Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİLLUR SULAR AKARKEN: (GERÇEK OLAN BÜYÜK MUCİZE VE BİR ANIMIZ)

Rahmetle andığım baba Cemal Togan’la oğlu Sadi Togan’ın birlikte yönettikleri Bozkurt gazetesindeki  “köşemde” yazarken zaman zaman Mağusa’dan haberler geçiyor bazen da Lefkoşa’lara ve ötesi yörelere kadar giderek röportajlar yapıyorum… Henüz “kaymakam” yerine  “müsteşar”  kelimesinin kullanıldığı yıllar.. Bir gün  Mağusa müsteşarı Rahmetlik İsmet Besim arar beni..   Lefkoşa İngiliz Elçiliğinden bir ataşenin  bizimle görüşmek için Mağusa’ya geleceğini Mehmet İspano’nun lokantasında öğle yemeği yiyeceğimizi  haber  verir. Öğle üzeri ben, İsmet Besim, Rahmetlik İsmet Kotak ve Avukat Ayhan Çiftçioğlu lokantada buluşuruz. Bizi karşılayan  çocuksu yüzü ile olduğundan daha genç gözüken Mr. Peck adlı bir ataşedir. Harika Türkçe konuşmakta en yeni kelimeleri defterine yazıp onları da cümleler içinde kullanmaya gayret etmektedir. Mesela o dönemlerde dilimize kattığımız yeni Türkçe kelime “sorun”dur. Genç ataşe her vesile ile  bu “sorunu” cümleler içinde kullanmaya özen göstermekte. Yıl 1965 yada 66’lar mı bilemiyorum…
Sohbetimiz tabi Kıbrıs siyasi sorununa odaklı… Rumlar bizi adanın her yanında ablukaya almış! Kimseler köyünden kasabasından kentinden dışarıya çıkamaz durumlarda. Zaten yer yer de çatışmalar olmakta, tutun ki Türk halkı yediden yetmişe mücahit, mevzilerde yatıp kalkmakta, olası Rum milis ve Eoka B’nin saldırılarına karşı tetikte nöbete durmakta…
PIPE LINE İLE GELECEK SU: Genç İngiliz ataşesi ile konuşa konuşa “taksim”e kadar geliveriyoruz. Ve çözüm olacaksa  “taksimden” başka bir çarenin olmadığını  savunuyoruz. Mr. Peck dikkatle dinliyor, adanın geleceğini okumaya çalışıyor ve tabi ki ilginç sorular yöneltiyor. Birisi de şu oluyor: “Pekala diyor adayı taksim ettiniz su sorununu ne yapacaksınız?”  Ani bir refleksle “Türkiye’den pıpeline’larla su getireceğiz” diyorum.. Sonrası konuşmalarımız da  suyun önemi ile iki halk arasında nasıl paylaşılabileceği, TC’den gerçekten gelip gelemeyeceğiyle ilgili oluyor.
NEDEN GELMESİN.  Ertesi gün daktilomun başına oturduğumda olay zaten aklıma fena halde takılmış, konumu “suya” ayırıyorum. Ve eğer adanın geleceğini kurtarmak istiyorsak tarihi boyunca kurak ve çorak olan bu adaya Türkiye’den borularla su getirmekten başka çarenin olmadığını yazıyorum…  Yazım ertesi gün Bozkurt’taki Köşemde yayınlanıyor. Tabi  haddimi aşmadan, teknik konulara ellemeden olayın sadece tarımsal yararı ile siyasi kazanımını yorumluyorum.          SAMSON’UN TEPKİSİ: İki gün sonra  Nikos Samson sahibi olduğu gazetesinden bana şöyle  cevap veriyor: “Eşref Nidai açıkgözdür. Türkiye’den Kıbrıs’a su gelsin,  Demirel istediğinde suyun vanasını açsın, istediğinde kapatsın bizi  suya bağımlı hale getirsin!”  Fakat Samson “Türkiye’den su gelemez” demiyor! Aksine gelirse eğer, Kıbrıs’ı suya bağımlı hale getireceğinin korkusunu seslendiriyor!        İSMET KOTAK’IN TEPKİSİ:  (O günleri yeniden hatırlamaya çalışıyorum. Bazı olaylar bir sis perdesi arkasında kalmış hatırlayamıyorum. Mesela Kotak’la konuşurken “TC’den gelecek suyu öne çıkaralım” mı dedikti bilemiyorum.. Fakat her ikimizin de Kıbrıs’a akacak  suyu çok önemsediğimiz  muhakkak. Nitekim ertesi gün bu kez rahmetlik İsmet Kotak dalıyor suya. Kendine özgü o püfür püfür hamaset kokan üslubu ile “borularla ve denizi aşarak Türkiye’den akacak billur sulardan” söz ediyor…          Refikim Kotak’ın heyecanı büyüktür. Zaten bir konuya kafasını taktı mı doğru veya yanlış sonlandırana kadar sürdürüverir, TC’den akacak su konusunu da ayni efkârda benimser… Ve Bakan olduğu dönemlerde de hep Türkiye’den Kuzey’e akacak  “billur sulardan” bahseder… Tabi politikanın şah damarında attığı için de paratoner gibi bütün yıldırımları üzerine çeker!  