olacak!”  Ne için, kime karşı? “Eğer bu suyun yönetimi Beski’ye verilmez ve de TC’nin istediğince özelleştirilirse bu konudaki tüm karar sahiplerine karşı!”  Artık muhatap kim olursa! Ankara da dahil, Kalyoncu’lu hükümetle birlikte suyun yönetimini kim kime peşkeş çekmişse!
YA BU SU AKMASAYDI? İyi ki de geldi, iyi ki de aktı! İnsanlar  işini gücünü bıraktı suyun peşine düştü! Memleket bu nedenle amipler gibi bölünüp yeni  amipler doğurdu! Serçeler kartal, kediler aslan oldu! Mübarek su önce TC’den aktığı için Türkiyeliydi, aktıktan sonra Kıbrıs tabiyetine geçti! Ve sonunda dendi ki suyu biz yöneteceğiz. Lefkoşa Belediye Başkanı bir adım daha öne çıktı, “Sarayönü meydanında darağacımızı kuruyorlar”  dedi. Kim? KKTC’ye su akıtan Türkiye! Sanırsınız kezzap suyu akıtıyor!
TAM BU SIRADA:  Rum tarafında zaten Yunanistan’sız tek bir yatırıma imza atmayan Anastasiadis’li Rum liderliği neredeyse enosisi gerçekleştirecek kadar gözümüzün içine soka soka “Helen birlikteliği” kurarken,   yanına İsrail’i de alarak hemen her konuda işbirliği anlaşmaları yaparken, gazı da borularla Yunanistan’a aktarmayı görüştüler.. Ne kavga ettiler ne birbirlerine mesela “bizimkiler” gibi TC’nin suyunu işaret ederek, “sidik içeriz ama senin suyunu içmeyiz” dediler!
İÇİNE DÜŞTÜĞÜMÜZ GAYYA KUYUSU: Vakti zamanının partisi TKP’nin kuyruğuna takılıp sürüklenirken fark ettiydim! Kıbrıs Türk halkının ulusal değerlerini değil, kafalarına enjekte ettikleri   “öğretilerin” peşinde koşuyorlardı.. O da olsa olsa “ütopya” oluyordu çünkü mevcut ortamda beslenip yeşerme olanağı yoktu. Neyse ki sonradan Annan planı ile  şimdilerdeki şu  “çözüm süreci” icat edildi de o öğretilerini “globalizm” maskesi altında yeniden hortlatmak imkânı buldular! Tutun ki suyun kaynağı durumundaki Türkiye’ye tepki de bunun sonucudur!
KISACA: Kıbrıs Türk halkı bugünkü kadar “yönetim zafiyeti”  içine düşmediydi! Su konusundaki tutumu  somut ispatı oluyor ama bir yandan  da insanı acıtıyor!     Çünkü biz devletimizi severiz. İnsan sevdiğinin böylesi durumlara düşmesini, bir belediye başkanı tarafından böylesine hırpalanmasını, sendikaların birliklerin ikide birde kapısına dayanıp hak hukuk arama bahanesi ile devletin itibarını yerle yeksan etmesini, demokrasiyi bir kalem geçin, sindiremiyor işte!