Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ustalık döneminde “iki-bir” atmak

Geçenlerde sosyal medyada okudum: “Sokakta canlı bomba farkederseniz polise telefon edip ‘Burada Cumhurbaşkanı’na hakaret eden biri var’ diye ihbar edin. Gelip onu hemen gözaltına alsınlar.” 
Cumhurbaşkanı Erdoğan son yıllarda zarları nasıl atarsa atsın çoğunlukla iki-bir geliyor. Ustalık dönemi belli ki kendisine hiç yaramamış. Halbuki acemilik döneminde her attığı düşeş (Farsça iki tane altı) gelirdi. Ustalık döneminde işler ters gitmeye başladı.
Önce liberal aydınlar kendisini terketti. Ya da Cumhurbaşkanı onlara “Sizinle yolumuz buraya kadardı. Siz kendi yolunuza ben kendi yoluma” da demiş olabilir. Arkasından Gülen Cemaatı’na karşı savaş ilân etti. Orası da belli değil ya. Kim kime karşı savaş başlattı? Cemaat Erdoğan’ı alaşağı mı etmek istedi yoksa Cumhurbaşkanı “Ben artık ustalaştım, sizin katkılarınıza ihtiyacım kalmadı” mı dedi? Alacalı bulacalı bir durum.
Arada bir hasbelkader düsse (Farsça iki tane üç) attığı da oluyor. Türkiye’den Kıbrıs’a taşınan su, bu durumlardan biridir ve bugün alâyı valâ ile açılış törenleri yapılacaktır. Hem karşı yakada hem de bu yakada. (Siz bu satırları okurken törenlerin detaylarını biliyor olacaksınız.)
Bu vesileyle ne denli övünse yeridir. Gelecek yarım yüzyılın KKTC su ihtiyacını gidermiş gibi görünüyor. Yiğidi öldür ama hakkını da ver. Kanımca bu su hattına veya suya “Cumhurbaşkanı Erdoğan Suyu” adının verilmesi uygun olur. (Suyu kimin yöneteceği yani su parasını kimlerin toplayacağı beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Para toplayanlar ve sistemi idame ettirenler ne kadar az olursa genel giderler o kadar düşük olur. Cebimizden çıkan para da o kadar az olur. Ben eskiden olduğu gibi kullandığım suyun parasını ödemeye devam edeceğim. Tek farkla ki aradığım zaman su bulabileceğim. Şimdi bulamıyorum. 1930’ların sloganını tekrarlamaktan dilimde tüy bitti: “Bağrımız yanıktır, su ver Necati!”)  
Önümüzdeki günlerde Avrupa’nın patroniçesi Angela Merkel’in Türkiye’yi ziyaret edecek olması da Cumhurbaşkanı Erdoğan için olumlu bir gelişmedir. Avrupa, Süriye göçmenlerinden çok rahatsız. Bir çaresine bakmak istiyorlar. Erdoğan da haklı olarak diyor ki “Bizim dört yıldır yaşadıklarımıza, dört ay dayanamadılar.”
Avrupa’dan gelecek olan birkaç milyar Avro, hastaya ilâç gibi olacak. Batı basını 3 milyar Avro’dan söz ediyor. Türkiye ekonomisinin görüntüsü hiç iç açıcı değil. (Halbuki acemilik döneminde işler, ne güzel, tıkırında gidiyordu.) Bazı delikleri kapatmak için iyi gelecek. Ne var ki Türk uçakları dağı taşı bombalamaya devam ettiği sürece ekonomide delik değil körkuyu açılmaya devam edecek. İçine at, at; ne doyar, ne dolar. 
Türkiye epeyidir Süriye göçmenleri için yardım gelmesini bekledi durdu. Baktı, gelecek gibi değil, ya göz yumarak ya da teşvik ederek suyun yönünü Avrupa’ya çevirdi. Göçmenler Avrupa’yı istilâ edince Avrupalılar “Aman, etme eyleme!” diye haykırmaya başladılar. Şimdiki durum, “Biz parayı verelim, sen de bu göç akınını durdur” noktasındadır. Avrupalıların tek ağızdan ve tek gönülden Erdoğan’ı sultanlıkla suçladıkları bir dönemde egosentrik Merkel’in Erdoğan’ın ayağına gitmesinin nedeni kuşkusuz budur.
Süriye konusunda, görülen odur ki, Erdoğan’ın iki-birden başka zar attığı yok. “Birkaç ay içinde inşallah Şam’da namaz kılacağız” öngörüsünde bulunduktan birkaç yıl sonra İslâm Devleti yandaşları, Ankara’nın göbeğinde bomba patlatıp birkaç yüz kişiyi ya öldürdüler ya da sakat bıraktılar. (Belli ki Türkiye istihbarat sıkıntısı çekiyordur. Buna da şaşırmamak gerekir. Cumhurbaşkanı, Cemaat’ın inine girecek diye polis ve istihbarat teşkilâtlarını altüst etmiştir. Her iki teşkilâtın da doğru dürüst çalışmadığı görülüyor.)    
“Es’ad” yani bizim Esat dediğimiz ki “daha saadetli, çok hayırlı, en mutlu” demektir “Esed” yani “aslan” olduktan sonra işler karışmaya başladı. Türkiye, Esat’a karşı savaşanlara açıktan veya el altından yardım etmeye başladı. Ne var ki Müslüman Kardeşler adı altında yardım ettiği gruplardan biri IŞİD (DAEŞ, DAİŞ veya İD) peyda olup acımasızca kafa kesmeye başlayınca Türkiye zor durumda kaldı. Kıvırtmaya çalıştı ama pek inandırıcı olamadı.
Bu arada Peşmergeler yani Irak Kürtleri ve PYD yani Süriye Kürtleri ön plana çıkıp Amerika’nın stratejik ortakları oluverdiler. PKK’nın ikiz kardeşi olan PYD’nin Amerika tarafından kollanıp silâhlandırılması Erdoğan’ı çileden çıkardı. Elan Türkiye, Esed’e, İslâm Devleti’ne ve PYD’ye düşman; Amerika ise Türkiye ve PYD ile dost, Esat’a ve İslâm Devleti’ne düşman.
Bu karışıklık yetmiyormuş gibi, Putin super bir gücün varisi olduğunu hatırlayarak Esat’a yardım etmeye ve uçakları Esat’a karşı olan tüm grupları bombalamaya başladı. Bu, herhalde Erdoğan politikalarına vurulan son darbe oldu. Erdoğan, ne Obama’ya ne de Putin’e “van minüt” çekecek konumda olmadığına göre Süriye politikasını değiştirmek zorunda kalacak ve belki de bir süre daha Esat’la birlikte yaşamanın yollarını arayacaktır. Burnu Kaf dağında olan, her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilen biri için böyle bir durum, katlanılamayacak bir zillet olmalı.
Erdoğan’ın galiba tek tesellisi oğlu Bilal’in İtalya’da doktora yapmaya başlamasıdır. Diplomayı almayı başarırsa, hiç kuşku yok ki, sıfırlamayı da öğrenmiş olacaktır.