Bir yabancı diplomat sordu;
“Referandumda propaganda süresi sizce ne kadar olmalı?”
“2 veya 3 ay yeter” gibisinden safça bir yanıt verdim.
Yanıt ağzımdan çıktığı an fark ettim saftirikliğimi.
“Ne o yakında referandum mu var” diye soruyla cevap vermeliydim aslında.
“Evet, yakında referandum mu var da bizim haberimiz yok.”
Mart ayında, yani Rum tarafında Mayıs’ta yapılacak milletvekili seçimlerinden önce “müzakereleri bitirelim referanduma gidelim” diye bir heves olmuştu.
Bu hevesi yaratan ve körükleyen de AKEL yöneticileri idi.
Sanki olası bir referandumda evet oyu kullanacaklarmış gibi “referandum seçimden önce olsun, araya seçimler girerse biz Anastasiades’e çok saldıracağız dolayısı ile geriye dönüşümüz zor olur” demişlerdi.
Bizde de başta Akıncı ve Talat olmak üzere pek çok çevre “Mart’ta referandum” fikrine pek sıcak bakmışlardı.
Olmadı.
Şubat ayına girdik ve bırakın referanduma gitmeyi henüz görüşmelerde zor konulara bile girilmedi.
AKEL yine “kitle kuyrukçuluğu” yaparak oy toplama peşine düşecek.
Anastasiades’in görüşme masasında “seçim hareketleri” çektiği kulaktan kulağa aktarılıyor.
Anlayacağınız, Güney’de Mayıs’ta yapılacak seçimler görüşme masasını esir alamaya başladı.
Allah kerim mayıs sonrasına.
***
Referandumda propaganda süresinin ne olması gerektiğini merak eden yabancı diplomat, toprak ve mülkiyet sorununun nasıl çözüleceğini de merak eder gibi göründü.
Sanki yanıtlarını bilmiyormuş gibi bir dizi soru sorup durdu.
“Paraları masanın üstünde görmeden evet demeyeceğim” yanıtını alınca da muzip muzip güldü;
“Mr Akıncı da aynısını söylüyor..”
Evet, “Mr Akıncı” da aynısını söylüyor ve doğru söylüyor.
2004 referandumunda hem bu köşenin yazarı hem de Akıncı Kıbrıslı Türklerin evet demesi için çok uğraştı.
Bu yüzden başlarına gelmedik kalmadı.
Üstelik ortada para yokken ve evlerinden yurtlarından olacak Kıbrıslı Türkler için nerdeyse hiçbir somut proje yokken biz insanlara “çözüm için evet deyin” şeklinde kefil olduk.
Aradan 12 yıl daha geçti.
Şimdi Rumları memnun etme, Rumların evet demesini sağlamak adına aynısını bir kez daha yapalım mı?
Kıbrıslı Türklere “kusura bakmayın evinizden çıkacaksınız ama sonra ne olacak bilmiyoruz” mu diyeceğiz?
Kimse bizden yeniden böylesi bir saflık beklemez herhalde.
Herkes bir çözümde kendi çıkarları peşinde koşturuyorsa Kıbrıslı Türklerin çıkarlarının bekçisi elbette biz olacağız.
Bir çözümün bedelinin 20 milyar euro civarında olduğu söylenir.
Avrupa’nın şu veya bu ülkesinde batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca euro veren Avrupa Birliği Kıbrıslı Türkler ve de Kıbrıslı Rumlar için 20 milyar euroyu mu acıyacak?
Acıyacaksa, bir zahmet Kıbrıslı Türkleri de kendisi ikna edecek.
“Herkesin bir kırmızı çizgisi vardır” denir ya.
Benim de kırmızı çizgim budur;
Paraları masanın üstünde görmeden asla…
