Hatta “billur su ile ilgili karikatürler”  bile çizilir… Tabi bu etki tepkiler ilerleyen yıllar itibarı ile olagelmektedir..  Ki arada TC’den gelen Devlet Su İşleri heyeti ile de ayni masada buluşup yemek yerken hep sudan söz ederiz. Adanın suya ne kadar ihtiyacı olduğunu söyleriz. Hatta Belediye Başkanlığı döneminde Mustafa Adaoğlu, Bülent Ulusu’ya Mağusa’da karşılama yaparken Namık Kemal  meydanına üzerinde “su isteriz”  yazılı koca bir pankart asar. Sonrası dönemlerde Demirel de su ile çok yakından ilgilenir. Rahmetliyi de Kotak’a yaptıkları gibi tefe koyup çalarlar! Karikatürlerini yaparlar, kısaca alay ederler!
PEKALA AMA NEDEN? Kıbrıs Türk halkı susuzluktan yanıp kavrulurken ve kesinlikle suya ihtiyacı varken neydi bazı kesimlerin TC’den gelecek bu suya tepkileri! Neden inanmıyorlardı? Neden alay ediyorlardı? Neden olamaz derken olamayacağına inandıklarından seviniyorlardı!  Neydi ki sorunları?
SORUN ŞUYDU: Ki bugün de odur! Bu ülkede sistematik şekilde ve yıllarca bazı siyasi çevreler kafalarının ideolojilerine göre “Türkiye yanlıları-Türkiye karşıtları” diye olumlu tek yanı   olmaması gereken “lobiler” yarattılar! Sonra da bu  “lobileri” politika arenasında kullandılar! Çünkü çok kullanışlıydı!  Zaten  olayın asıl rengi  “bir kesimin  “Atatürkçülük ve Anavatana bağlılığını” kendi siyasi iktidarını sürdürmek uğruna istismar etmesiyse,  diğer kesimin   de “Sağ”  olarak adlandırdığı ve “milliyetçi” dediği bu istismarcı  kesime misilleme olarak sırtını  “Türkiye”ye dönmesiydi! Her iki politika da yanlıştı! Nitekim bu yanlış politikalar sonucunda  Sol kesim ideolojik saplantısıyle  adadaki Türk askerini şaibe ve töhmet altına sokmaya çalışırken,  “kesimler arası” kamplaşmaları  kaçınılmaz husumetlere dönüştürdüydü! Suya yönelik tepkiler de o husumetin yansımasında “Türkiyeli su” saplantısı oluverdiydi! 
ARTIK İNSAF AMA: Sol kesim yetişip siyasallaşırken “sadece kuyruklarına  takılı gençlerin anlayacağı sloganlarla süslenmiş “öğretilerden” ibarettiler! Buna rağmen  Tepkileri ile kızgınlıklarını “horlanıp dışlandıkları” için anlamak mümkündü! Fakat artık kaçıncıdır iktidardadırlar! Ve aralarından  iki de sol etiketli politikacı  Cumhurbaşkanı  yani “görüşmeci” çıktı!
Buna karşın hükümet oldukları dönemlerde ağızlarına sığmayan  o büyük laflarına sarılı iddiaları ile vaatlerini de gerçekleştiremediler! Çözümü sağlamaya  muktedir olamadılar!   Hele istikrarla iç barışı hiç koruyamadılar!
KISACA DİYELİM. Pipeline’lerle Türkiye’den su gelecektir dediğimin ve tabi inandığımın üzerinden tutun  ki 48 yıl geçti. Bu gün o su “hayatımıza hayat, varlığımıza varlık katmak için Kuzey’e akmaktadır.  Bu su “sahiplenilecek, yönetilip sayesinde para kazanılacak  bir mal değildir!  Kuzey’i yeniden yeşertip yeniden var edecek “aziz,  velinimet, Allah’ın Kıbrıs Türklerine bir büyük armağanıdır. Onu en iyi şekilde kullanıp ondan en iyi şekilde yararlanmaktır en büyük insanlık ve politika. Neden uğruna  kavga edilsin ki!